Sersem bir halde yeni günün sabahına uyandığında olayları en başından hatırlaması gerekti Letruce'nin. Ustasının ölümünden itibaren olanları tekrar düşündü, yataktan kalkmak istemediği bir gündü. Uzunca bir süre kalkmadı ve düşüncelerle oyalandı.
Dün gece eve nasıl döndüğünü, kendini yatağa nasıl bıraktığını hatırlamıyordu bile. Yapayalnız bir halde uyurken ne gorphan vardı etrafta ne de başka bir şey. Rothamin pekala onu uykuda da avlayabilirdi, yaptığı tek bir baskının gorphan casusu korkutup kaçırmak için yeterli olmayacağına emindi Letruce, gorphanlar için başka bir sorun olmalıydı.
Nihayet yatağından kalktı ve kemerini taktı. Kilere inip iki yumurta ve biraz zeytin aldıktan sonra ocakta kahvaltısını hızlıca hazırladı ve yedi. Gün ışığında odaya tekrar göz gezdirdi, yerdeki ahşap döşemelere bakarken eskiden ustasının şiltesi olan, şimdiyse boş yerde bir farklılık gördü. Döşemede çok hafif bir kayma vardı.
‘Bu nedir?’
Ayağa kalkıp oraya yöneldi, döşemelerin etrafında ancak dikkatli bir gözün görebileceği dört kenarlı ince bir boşluk vardı.
Letruce eliyle birkaç farklı yere vurduktan sonra oraya tıkladı ve tok, yankılı, altının boş olduğunu hissettiren o sesi duydu. Kemerinden bıçağını çıkarıp döşemelerin kenarına soktu ve kaldırmaya çalıştı. Döşemeler zorlanmadan kalkarken karanlıkla karşılaştı Letruce. Geri dönüp kandillerden birini aceleyle yaktı ve eline aldı, sonra boşluğun kenarına oturup bacaklarını sarkıttı ve kendini aşağıya bıraktı. Kendini etrafı raflarla çevrilmiş ve kitaplarla dolu küçük bir odacıkta buldu. Burası ustasının kütüphanesi ve çalışma odası olmalıydı. Bu yeri bu zamana kadar fark edememişti çünkü ustasının yatağının altında kalıyordu. Bilge Manhu muhtemelen gece geç vakitlerde burayı kullanıyordu.
Eski ve tozlu bir masanın üzerinde kalın ciltli tek bir kitap ve yanında sönmüş bir mum vardı.
Letruce elindeki kandili, sönmüş olan mumun dibine bıraktı ve kitabın kapağını açtı.
"Biricik çırağım Letruce'ye...
-Agrum'dan Şifacı Manhu"
Kitabın ilk sayfasında bu yazıyordu ve sayfanın etrafında ustasının eliyle çizdiği çiçekler ve ağaç yaprakları vardı. Letruce gözlerine dolan yaşlara engel olmadı ama kitaba düşmelerini engellemek için biraz geri çekildi. Sonraki sayfaya geçti. Uzun uzun volodum bitkisi anlatılıyordu, Letruce sonraki sayfalara baktı, hepsinde bitkiler ve ilaç karışımlarına dair tarifler ve notlar yazıyordu.
Kitabı kapatıp göğsüne bastırdı Letruce.
"Usta."
Bir kağıt parçasının kitaptan yere düştüğünü görünce kitabı masaya bırakıp kağıdı eline aldı.
"Letruce, gün olur da ayrı düşersek bu kitap sana rehber olsun. Sana şifacı ol demiyorum ama bil ki doğayı ve kendini tanırsan şifa ve huzur sana yakın olur.
Seni kendi işlerim için biraz yormuş olabilirim ama hiçbir zaman seni kendi istediğim gibi biri olman için zorlamadım.
Olmak istediğin neyse o ol Letruce, kimsenin etkisi altında kalmadan karar ver buna. Ve ne olursan ol, insanlara zulmetme.
Şifacılığa gelecek olursak ihtiyar bir şifacının şu tavsiyesini her daim aklında bulundur: Sağlık bütüncül bir varlıktır, dışarıdan herhangi bir uzva gelen darbe ve zarar dışında sağlık bir bütün olarak ele alınmalıdır. Şifa bölgede değil insanda aranmalıdır."
Letruce eliyle gözyaşlarını sildi, kağıdı katlayıp kitabın arasına koydu.
"Ustam..."
Kitabı ve kandili aldı, yukarı çıkmak için yapılmış küçük merdiveni duvara dayadı ve yukarı çıktı. Sonra merdiveni yeniden, yavaşça yere bıraktı. Kapağını dikkatlice kapattıktan sonra kitabı heybesine koydu, bundan sonra bu kitabı hep yanında taşıyacaktı.
Yemeğin dağınıklığını toparlarken dün Usemil'e hediye ettiği ama Letruce aptallık yaptığı için şu an Usemil'in odası yerine masanın üzerinde duran gölgedeniz kavanozunu gördü. Gün ışığında cılız bir ışık görünüyordu.
Dün söylediklerinde bir yanlışlık olmadığını düşünse de üslubu çok kabaydı. Letruce iç çekti, Usemil'i düşünmemeye çalışarak kulübeden çıktı. Üzerinde ustasının eski gri pelerini vardı, Usemil'in hediyesi olan pelerini yüzü olmadığı için giymemişti.
Yak-Pab'ın onu en geç bugün kampta istediğini hatırladı ama Letruce gitmek istemiyordu. Kasaba meydanına girdi, Usemil bugün ortalıkta yoktu, tezgah açmamıştı. Genç kadının bazen böyle yaptığı olurdu, ayda birkaç kez tezgah açmaz ve nehre balık tutmaya giderdi. Letruce bugün de öyle olmasını dileyerek Rantem Usta'nın dükkanına yöneldi.
Dükkana girmeye çalıştı ama kapı kilitliydi.
"Usta?" diye seslendi Letruce. Kapının oradaki pencereden silah ustasının yan yan bakan gözlerini gördü. "Benim usta, Letruce."
Rantem Usta kapıyı açtı.
"Hoş geldin evlat. Biliyorsun, tedbir amaçlı."
Letruce başını sallayarak içeri girdi. Rantem onun ardından kapıyı kapatıp yeniden sürgüledi.
"Düne göre daha iyi misin? Senin güçlü bir çocuk olduğunu biliyorum, kendini koyvermedin."
"Bilmiyorum usta," dedi Letruce. "Kafam bana bir saman balyası gibi geliyor. O yüzden bir süre düşünmek yerine demir dövmek istiyorum."
Rantem bir şey diyemedi, söylemek istediği şeyler vardı ama kararsız kalıyordu.
"Peki avcılar?" dedi sonunda. "Emin misin? Avda başarılı olduğunu ve yardımının dokunduğunu öğrendim."
"İstemiyorum," dedi Letruce. "Sana siparişleri bitirmen için yardım edeyim, yapman gereken yüzlerce kılıç vardır."
Rantem'in tedirginliği yüzünden silindi ve silah ustası geniş bir tebessüm etti.
"Yardımına hayır demem," dedi gür bir sesle. "Hem de senin gibi birinin."
Letruce Rantem'in göz kırpmasıyla efsun demirciliğini kast ettiğini anladı.
"O halde ilk kılıcı senin için yapacağım usta," dedi. "Bana kılıcını ver."
Rantem belindeki kılıcı kınından çıkarıp Letruce'ye uzattı. Kısa, kavisli ve keskin bir kılıçtı bu ve çeliği epey kaliteliydi.
"Hep öyle olur zaten değil mi?" dedi Letruce gülümseyerek. "İşin ehli olan en sade ama en sağlam olanını kendine yapar."
Rantem güldü. "Adam biçmek için iyi bir çelik yeter de artar evlat. Ben kral veya lord değilim sonuçta."
Letruce kılıcı aldı. "Neler yapabileceğime bir bakayım. Madenler arka tarafta mı?"
"Hepsi orada," dedi Rantem. "Burada seri çalıştığım için demir dışında bir şey yok."
Çocuk başını sallayıp odaya yöneldi. "Ben geçiyorum o zaman."
"Dur.”
Letruce ona döndü. Adam bir şey söyleyecek gibiydi ama çekiniyordu. Silah ustası elini kızıl bıyıklarına götürdü.
"Ne oldu usta?"
"Seni izleyebilir miyim diyecektim," dedi Rantem, adeta çocuklara mahsus utangaç bir edayla. "Her gün bir efsun demircisi ocağımda çekiç kullanmıyor."
Letruce'nin gülümsemesi yayıldı. "Olur, ama heyecan yapıp kılıcını güzel yapamazsam karışmam usta."
"Yapmazsın sen," dedi Rantem kahkaha atarak. "Sen acemiliği üzerinden atalı çok oldu."
Birlikte arka ocağa geçtiler, silah ustası Letruce'ye bir demirci önlüğü ve bir çekiç verdi. Çocuk önlüğü giydi ve çekici eline aldı, sonra Rantem Usta'nın kavisli kısa kılıcını örsün üzerine koydu ve etrafına bakındı.
Aradığı belirti salondaki madenlerden herhangi birinin parlamasıydı. Letruce efsunlayabileceğini ancak bu şekilde anlayabilirdi. Arka kapının dibinde rengi kızıla çalan kahverengi bir madenin parıldadığını gördü Letruce.
"Sen de görüyor musun usta?"
"Neyi?" diye sordu Rantem etrafına bakınarak. "Hiçbir şey görünmüyor."
Letruce yürüyüp iki yumruk büyüklüğündeki parlayan madeni aldı.
"Bunu," dedi silah ustasına uzatarak. "Parlıyor, görmüyor musun?"
Rantem Usta madeni eline aldı.
"Sana parlıyor," dedi sonra. "Bana parlamıyor. Bu toprak kristali, Gandrodi’deki en eski madenlerden olduğu söylenir."
Letruce toprak kristalini de örsün üzerine koydu, kristal şimdi daha parlak, daha kızılımsı bir renkteydi. Mor orsana kadar göz alıcı bir şekilde parlamıyordu ama renk yoğunluğu hayranlık uyandırıcıydı.
Letruce damarlarına hücum eden kanı hissetti, demirci çekicinin üzerinde kızıl bir parıltı görene kadar onu havada bekletti. Çekicin ucu yoğun bir ışıkla parlayınca Letruce bağırarak onu toprak kristalinin üzerine indirdi. Kristal müzikal bir sesle çınlayıp titredikten sonra parçalandı ve ışıklar salonu aydınlattı.
Bu ışıkları Rantem Usta da görüyordu, silah ustasının gözleri hayretle kocaman açılmıştı ve heyecan içinde Letruce'yi izliyordu.
Işıkların bir bölümü Letruce'nin elindeki çekice, bir bölümü ise örsün üzerindeki kılıca akarken bir bölümü ise örsün çevresinde kümelendi, sanki su damlalarıymış gibi örsün kenarlarına yapıştılar.
Letruce elindeki ışıltılı çekiçle kılıcın üzerine üç tane kesin, sert darbe vurdu. Kılıç göz alıcı ve kızıl kahverengi bir ışıkla parladıktan sonra söndü. Örsün üzerinde bu sefer beyaz, kristalimsi bir taş gördü Letruce, taş onun bakmasıyla birlikte parlamaya başladı.
"Rüzgar kristali," dedi Rantem. "Eski efsun demircilerinin sıklıkla kullandığı söylenir. Şimdi Gandrodi'de çok nadir bulunuyor, tıpkı efsun demircileri gibi. Bununla bir kasabanın tamamını satın alabilirsin."
Letruce rüzgar kristaline baktı. Şu ana kadar gördüğü diğer parlak madenlerin aksine bu kristalin içindeki ışık dans ediyor, ara ara gölgelerle perdeleniyordu. İçinde hem kendi ışığı hem de kendi gölgesi vardı, sanki kristal katman katmandı.
Letruce çekici rüzgar kristalinin üzerine indirince silah ustası bir hayret nidası çıkardı, sonra sustu. Ezgili çınlama ve ışıklar tekrar salona yayılırken Letruce çekicini kılıcın üzerine defalarca indirdi.
Dakikalar sonra alnındaki teri sildi ve kılıcı eline aldı. Dudaklarını büzerek kısa bir bakış attıktan sonra kılıcı Rantem Usta'ya uzattı.
"Hissediyorum…" dedi berrak bir ses tonuyla. "Bu, gücü ölçülemez bir kılıç oldu usta. Kullanabilecek misin?"
Silah ustası kılıcı eline aldı. "Kılıç yapmayı bilen bir adam," dedi gür bir sesle. "Onu kullanmayı da bilir."
Her zamanki demirci sözünü söylerken gözleri kılıcın üzerindeydi. Beş saniye kadar sonra kılıcın çeliğinin etrafında kızıl siyah, ışıltılı bir hare hattı oluşunca hem silah ustasının, hem Letruce'nin ağzı açık kaldı.
"Usta..." dedi Letruce kendi eseri karşısında şaşkınlığını gizleyemeyerek. "Bu, muhteşem bir şey oldu."
"Hem de nasıl," dedi silah ustası kılıcı çevik hareketlerle boşluğa savurarak. Kılıçtan fırlayan bir kıvılcım yağmuru kenardaki demirlerin üzerine savrulunca silah ustası elinde kılıçla kaskatı kesildi.
"Usta dikkat et."
Rantem kılıcını düşünceli gözlerle biraz inceledikten sonra çeliğin etrafındaki ışıklı hare kayboldu.
"Işıklar kılıca baktığım zaman oluşuyor ya da kayboluyor."
Rantem tespitini Letruce ile paylaşınca çocuk başıyla onayladı.
"Özelliklerini yavaş yavaş tanımaya çalış usta. Gücü çok büyük, eğer yanlış yönlendirilirse felaketlere sebep olabilir."
"Evet," dedi Rantem. "Ama talim için zamanım yok, o yüzden gerekmedikçe kullanmayacağım."
Letruce eseri karşısında içten içe gururlanırken aklına bir fikir geldi.
"Bence ona bir isim vermelisin usta."
Rantem kılıca baktı, sonra harenin tekrar yanmaması için kabzasına dikti gözlerini. Bunu yapması işe yaradı ve kılıç olduğu gibi kaldı. Silah ustasının eli tekrar bıyıklarına gitti ve düşündü.
"Rantem'in kılıcı olsun ismi," dedi sonunda. "Rantem'in Kılıcı."
Letruce daha havalı bir isim bekliyor olmalıydı, o yüzden duyduğunu anlaması biraz zaman aldı.
"Ne?!"
"Yoksa beğenmedin mi?"
"Yok usta, şey..." Letruce ne diyeceğini bilemedi. "Her neyse, Rantem'in Kılıcı..."
Silah ustası kılıcı kınına yerleştirdi. "Sanki kendine ait bir ruhu var gibi."
Letruce eski bir Yafren masalı olan Luranay'daki ruhu olan kılıcı hatırladı.
"Luranay’daki Echorenius gibi."
"Ah Echorenius," dedi silah ustası. "Namı diğer Karanlık Okyanus. Onun gibi bir kılıca sahip olmak için neler vermezdim…"
"Onun gibi bir kılıcın var işte usta," dedi Letruce alınarak. "Yoksa beğenmedin mi?"
Rantem Usta kahkaha attı. "Kesinlikle, zaten Echorenius masalsı bir kılıç. Benimki ise gerçek."
"Öyle," dedi Letruce masalı düşünerek. Masalın kahramanı Waterab'ı hatırladı. Bir masal, bir kahraman nasıl oluşurdu ki?
'Orada ylodriler, burada gorphanlar,' diye geçirdi içinden Letruce. Omuz silkti, belki de asırlar sonra onların yaşamları da masal diye anlatılacak; ormanlarında gerçekliği haykıran, nehirleriyle hayatı taşıyan Yafren sözümona bir masallar diyarı olacaktı.
-
“Elli yarım adam asla bir tam adam etmez.”
-Senyör Kehubia, Agberian’ın Efendisi