© Vehyor 2026 – Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.
← Tüm Bölümler

Kasabanın Diğer Yüzü [23. Bölüm]

Genç adam babasının malikanesinden çıktığında düşünceler içindeydi. Hana uğrayıp biraz içmekle kasaba meydanına gitmek arasında kararsız kaldı. Duymak istemediği haberler arasında bocalıyordu ve yol yorgunuydu.

O sırada Pilano'yu handan çıkarken gördü, Yak-Pab'ın yardımcısı çakırkeyif gibiydi.

"Ooo, selam Mafpi. N'aber?"

"Pek iyi değil," dedi belediye başkanının oğlu. "Canım sıkkın."

Pilano elini çocuğun omzuna attı. "Kasaba meydanına gidiyorum, hadi bana eşlik et o halde. Yolda derdini anlatırsın."

"Letruce birlikten neden atıldı?" diye sordu Mafpi yürümeye başlarlarken. "Yakın zamanda ustasını kaybetmiş, daha dün öğrendim. Ne yapmış olursa olsun bu çok ağır bir ceza değil mi?"

"Liderimin kararlarını eleştirmek benim vazifem değil evlat," dedi Pilano. "Hem yanılmıyorsam sen de Avcılar Birliğindeydin, yani senin de değil."

"Ben tapacağım bir put aramıyorum Pilano," dedi Mafpi. "Ben çocuk da değilim. Yak-Pab'ı sağlam bir adam ve yolunda yanında olunabilecek bir lider olarak görüyorum, o kadar."

"Eh, benden çok da farklı değilmiş," dedi Pilano gülerek. "Oğlana gelecek olursak, lider onu Rantem'in dükkanında görünce delirmiş. Çocuğu zaten başkasının çırağı olduğu halde çok ısrar ettiği için kabul etmişti, ustası öldükten sonra tamamen avcılar kampına bağlanması gerekirdi."

"Manhu onun sadece ustası değildi, onun ailesiydi," dedi Mafpi sinirlenerek. "Lider Yak-Pab bunu nasıl göz ardı edebiliyor?"

"Yine de silahçının dükkanında manyak gibi demir dövmesi için geçerli bir sebep değil."

Kasaba meydanına varmışlardı ve Mafpi'nin hissettiği gerginlik sanki kasaba meydanında da vardı. Yüzler düşüktü ve insanlar yorgun görünüyordu. Bilge Manhu'nun ölümü kasabanın insanları üzerinde ciddi etki bırakmış olmalıydı.

"Usemil yüzünden."

Onun Usemil dediğini duyan Pilano'nun birden gözleri açıldı ve belediye başkanının oğluna döndü.

"Ne Usemil yüzünden?"

"Letruce'nin atılması," dedi Mafpi. "Usemil abla onun Avcılar Birliğine katılmasına şiddetle karşı çıkıyormuş, muhtemelen ustası da ölünce Letruce'yi bir şekilde etkilemeyi başardı. Letruce bir günlüğüne birlikten uzaklaşmak istedi ve karşılığını ağır bir biçimde aldı."

Birlikte kadının tezgahına yaklaşırlarken Mafpi sinirli olduğunu fark etti. Usemil'e, Yak-Pab'dan daha kızgındı. Birlikte hiç kendi yaşıtının olmaması bir yana, rahatça anlaşabileceği tek kişi Letruce’ydi. Ve çocuk haksız yere birlikten atılmıştı.

"Şöyle bir şey yapalım evlat," dedi Pilano. "Sen şimdi Usemil'e söylemek istediğin ne varsa çekinmeden söyle. Ben de senin suratına hafifçe bir tane patlatayım ve sonra yoluna git."

Mafpi isteksizce gülerken Pilano durdu, yüz ifadesi gayet ciddiydi.

"Eh, sürekli şaka yaptığımı zannederler ama bu da şaka değil."

Mafpi'nin kaşları havaya kalkarken gözleri Usemil'in tezgahıyla Pilano arasında mekik dokudu.

"Sen çıldırmışsın Pilano," dedi. "Benim bu olaydan çıkarım ne olacak peki?"

"Kadına söylemek istediğin her şeyi söyleyebileceksin, sana karşılık vermek istese bile ben önce davranacağım için şok geçirecek ve karşılık veremeyecek. Üstüne sana 'hafifçe' vurduğum zaman bundan dolayı vicdan azabı çekecek ve bana celallenecek.”

Pilano gülümsedi ve elini Mafpi’nin omzuna koydu.

“İşte çıkarın bu. Ben de onunla konuşmak için fırsat bulmuş olacağım. Onun o öfkeli halini görmek de beni cezbediyor."

Mafpi'nin nutku tutulurken eliyle başını tuttu. "Oğlum, sen gerçekten delisin be Pilano."

Usemil'in son müşterisi de tezgahın oradan ayrılırken Pilano Mafpi'yi kenara çekti.

"Bizi birlikte görmesin.”

Sarışın avcı üstüne başına çeki düzen vermeye, eliyle saçlarını taramaya başladı.

“İkna oldun mu? Hem söylemek istediklerini söyleyeceksin hem de sana vurduğum için vicdan azabı çekecek. İstediğin şey bu değil mi?"

"Eğer çenemi falan kırarsan..." dedi Mafpi. "Yemin ederim ki seni elimden Lider Yak-Pab bile alamaz."

Pilano sırıttı ve dudaklarını yaladı. "Rüzgar kadar hafif bir dokunuş sadece evlat," dedi. "Bir tanecik sille, senin gibi sağlam bir delikanlıyı sarsmaz bile." İki eliyle çocuğun omuzlarına vurdu. "Hadi, beni şu peri kızına kavuştur. Bu iş olursa karşılığını fazlasıyla alacaksın."

Mafpi gizlendikleri duvar kenarından öfleyerek çıktı ve Usemil'e doğru yürümeye başladı.

"Sen ne yaptığını sanıyorsun?" diye seslendi Usemil'e, kadın onu gördü ama sorunun kendisi için olduğunu anlayamadı, etrafına bakınmaya başlayınca Mafpi bu sefer eliyle onu işaret etti. “Evet, sana diyorum, sana.”

Usemil'in kaşları başıyla aynı anda, gayet sakin bir şekilde havaya kalkarken tezgahtaki portakallardan birini eline aldı.

"Pardon? Karıştırdın herhalde Mafpi?"

"Hayır," dedi Mafpi. "Senin akıllı biri olduğunu zannediyordum ama yanılmışım. Sırf kendi istediğin olsun diye diretip çocuğun aklına girdiğin için Letruce şimdi acı çekiyor."

"Ben ona hiçbir şey yapmadım," dedi Usemil ani parlayan bir öfkeyle. "Ayrıca o zaten bana ağzımın payını verdi. Şimdi sana ne oluyor da sözcüsü gibi karşıma çıkıyorsun?" Usemil elindeki portakala baktı, sonra onu Mafpi'ye gösterecek şekilde havaya kaldırdı. "Bununla kafanı yarmamı istemiyorsan kaybol şimdi çocuk, senin karşında azarlayabileceğin kız kardeşin yok. Kaç yaş büyüğüm senden haberin var mı?"

"Akıl yaşla olsa burada durup portakal mı satardın?" dedi Mafpi dalga geçerek, sonra söylediğinin fazla çocukça, hatta aptalca olduğunu fark etti ve yanakları kızardı. Salak Pilano kafasını karıştırmıştı, kendi öfkesini dile getirmek için değil de Pilano’nun işinin hallolması için buradaydı sanki. Vurucu cümlelere geçmeliydi, takınabildiği en öfkeli ifadesini takındı. "Letruce senin yüzünden birlikten atıldı!"

Usemil kısa bir süre afallasa da sonra tezgahın başından ayrılarak çocuğun karşısına dikildi. O sırada Pilano da yanlarına gelmişti.

"Neden benim yüzümdenmiş?" diye bağırdı Usemil, sonra yavaş yavaş başını sallamaya başladı. "İyi olmuş. Yak-Pab denilen adamın nasıl bir aptal olduğunu fark eder belki, gerçek dostunun kim olduğunu da."

"Sen miymişsin onun dostu?" diye sordu Mafpi alay ederek. "Böyle yapmaya devam edersen onu kaybedersin."

Usemil'in yüzündeki hayret ifadesi gittikçe büyüyordu ama öfkesi de artıyordu.

"Kral ile görüştükten sonra bir cesaret gelmiş gibi sana. Ne oldu da Letruce'yi birden bu kadar önemsemeye başladın?"

"Senin kadar budala..."

Pilano'nun darbesinin bu kadar erken gelmesini beklemiyordu ama onu daha da şaşırtan şey darbenin tekniği ve şiddeti olmuştu. Havada yarım bir takla atarak yüzüstü toprağa kapaklandığında Usemil'den de tiz bir hayret nidası çıkmıştı.

"Oros..." derken öksürüğe çevirip kolları üzerinde toparlandı Mafpi.

"Ağır ol evlat," dedi Pilano gülmesini zorlukla bastırarak ve ciddi görünmeye çalışarak. "Sinirli olman bu kadına her istediğini söyleyebileceğin anlamına gelmiyor."

"Sen ne yapıyorsun be salak?" diye sarışın avcının üzerine saldırıp adamın göğsünü yumrukladı Usemil.

Pilano bıyık altından sırıtarak genç kadının kollarını tuttu. "Lütfen Usemil Hanım, bize bir dakika izin verin. Ozan Mafpi birliğimizin bir üyesidir, Letruce'den sonra onun da birlikten atılmasını istemem."

Mafpi ayağa kalktı, Pilano'ya daha sonra başına geleceklere dair tehditkâr bir bakış attıktan sonra arkasına döndü ve hızlı adımlarla tekrar kuzeye yürümeye başladı.

"Belediye başkanının oğlu olman her istediğini yapabileceğin anlamına gelmiyor," diye arkasından bağırdı Pilano. "Burası Avcılar Birliği!"

Mafpi dönüp cevap vermedi ama sesli bir şekilde kendi kendine bir şeyler söylendiği belliydi. Pilano kulakları çınlayınca ellerini onlara götürdü. "Herhalde soyağacımda Eglasirli büyük dedeme kadar gitti, çok ayıp."

"Sen ne karışıyorsun?" diyerek ona bir tokat attı Usemil. "Çocuk arkadaşı için öfkelenmişti besbelli. Zaten dengesiz barbar liderinizin eseri bütün bunlar."

"Ah, anlıyorum," dedi Pilano eliyle yüzünü ovuşturarak. "Ancak Mafpi henüz çok genç ve benim sevdiğim kadınla böyle kabaca konuşmasına tanık olunca bir anda zoruma gitti. Üzgünüm hanımefendi, kendime hakim olamadım."

Usemil öfke ve utançla kızarırken Pilano diz çöktü.

"Lütfen hanımefendi, size bir içki ısmarlama şerefini bana bahşederek özrümü kabul edin."

"Pilano," dedi Usemil ciddi bir şekilde. "Gerçekten sinirlerimi bozuyorsun. Çocuğu resmen yaralayacaktın.” Bir süre duraksadıktan sonra ellerini alnına götürdü. “Belki de yaraladın bile! Ve şimdi hiçbir şey olmamış gibi bana yürüyorsun."

"Mafpi'nin öğrenmesi gereken çok şey var..."

"Senin yok mu sanki?" diye çıkıştı Usemil. "Koca herifsin ama yapmacık davranıyorsun ve çocukları gerçekten önemsemiyorsun. Letruce ile buraya geldiğinde de aynısını yapmıştın."

"Onlar çocuk," dedi Pilano birden ciddileşerek. "Evet, çocuk ama erkek çocuklar." Pilano sağ eliyle üç defa kuvvetli bir şekilde göğsüne vurdu. "Erkek, anlıyor musun? Neredeyse adam olacaklar. Onları tamamen kendi etkinizde, babaları veya etrafında onlara hayatı öğreten kuvvetli bir erkek figürü olmadan izole bir şekilde büyütürseniz hem fiziksel hem duygusal olarak kırılgan, zavallı adamlar olacaklar. Sonra da adam beğenmezsiniz."

Usemil araya girecekti ki Pilano işaret parmağını kaldırarak izin vermedi.

"Dinle. Bu çocuk bir erkek anlıyor musun? Letruce de bir erkek. Yak-Pab'ı beğenmiyor olabilirsin, fazla vahşi ve ilkel geliyor olabilir. Bizi de beğenmiyor olabilirsin ama Letruce'yi istediği ortamdan tamamen uzak tutmaya, onun sevgisini kullanarak onun kendi olma hakkını istismar etmeye, en önemlisi kendi istediğini onun istekleri üzerine bastırmaya hakkın yok Usemil."

Usemil'in şaşkınlıktan ağzı açık kalırken Pilano bu şekilde konuşmasının etkili olduğunu fark etmişti, hem doğruları konuşup hem de Usemil'i şaşırttığını fark edince daha da cesaretlendi.

"Letruce birlikten atıldı. Umarım ki senin etkinde kaldığı için değil de kendi istediği için olmuştur bu. Benim yapmacık olduğumu, onları önemsemediğimi ve hatta liderimiz Yak-Pab'ın da önemsemediğini söylüyorsun. Yak-Pab bu çocuğu bu kasabadaki herkesten daha çok önemsiyordu, hâlâ da önemsiyor. Bu çocuğun sapasağlam bir adam olması için uğraşıyor, sen inkar edebilirsin ama Yak-Pab güçlü bir adam. Bir kral olabilecek potansiyelde birisi ve yönettiği birliğin teşkilatlanması da kıtalararası, ona bağlı yüzlerce avcı var. Söylediklerim senin için bir anlam ifade ediyor mu bilmiyorum ama kısaca Yak-Pab boş bir adam değil."

Pilano kadına daha da yaklaşıp gözlerinin içine baktı.

"Bana gelecek olursak," dedi kararlı bir şekilde. "Çocukları önemsiyorum ama sadece onlara faydamın dokunabileceği yerlerde onlarla iletişime geçiyorum. Kendi hallerinde, kendi seçimlerini yaparak büyümeleri daha iyi. Hayatlarına zorla dahil olmuyorum, olmamalıyız. Ancak elbette onlardan daha çok önemsediğim ve ilgisini kazanmak için her yolu denediğim bir kadın var. Ona ne kadar faydam dokunur bilmem ama ben onun öfkeli haline bile bayılıyorum. Bu kadın da benim seçimim. Biraz sevecen halini gördüğümde nasıl hissederim tahmin bile edemiyorum. Ama bize bir şans vermesini ne kadar da isterdim."

Pilano içkinin de verdiği duygusallıkla gözlerinde yaşların belirdiğini fark edince sanki dünyanın en ayıp şeyiymiş gözlerini ovuşturdu ve gözyaşlarını gizledi.

"Gözüme toz kaçtı galiba," dedi sert bir sesle. "Ah, her neyse. Öyle işte."

"Vay be," dedi Usemil kollarını göğsünde kavuşturarak. "Böyle bir yanın olduğunu düşünmezdim."

Genç kadın ilk defa sarışın avcıyı dikkatli gözlerle inceledi. Adamı baştan ayağa süzdü, uzun sarı saçlarına, yakışıklı yüzüne ve biçimli omuzlarına baktı. Sanki görüntünün ardında da boşluk olmadığını fark etmek bunları bir anda dikkat çekici yapmıştı.

"Bu yanım pek eğlenceli değildir," dedi Pilano o sırada, sonra omuz silkti ve kemerindeki kılıcının kabzasını düzeltti. "Bütün gün böyleyim zaten."

"Neysen o ol Pilano," dedi Usemil ciddiyetle, yine de eskisi kadar sert değil. "Böylesi çok daha iyi. Bana karşı samimi olmanı yeğlerim, hoşlanmayacağım şeyler söyleyecek olsan bile."

"Yani," dedi Pilano duruşunu dikleştirerek. "Teklifimi kabul ediyor musun?"

"Dur bismillah be adam!" diye gözlerini kapatarak sabır çekti Usemil, etrafına bakındı. "Zaten bir sürü müşterimi kaçırdın. Bugün olmaz." Bir elini alnına götürüp bir süre düşündü. "Yarın da olmaz, ondan sonraki gün olur."

Pilano bir anda otuz iki diş sırıtırken Usemil elindeki portakalı ona verdi. "Şimdi toz ol. Sadece bir şeyler içeceğiz ve sohbet edeceğiz. Aklına başka bir şey getirirsen..." Usemil pelerinini kaldırıp beline asılı büyük kılıcı gösterdi. "Aha bununla şişlerim seni."

Pilano irkilirmiş gibi yaparak geri çekildi. "Tamam tamam." Gülümseyerek diz çöktü ve reverans yaptı. "O halde iki gün sonra görüşürüz."

Usemil de sarışın avcıya yarı alaycı da olsa ilk gülümsemesini bahşetti. "Görüşürüz Pilano," dedi tezgahın başına geçerek. Aklına yeniden Letruce'nin gelmesiyle düşüncelere daldı. "Umarım."

-

“Başkentler, bok çukurlarıdır.”

-Rihanir, Eski İmparatorluk Süvarisi