© Vehyor 2026 – Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.
← Tüm Bölümler

DP1 - Belcas-Zifars Savaşı

Ay Çağı 325 yılında iki ordu Zifars'ın kuzeydoğu sınırında karşılaştı. Savaşın kesin bir sebebi yoktu. Belcas kralı I. Ianco, başkentinin kuzeyindeki Therovald Düzlüklerinde Zifars casuslarının kol gezdiğini iddia ederek ordusunu toplamış ve Zifars'a savaş ilan etmişti. Zifars tarafı casusluğu inkar etse de iki ülkenin ilişkilerinin son zamanda epeyce gerilediği, düşmanca mektuplaşmaların hiç durmadan yapıldığı ve savaşın er ya da geç kaçınılmaz olduğu biliniyordu.

Belcaslıların adalar krallıklarında eşi benzeri görülmemiş düzendeki ordusu ikiye ayrılarak Kral Ianco ve korumalarına yol açtılar.

Zifars kralı II. Halosa ve beraberindekiler de atlarını meydana sürdüler. İki kral birbirlerine yaklaştı, Halosa oldukça öfkeli görünürken Ianco'nun yüzünde rahatsız edici bir gülümseme vardı.

"İstilacı köpek."

Zifars kralı, atının üzerinde kılıcını çekti ve Kral Ianco'ya doğrulttu, bir yandan atıyla Belcas kralının etrafında daireler çiziyordu.

"Seni düelloya davet ediyorum, bir avuç mertliğin varsa bu kadar adamın ölmesine göz yummazsın."

Kral Ianco ince bir kahkaha attı.

"Ordum ordunu her konuda üçe beşe katlarken neden sana Belcas hükümdarıyla kılıç kılıca çarpışma onurunu bahşedeyim, derebeyi kılıklı çapulcu?"

"Bütün haneni kılıçtan geçireceğim," dedi Halosa boştaki eliyle bir kesme işareti yaparak. "Soyunu kurutacağım Ianco."

"Senin hanen bile yok," dedi Belcas kralı sakince. "Kraliyete dair tek bir emareye sahip değilsin, sümsük kabile şefleri gibisiniz."

Ianco gözlerini Halosa'nın ordusundan daha ileriye, Zifars topraklarının içlerine çevirdi.

"Bu topraklar gerçek bir kralla tanışacak, hak ettiği kralla."

"Göreceğiz," dedi Halosa öfkeyle ve onun baktığı doğrultuya atını sürüp sanki savunmaya çalışarak. "Meydana geç ve Yitik Cennet topraklarına taarruz etmenin bedelini öde."

İki taraf da atlarını kendi saflarına dörtnala sürdüler. Hücum borazanları neredeyse aynı anda çaldı ve iki ordu birbirine ilerlemeye başladı.

Belcas ordusu düzen, sayı ve ekipman olarak çok ileri seviyede bir orduydu, Zifars'ın ise neredeyse bütün birimleri askeri okullarda eğitim görmüş seçkin birimlerdi ve orduda mühendislik dehası, gelişmiş mancınıklar vardı.

İki taraftan da binlerce asker öldü, dökülen kan Zifars'ın Kuzey Dağlarından akan nehirlere karıştı ama herhangi bir galip çıkmadı. II. Halosa yaralandı, Ianco ise süvarisinin kıtlığından dolayı ve ordusunun daha fazla zarar görmesini istememesi sebebiyle geri çekilme kararı aldı.

Belcas ordusu bu kararı beğenmemişti, ordu başkente dönerken Ianco'nun yirmi sekiz yaşındaki yeğeni Locavir bu memnuniyetsizliği fırsat bilerek orduyu krala karşı kışkırttı; Ianco savaşa Belcas'ın müttefiki olarak katılan Yafren ordusuna sığınmak zorunda kaldı ama Yafrenliler hem diğer orduyla savaşmak istemedikleri için hem de Ianco'nun meydan muharebesinde onları ölüme sürdüğünü düşündükleri için kralı yeğeni Locavir'e teslim ettiler.

Locavir amcasını öldürdükten sonra Belcas tahtına oturdu, yaptığı ilk iş ise II. Halosa'ya barış teklifi göndermekti. Halosa nefret ettiği Ianco'nun öldürülmesi ve kellesinin ona gönderilmesi sebebiyle çok memnun oldu ve barış teklifini kabul etti, Zifars kralı iki ülkenin dostane ilişkiler geliştirmesi konusunda ilerleme kaydetmek istediğini de ayrıca belirtti. Locavir de aynı şekilde yanıtladı çünkü Zifars'la uğraşmak para, asker ve zaman kaybından başka bir şey değildi. Amcası komşularını kışkırtıp düşmanlıklarını üzerine çeken ve böyle imparator olabileceğini zanneden bir ahmakken Locavir'in bambaşka planları vardı. Kuzey'de ucu bucağı olmayan topraklar onu bekliyordu...