© Vehyor 2026 – Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.
← Tüm Bölümler

Ocak [22. Bölüm]

"Şimdi kılıç mı yapıyoruz usta?" diye sordu Letruce.

Rantem başını salladı ve Letruce'ye örnek bir asker kılıcı verdi.

"Yeterince maden var. Kılıçlar bunun gibi olacak."

İkisi de işlerinin başına döndü. Letruce arka salonda, Rantem Usta ön salonda akşama kadar durmadan demir dövdüler. Rantem Usta yemek için onu çağırdığında toplam beş kılıç yapmıştı Letruce, geriye yalnızca kabzalarını kaplamak kalmıştı.

Birlikte yemek yiyip demircilik üzerine konuşurlarken kapı çaldı.

"Rantem, benim, Yak-Pab."

Rantem Usta ayağa kalktı ve tedirginlikle Letruce'ye baktı. Letruce sorun yok anlamında bir işaret yapınca silah ustası kapıyı açtı.

Yak-Pab içeri girdi. "Siparişler için geldim, ne durum..."

Letruce'yi görünce kaşları çatıldı.

"Ne durumdalar diye soracaktım," dedi lafını bitirerek, önce silah ustasına sonra Letruce'ye baktı. "Senin bugün kampta olman gerekmiyor muydu?"

"Kendimi iyi hissetmiyorum," dedi Letruce. "O yüzden gelmedim."

"Kampa gelip eğitimine başlayacak kadar iyi değilsin ama sıcak ocak başında kan ter içinde demir dövecek kadar iyisin öyle mi?"

Letruce bir süre cevap vermeden sessiz kaldı. "Rantem Usta'nın yardıma ihtiyacı var ve demir döverken kendimi daha iyi hissediyorum."

"O zaman Avcılar Birliğine başvuracağına demirci çırağı olsaydın," dedi Yak-Pab sertçe, bir şey daha söyleyecekti ama vazgeçti ve silah ustasına döndü.

"Hazır mı?"

"Az kaldı," dedi Rantem. "Aciliyeti varsa yarına hallederim."

"Yarın geleyim o halde," dedi Yak-Pab ve kapıya yöneldi.

"Yak-Pab," diyerek durdurdu onu silah ustası. "Oğlandan yardım etmesini ben istedim, garnizon için tekrar sipariş aldım, işler yoğun."

Yak-Pab eli kapı kolunda bir süre bekledi, sonra kapıyı açıp dışarı çıktı.

"Gerek yoktu usta," dedi Letruce. "Zaten anlamayacak."

"Olsun," dedi Rantem. "Seni sürekli sıkarak kazanamaz."

"Beni kazanmasını gerektirecek bir durum yok, birliğe katılmayı onun da söylediği gibi ben istedim."

Letruce tekrar ocağa döndü ve geç vakitlere kadar hiç durmadan demir dövdü, kılıç yaptı. Gece yaklaşırken Rantem arka salona geldi.

"İstersen bu gece burada kalabilirsin," dedi çocuğa. "Ön salona bir yatak atarız. Benim oda küçük olmasa oraya da olurdu."

"Boşver usta zahmet etme," dedi Letruce. "Ben eve gideyim, ustam bekler..."

İnsanlara her zaman söylediği gerekçeyi söylerken gerçek kafasına dank etti, yutkundu Letruce. "İşte, anladın sen."

Rantem elini çocuğun omzuna koydu. "Zor olacak evlat. Ama dirençli ol, ustan senin zayıf biri olmanı istemezdi."

Letruce başını salladı ve silah ustasıyla tokalaşıp sarıldılar, ardından çocuk dükkandan çıkmak üzere hareketlenmişti ki Rantem onu durdurdu.

"Dur, az kalsın unutuyordum."

Rantem koşarak demirci tezgahına geçti ve çekmeceyi karıştırdı. Bir şıngırtı sesinden sonra çekmeceyi kapattı ve çocuğun yanına geldi.

"Al bakalım."

Elini açtı, bir altın ve üç gümüş para vardı.

"Yok usta," dedi Letruce. "Ben sana yardım etmek ve kafamı dağıtmak istedim."

"Olmaz," dedi Rantem paraları çocuğun eline sıkıştırarak. "Sen bana bunun çok daha fazlasını kazandırdın, şimdilik bu kadar var. Önceki siparişlerden gelenle yüklü miktarda malzeme almıştım. Yak-Pab ve garnizon tekrar ödeme yapınca daha fazlasını alacaksın."

"Gerek yok usta," dedi tekrar Letruce. "Parayla işim yok."

"Bundan sonra olacak," dedi Rantem. "Şimdiye kadar ustan olduğu için ihtiyacın yoktu."

Letruce daha fazla inatlaşmayıp başını salladı. "Sağ ol usta, yarın yine gelirim. Sana iyi geceler."

Silah ustası çocuğa gülümsedi. "İyi geceler evlat."

Letruce gecenin karanlığında evine ilerledi, özellikle etrafına bakınarak yürüdü ama hiçbir sıradışı olaya rastlamadı; aslında olağan olan buyken artık hiçbir esrarengiz olayla karşılaşmamak çocuğa anormal gelmeye başlamıştı.

Uyuyor musun Rothamin, diye söylendi içinden. Sen uyumazsın, alçak.

Agrum sessizdi, akşam rüzgarı sakindi. Letruce taş kulübeye girmedi, duvara yaslanıp oturdu ve bir süre gecenin sesini dinledi. Yalnızlık ve sessizlik ağır gelmiyordu ama ustasını özlüyordu Letruce, bu kulübede durmak içindeki acı hasretin tohumlarını besliyordu. Sahiden de başka bir yere mi gitmeliydi?

Lithina'nın omzuna konduğunu fark ettiğinde gözleri yaşlıydı Letruce'nin.

"Yine mi ağlıyorsun tatlı bal?"

Letruce omzuna bakarak gülümsedi.

"Yine kendi kendine küsüp barıştın mı?"

"Küsmemiştim ki," dedi Lithina tatlılıkla. "Yani sadece biraz küsmüştüm çünkü benimle hiç ilgilenmiyordun. Ben de uzaklara gittim ve değişik çiçekleri tadımladım."

"Aferin," dedi Letruce. "Tam da senden beklenecek hareket. Yafren’in dışına çıksaydın bari, biraz da başka memleketler kıtlıkla boğuşsun."

Lithina yine küsüp kaçmak üzere Letruce'nin omzundan havalanmıştı ki Letruce şimşek gibi hızlı bir refleksle onu avuçlarının arasına alıp yakaladı.

"Bırakkk!" diye bağırdı Lithina debelenerek. "Sana bırak dedimm!"

Letruce kynoaxı bir kavanoza hapsetti. "İşte şimdi oldu, eski günlerdeki gibi."

"Aççç!"

"Şartlarımı kabul edersen açarım," dedi Letruce. "Yoksa günde sadece 3 yaprak yiyerek bu kavanozun içinde yaşayacaksın."

"Tamam söz," dedi Lithina minik kollarını kavanozun camına dayayarak. "Zaten hep seni dinliyorum ki."

"Küsmek yok, haber vermeden gitmek yok, çok uzaklara gitmek yok..."

Letruce şartlarını sıralarken eklemesi gereken daha fazla şey olduğunu düşünüyordu ama aklına gelenler bu kadardı.

"Bir de başka hayvanlarla tartışmak yok."

"Tamam," dedi Lithina tatlılıkla. "Şartlarını kabul ediyorum."

Letruce gülümseyerek kavanozun kapağını açtı, açmasıyla birlikte kynoax vınlayarak dışarı çıktı ve Letruce'ye defalarca çarparak küçük ısırıklar aldı.

Bağırarak kulübeye kaçan Letruce kollarını ovuştururken yakacak kandil aradı.

"Ben de unuttuğum neydi diye düşünüyordum..."

Kandilleri yaktıktan sonra pencere kenarında Lithina'yı fark etti ama kynoax onu görmüyordu.

"Tatlı baalll, neerdeesinn?"

Lithina’nın melodik seslenişi kafasının içinde yankılanırken Letruce pencere kenarına yürüdü.

"Daha ısıracak mısın?"

"Hayır söz," dedi Lithina kanatlarını kapatıp açarak. "Bitti."

Letruce pencereyi açtı ve kynoax içeri girdi.

"Biraz okuma yapacağım," dedi Letruce. "Sakın şu çiçeği yeme." Letruce eliyle ışıldayan gölgedenizi gösterdikten sonra sandalyeye oturdu. "Diğerlerini tamamen olmamak şartıyla yiyebilirsin."

Lithina gölgedenizin üzerine uçup konduğunda Letruce panikledi. "Lithina, hayır..."

"Sadece koklayacağım," dedi Lithina çiçeğin taç yapraklarından ışıklı çukuruna doğru eğilerek. "Hmpph. Lezzetli olsa gerek."

Letruce kynoaxın sözleri üzerine tedirginlikle ayağa kalkmıştı ki Lithina uçup başka bir çiçeğe kondu. Letruce rahatlayarak tekrar yerine oturdu ve ustasının şifacılık kitabını çıkarıp okumaya başladı. Yarım saat kadar geçmişti ve Letruce volodum bitkisini henüz bitirmişti ki kapı çaldı.

Letruce kemerindeki bıçağı çekti ve kapıya yöneldi.

"Kim o?"

"Benim," dedi genç bir erkek sesi. "Mafpi."

Letruce kapıyı açtı. "Mafpi, döndün mü?"

Genç ozan oldukça bitkin görünüyordu, neden babasıyla kız kardeşinin yanına gitmek yerine buraya gelmişti ki?

"İçeri girebilir miyim?" diye sordu Mafpi. "Ayakta duracak gücüm kalmadı, dün akşam yolda kurtlar saldırdı, atımı kaybettim ve canımı zor kurtardım..."

Mafpi konuşmaya devam ederken Letruce onu içeri aldı ve kapıyı kapattı.

"Boş bir yatağım var," dedi Letruce. "İstersen bu gece burada kal, muhtemelen seni hâlâ yolda zannediyorlar."

"Hayır demem," dedi Mafpi iç çekerek. "Ama Bilge Manhu gelecekse biraz soluklanıp eve dönerim." Mafpi etrafına bakındı. "Sahi, o nerede?"

"Öldü," dedi Letruce. "Gorphanlar, Rothamin."

Mafpi'deki değişim oldukça ani ve keskindi. Ozanın yüzü acıyla buruşurken bir gözü ve dudakları seğirdi.

"Ne? Nasıl?"

"Ben avdaydım," dedi Letruce. "Kulübe yakınlarında nöbet tutan avcılar da vardı ve hiçbir şey görmediklerine yemin ettiler." Letruce yutkundu. "Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum, başkentten ne haber getirdin?"

"Başın sağ olsun," dedi Mafpi yine de hüzünle. "Çok şaşırdım ve üzüldüm. Ne diyeceğimi de bilemiyorum.”

Bir süreliğine ikisi de sessiz kaldı, Mafpi de dağılmış gibiydi. Yine de söze giren genç ozan oldu.

"Kral ilgileneceğini söyledi, acilen yardıma ihtiyacımız olduğu konusunda ısrar ettim. Belediye başkanının oğlu olduğumu ve Avcılar Birliğinin sözcüsü olduğumu söylememe rağmen beni pek ciddiye almadı." Kaşları çatılırken Mafpi’nin yüzünde düşünceli bir ifade belirdi. "Sanki söylediklerimin masal olduğunu düşünüyordu. Beni başından savmaya çalıştı hep."

"Kendi işimizi kendimiz göreceğiz demek ki," dedi Letruce. “Senin bir isteğin var mı?”

Letruce, genç ozanın kıyafetlerinin de fazlasıyla yıpranmış ve kirlenmiş olduğunu gördü. Epey zorlu bir yolculuk geçirmiş olmalıydı.

“Sana temiz kıyafetler getireyim.”

Bir koşu odasına gitti, dolabından temiz kıyafetler çıkardı ve salona geri döndü. Mafpi’nin mahcup bir ifadesi vardı.

“Çok teşekkür ederim,” dedi ozan. “Sana da zahmet verdim.”

"Lafı mı olur,” dedi Letruce kıyafetleri uzatırken. “Bunları giyersin. Şimdi biraz uyu istersen, saat epey geç oldu."

Mafpi başını salladı, birbirlerine sarılırlarken konuştu.

“Bu arada yalnız kalmak istemezsen bize gelebilirsin,” dedi. “Yani dilersen temelli kalmak için, dilersen arada konuşup muhabbet etmek için. Nasıl istersen.”

“Çok teşekkür ederim Mafpi,” dedi Letruce. “Ama bir süreliğine bir yere gitmek istemiyorum.”

“Dediğim gibi, sen nasıl istersen. Ancak teklifim aklında bulunsun.” Genç ozan bir şey daha söyleyecek gibi oldu ama sonra vazgeçti.

“İyi geceler.”

“İyi geceler.”

Letruce odasına girdi, genç ozan ise Bilge Manhu'nun yatağına yattı. Odanın loş ışığında kanatları parlayan beyaz kynoax, genç ozan uyuyunca son yediği çiçekten kafasını kaldırdı ve Letruce'nin odasına süzüldü, geniş kapı altı aralığından içeri süzüldü ve uyuyan çocuğun saçlarına kondu.

---

Yeni günün sabahında oyalanmadan yataktan kalktı Letruce, odasından çıkıp hemen kilere gitti. Zeytin, peynir, ekmek ve elma suyu çıkarırken Rantem Usta'nın dün söylediklerinde ne kadar haklı olduğunu fark etti. Erzağı bitmek üzereydi ve alışveriş yapmak zorundaydı, bunun için de para gerekiyordu. Elinde tepsiyle kilerden yukarı çıktığında da Mafpi'nin de uyandığını ve şiltede doğrulduğunu gördü.

"Günaydın Mafpi," dedi Letruce gülümseyerek. "Uyuyabildin mi?"

"Günaydın," dedi Mafpi esneyip gerinerek. "Hem de bebekler gibi."

Kahvaltılarını yaparken Mafpi yolculuğunu, Letruce ise Ulular Dağı avında yaşadıklarını anlattı.

"Hızlı dönmüşsün," dedi sonunda Letruce. "Seni en az üç gün sonrası için falan bekliyorlardır."

Mafpi başını salladı. "Önce babama haber vereyim, sonra Avcılar Birliğine uğrarım."

"Ben de bugün kampa gideyim, dün hiç isteğim yoktu. Lider Yak-Pab bana kızmış olabilir..."

Birlikte kulübeden çıktılar ve kasaba meydanına kadar yürüdüler, Letruce Usemil ile göz göze geldiğinde Mafpi de yanındaydı ve genç kadının sert bakışlarını o da gördü.

"Küs müsünüz?"

"Evet," dedi Letruce iç çekerek. "Benim aptallığım."

Mafpi kadının ona da aynı sertlikte baktığını fark edince kollarını ovuşturdu.

"Sanki gözleriyle bıçaklıyor, en iyisi ben gideyim. Çok büyük bir sorun olmadığına eminsin değil mi?"

"Hayır," dedi Letruce. "Yani umarım büyümez. Sadece Avcılar Birliğine katılmamdan dolayı bana kızgın, biraz tartışmıştık."

Tokalaştılar ve Mafpi belediye başkanının evine doğru, Letruce ise Usemil'e bakmamaya çalışarak avcılar kampına doğru yöneldi.

Rantem Usta'nın dükkanın önüne geldiğinde kapıyı çaldı.

"Usta, benim."

Silah ustası kapıyı açtı, yüzü endişeli görünüyordu.

"Kampa gidecek misin?" diye sordu direkt. "Yak-Pab bir saat önce buraya geldi ve senin gelip gelmediğini sordu. Gelmedi dememe rağmen arka salona baktı."

"Neden?" diye sordu Letruce. "Şimdi oraya gidiyordum. Belki akşama doğru yanına gelebilirim diyecektim."

"Sen kampa gidip bir bak," dedi Rantem. "Çok sinirli görünüyordu, sözlerine dikkat et derim."

Letruce başını salladı ve kampa doğru yürümeye devam etti. Avcılar korusu uzakta belirdiğinde Rothamin'in onun yolunu kestiği yerde, yolun üzerinde Çavuş ve birkaç avcıyı talim yaparken gördü. Onun yaklaşmasıyla Pilano da ortaya çıktı ve hızlı adımlarla Çavuş'a yaklaştı. Adamın kulağına eğilip bir şeyler söylediğinde Çavuş önce biraz şaşırdı, sonra başını salladı.

Herhalde eğitim başlıyor, diye düşündü Letruce. Çok bile bekledik, umarım Lider Yak-Pab bana çok kızgın değildir.

Avcıları selamladı, Çavuş hariç hiç kimse karşılık vermedi. Avcılara doğru yürürken Pilano ve Çavuş da ona yaklaştı.

"Yak-Pab'ı çok kızdırmışsın," dedi Çavuş. "Ne yaptığını bilmiyorum evlat ama bir süreliğine ortalıkta görünmesen iyi edersin."

Letruce anlamazlıkla itiraz edecekti ki Pilano elini kaldırdı.

"Letruce, bu itiraz edebileceğin bir mesele değil. Lider on beş dakika kadar önce kesin bir karar verdi. Birlikten atıldın."

"Birlikten atıldın."

Pilano'nun sesi defalarca beyninde yankılanırken Letruce'nin gözleri acıyla nemlendi ama yumruklarını sıktı, bir damlanın bile akmasına izin vermedi. Hayır, ağlamayacaktı.

‘Birlikten atıldın.’

*
Çehremi saran hüzün gözlerimde parlamakta
Yürürüm sahte ışıkların aydınlattığı yollarda
Vangamur Çölü’nün ortasındaki Ulu Ağaç gibi
Hep tek başıma, hep tek başıma