Agrum'da gün batarken, kuzey tarlalarının üzeri tanıdık bir kızıllıkla boyandığında kolsuz kulaksız, düz gölgeler arasında siyahlara bürünmüş bir siluet kuzey doğuya doğru ilerledi. Akşam rüzgarı da oradaydı, kah biçilmiş toprağın üzerinden kah ağaçların yaprakları arasından yol alıyordu.
Siluet kasabadan yeterince uzaklaştığı zaman pelerininin başlığını indirdi ve kısa siyah saçlarını ortaya çıkardı. Belediye başkanının kızı etrafına bakınarak yürümeye devam etti. Dün geceki işaretin buradan verildiğine – ve onun için olduğuna – emindi.
Cevap bulamamak artık canına tak etmişti; annesinin ölümünü herkes, ağabeyi ve babası dahi çabucak kabullenmiş olabilirdi ama Pifar bu kadar kolay vazgeçmeyecekti. Bu gizem çözülmeliydi, Faenar gibi bir kadın kalp krizinden ölemezdi.
'Neden?' diye sordu içinden bir ses. 'Annen ölümsüz mü?'
Pifar başını sağa sola salladı ve yürümeye devam etti, bir koruluğa girmişti ve artık daha tedirgindi. Adının harfleri şeklindeki dumanlar sıra sıra buradan yükselmişti. Biri onu çağırmıştı, bir amaca yönelikti bu çağrı. Kız korkuyordu, korkuyordu ama sorularına cevap bulma açlığı onu buraya kadar tek başına getirmişti.
Hışırtılar duyduğunda hemen o tarafa döndü ve ak sakallı bir ihtiyarla göz göze geldi.
"Merhaba kızım," dedi ihtiyar. "Geldiğin için teşekkürler." Adam sakallarını sıvazladıktan sonra etrafına bakındı ve bastonuna dayanarak dikkatli bir şekilde bir kayanın üzerine oturdu. "Biraz bekleyeceğiz."
Pifar ona biraz daha yaklaştı, işareti veren kişi bu yaşlı adam olmalıydı.
"Beni çağıran siz miydiniz?"
"Elbette," dedi ihtiyar. "Başka kim olacak?"
"Peki neden?"
"Sabırlı ol kızım, diğer misafirimiz de gelsin öyle anlatacağım."
Başka birinin daha geleceğini duyunca Pifar iyice korkuya kapıldı.
'Lütfen ağabeyim veya babam olmasın,' diye içinden geçirdi. 'Lütfen.'
Akşam kendi başına buraya geldiğini öğrenirlerse, hem de gizemli bir çağrı için, başı belaya girerdi. Hoş, şimdi girmemiş miydi ki?
O kendi kendine varsayımlar yaparken koruluğa başka biri daha geldi. O da Pifar gibi siyahlara bürünmüş ama onun aksine yüzü dahi örtülü biriydi. İri yapılı olduğu geniş omuzlarından anlaşılıyordu ve orta boyluydu, onun bir erkek olduğunu tahmin etti Pifar.
Kız, gelen adamın kimliği hakkında fikir yürütürken yaşlı adam kayanın üzerinden kalktı, elindeki asayı yere vurmasıyla adeta küçük bir kamp ateşi oluşuverdi ve Pifar irkilerek geriledi.
"Korkma kızım," dedi yaşlı adam ateşin başına oturarak. "Ben senin dedenim, seni konuşmak için çağırdım." Yüzü kapalı diğer kişiye döndü. "Bu arkadaş ise beni zaten tanıyor ancak senin onu görmeni istemiyor, bence çok ayıp."
Pifar cevap vermedi, onun yerine yüzü kapalı adama dönüp baktı. Sahi, kimdi bu?
"Ateşin başına oturacak mısınız yoksa ikinizi de karanlıkta bırakıp gideyim mi?"
İhtiyarın -ve büyük ihtimalle bir sihirbazın- öfkesi sadece Pifar'ın ateşe yaklaşmasına neden oldu, o da güvendiğinden değil korktuğundandı elbette. Kendini gizleyen adam ise kıpırdamayarak ayakta bekledi.
"Gelsene be adam!" diye çıkıştı yaşlı büyücü ama adam bana mısın demedi. İhtiyar, Pifar'a döndü. "Her neyse kızım, Pifar. Bu adam da dayın olacak hergele ama senin kendisinin gerçek kimliğini öğrenmeni istemiyor."
Düşünceli bir tavırla başını kaşıdı ve hafifçe kıza doğru eğildi. "Yani, aslında yarı dayın sayılır."
"Adımı nereden biliyorsun?" diye sordu Pifar. "Dün de beni ismimin harflerini taşıyan dumanlarla çağırdın."
Kendini gizleyen adamdan bir homurtu gelince yaşlı adam sesli güldü.
"Ne yapsaydım?" dedi ortaya konuşarak, sonra gizemli adama döndü. "Sana yaptığım gibi kapısına gidip diyemezdim ya."
Tekrar kıza döndü. "Söyledim ya kızım, dedenim ben senin deden." Bir iç çekişle elini cübbesinin içine attı, çıkardığında avcunda bir zincir vardı. "Faenar, biricik kızım."
Pifar uzatılan zinciri aldığında ateşin ışığında parlayan çemberimsi mavi taşı görür görmez tanıdı. Annesinin ona verdiği kolyenin taşının diğer yarısıydı bu. Faenar küçükken ona bundan biraz bahsetmişti.
"Diğer yarısı dedende," demişti ama Pifar dedesinin nerede olduğunu sorunca kadın uzakta olduğunu söylemişti.
"Eğer dedemsen neden bunca yıl gelip bizi görmedin? Annem öldü, sense bir büyücüsün. Belki onu kurtarabilirdin."
Siyahlara bürünmüş öteki adam homurdanarak kayalara oturdu ve sanki aynı sorunun cevabını bekler gibi yaşlı adama döndü.
"Bunu açıklamak çok uzun sürer kızım," dedi yaşlı adam. "Evet, eskiden kuvvetli bir sihirbazdım ama artık güçten düşüyorum." Devam etmek istiyor gibiydi ancak sustu.
"Annemin nasıl öldüğünü biliyor musun?" Pifar onu yiyip bitiren soruyu bir anda sordu.
"Hayır," dedi büyücü hüzünle. "Gorphanların işi olması çok yüksek ihtimal." İhtiyar büyücü tekrardan sessizliğe gömüldü, sanki artık orada yok gibiydi.
"Beni ve bu adamı neden çağırdın dede?" dedi Pifar nihayet. Dede kelimesini kullanırken oldukça tuhaf hissetmişti. "Annem öldü, ben bunu yapanlardan intikam almak istiyorum."
Yaşlı büyücünün elleri beyaz sakallarına gitti ve düşünceli bir şekilde bir süre bekledi.
"Anlıyorum. Ancak o intikamı almak için güçlü olman gerekiyor kızım."
Büyücü, Pifar’ın dayısı olduğunu iddia ettiği adama doğru bir el işareti yapınca adam temkinli bir şekilde ateşe yaklaştı, kırmızı kabzalı bir hançeri kınıyla birlikte büyücüye uzattı.
"Seni buraya çağırma sebebime gelecek olursak," dedi yaşlı büyücü. "Kendi yolunu çizerken sana destek olmak ve hayatını koruyacağın zarif bir silahı sana hediye etmek."
Pifar yanan ateşin ışığında parlayan kırmızı kabzanın üzerindeki koyu mavi renkli, ince ejder işlemesini de fark etti.
"Senindir kızım," dedi dedesi olduğunu iddia eden yaşlı büyücü. "Dayından ve benden sana bir armağan. Bu, senin ağırlığına ve tarzına uygun bir silah."
Pifar ellerini hançere uzattı, metalin soğuğu tenini okşarken o ürperti nedense kızın hoşuna gitti. Hançeri kınından çıkardı; uzun, hafif ve oldukça zarif bir silahtı bu.
"Teşekkür ederim," dedi güzel hislerle dolarak. "Pek güzelmiş."
Pifar bir silahın onu iyi hissetirmesinden dolayı vicdani bir hesaplaşma yaparken dalgın dalgın kılıcına bakan gizemli adamın, yani Pifar’ın dayısının kılıcının etrafında bir ışık belirdi. Kızılımsı hare ortama alışılmadık, tuhaf bir renk ve enerji verirken adam panikle ayağa kalktı. Kılıcın etrafındaki hare hemen kayboldu ama Pifar da büyücü de olanı görmüştü.
"Vay be," dedi ihtiyar büyücü hayretle. "Bu da mı o çocuğun eseri yoksa?"
Gizemli adam homurdandı ve parmağını kaldırarak ihtiyar büyücüye tehditvari hareketler yaptı.
"Tamam tamam," dedi yaşlı büyücü sırıtarak. "Güzel kılıçmış." Ardından tekrar Pifar'a döndü. "Ne demek kızım, güle güle kullan. Dediğim gibi, bu hançer dayınla benim sana ortak hediyemiz."
Pifar gizemli adama döndü, olanlar şaka gibi geliyordu. Kim oldukları hakkında zerre kadar fikir sahibi olmadığı adamların bir anda akrabaları olduğunu duymuştu. İşin garibi, gerçekten öyle olduklarını düşünüyordu. Yerine oturmayan hiçbir şey yoktu; bu zamana kadar kendilerini hiç göstermemiş olmaları dışında.
"Teşekkür ederim dayı," dedi yine de. "Bir gün seni de tanımak isterim."
Adam önemli değil anlamında bir işaret yaptı, jestlerindeki tavır nedense Pifar'a tanıdık gelmeye başlamıştı ama kız tam da üzerine düşünürken adam da karanlığa karışmak üzere yürümeye başladı.
"Görüşürüz oğlum," diye bağırdı arkasından yaşlı büyücü. "Ben de teşekkür ederim, gelme lütfunda bulunduğun için!"
Adam arkasını dönüp cevap vermedi ve yürümeye devam etti. Pifar, onun yaşlı büyücüye kızgın olduğunu anlamıştı ama yine de birbirlerini seviyor gibilerdi. Adamın karanlıkta nasıl gördüğünü merak etti Pifar, üstelik yüzü de kapalıydı. Peki kimdi bu adam?
"Dayın buraları biraz ezbere bildiğinden biraz da yabaniliğinden ışıksız da olsa yolunu bulabiliyor. Peki sen? Sen neden fenersiz geldin buraya?"
Dedesinin sözleri üzerine Pifar buz gibi gerçekliğe dönerek paniğe kapıldı. Ağabeyi ve babası muhtemelen onu aramaya çıkmışlardı, bir an önce eve dönmeliydi.
"Benim hemen gitmem gerekiyor."
"Biliyorum," dedi yaşlı büyücü. "Ben de onu soruyorum işte. Nasıl döneceksin?"
"Bir şey yapamaz mısın?" diye sordu Pifar telaş içinde etrafa bakarak. "Dalmışım, kafam çok bulanıktı. Şu olanlara bile anlam veremiyorum."
Yaşlı adam derin bir iç çekti. "Seni anlıyorum, senin yerinde ben olsam ben de anlayamazdım." Cübbesinin cebinden bir meşale çıkardı ve parmaklarını şıklatarak yaktı. "Al bakalım bunu."
Pifar uzatılan meşaleyi aldı. "Teşekkür ederim. Seni tekrar görebilecek miyim?"
"Bilmem," dedi dedesi. "Eğer istersen neden olmasın."
"Nerede yaşadığını bilmiyorum," dedi Pifar. "Söylersen seni ziyarete gelebilirim."
"Sadece akşamları evde oluyorum kızım," dedi yaşlı büyücü, bir durumu hatırlayınca yüzündeki güleç ifade söndü, onun yerine dehşet dolu bir farkındalık ifadesi geldi. "Benim evin oraları geceleri senin için güvenli değil. Büyüdüğün zaman gelirsin ya da ben seni bulurum."
"Peki," dedi Pifar üzülerek. Gitmek üzere arkasını dönecekti ki aklına bir şeyin gelmesiyle durdu. "Adın ne dede? Adını söylemedin."
Dedesi gülümseyerek kıza yaklaştı ve kızın saçlarını okşadı.
"Adım Faenor kızım," dedi. "Evet, annenin adına çok benziyor. İkimize de bu ismi büyük deden Sakcapa, yani benim babam verdi."
Pifar karşısındaki yaşlı adama, dedesi olduğunu iddia eden ve kızın buna yürekten inandığı insana bakarken gözleri doldu, kendini çocuk gibi hissediyordu.
"Annemi çok özlüyorum dede," dedi sonunda gözyaşlarıyla fısıldayarak, bunu söylemek onda ilginç bir etkiye neden oldu, galiba bunu ilk defa dillendirmişti. Etrafındaki boşluğu hissederek hafifledi. "Çok..."
Faenor yaklaşıp torununa sarıldı ve onun gözyaşlarını paylaştı.
"Biliyorum kızım," dedi Pifar’ın sırtını sıvazlayarak. "Biliyorum. Ancak kalan sağların kıymetini bilmeliyiz."
Yaşlı büyücü kızı kollarından tutarak hafifçe kendinden uzaklaştırdı ve gülümseyerek ona baktı.
"Şimdi sağlam dur. Ağabeyine ve babana iyi bak. Birbirinizi üzmeyin."
"Dede sen de gelsen ya bizimle kalmaya."
"Olmaz," dedi Faenor başını eğerek. "Yapamam kızım, beni anlaman gerekiyor."
"Tamam."
Pifar hayal kırıklığına uğramasına rağmen adamı zorlamak istemiyordu. Bir bildiği olmalıydı. "Ben gidiyorum o halde, yoksa babamlar beni öldürecek."
"Dikkatli ol," dedi Faenor, aklına bir şeyin gelmesiyle kızı tekrar kolundan tuttu.
"Ağabeyine destek ol. Bir de şu çocuk, ustası Manhu olan şifacı çırağı. Onunla birlikte hareket edin, o çocuğu Vehyor uyardı, gorphanlara karşı kadim okyanus ışığı kurduyla omuz omuza savaştı. Agrum'un bir şansı varsa o da olayları iyi okuyarak gerekeni yapmakta yatıyor."
Pifar'ın kafası karışmıştı. "Letruce'den mi bahsediyorsun?"
Dedesi başını salladı. "Evet ama ilk önceliğin yine de ağabeyine destek olmak olsun. Şifacı çırağı konusunda ise gerektiği zaman onun yanında olmaya gayret edin."
"Tamam," dedi Pifar dalgın halde. "Vay be. Yıllar önce kimsesiz bir çocuktu, kim bilebilirdi ki böyle olacağını..."
Pifar sesli düşünürken dedesi ciddileşti. "Bir şey olduğu yok, sadece algılarına daha iyi hükmedebiliyor. Özel bir güç değil yani."
"Peki senin özel gücün var mı dede? Sen büyücüsün."
Faenor torununu eliyle kışkışladı. "Hem babamlar kızacak diyorsun hem de burada benimle çene çalmaya devam ediyorsun." Eliyle kızın gideceği yönü işaret etti. "Benim de özel güçlerim yok, unutma ki aklımızdan başka özel gücümüz yok. Hadi git."
Pifar gülümseyerek son bir kere daha dedesine sarıldı ve sonra elindeki meşalenin ışığında koruluktan güney batıya, malikaneye doğru koştu.
*
Koşsan iyi ederdin
Ama dursan daha iyi
Fukara desteler tutarken
Zar atmak değil yaşamak