Gandrodi'de sıcaklık güney krallıklarını yakıp kavururken Yafren ülkesinin dağ yamaçlarında, orman vadilerinde ve nehir kenarlarında hâlâ serinleten rüzgarlar kol geziyordu.
Ustasının ölümü, Rothamin'le son savaşı ve birlikten atılmasının üzerinden günler, aylar, mevsimler geçmişti Letruce'nin.
İki yıldır Rantem Usta'nın yanında demir dövüyordu, Bilge Manhu'nun ölümünden sonra silah ustası çocuğu sahiplenmiş ve yeni ustası olmuştu.
Letruce'nin Rantem Usta'yla iş konusunda uyumu Bilge Manhu ile olan uyumundan fazlaydı ancak aradaki sıcaklık ve bağlılık konusunda ihtiyar şifacının yerini hiç kimse, Rantem Usta bile tutamazdı.
Geçen iki sene içinde elbet başka şeyler de yapmıştı ve yapıyordu Letruce. Hayatında değişen ve aynı kalan şeyler vardı. Avcılar Birliği ile ilişkisi birlikten atıldığı günden beri neredeyse sıfırdı: Yak-Pab'ı iki senedir hiç görmemişti, Pilano'yu üç dört sefer görmüş ancak onunla da kısa bir sohbetin ötesine geçmemişlerdi.
Avcılar Birliğinden kovulduktan üç gün sonra Usemil ile kadından özür dileyerek barışmış ve hediyesi olan gölgedeniz çiçeğini vermişti. Usemil çocuğa yanaklarından öperek ve mutluluk gözyaşlarıyla karşılık vermiş, ilişkileri zamanla eskisinden de iyi hale gelmişti, öyle ki artık aralarından su sızmıyordu. Çalışmaktan yorulduğu zamanlarda Rantem Usta onu serbest bırakıyor, eski şifacı çırağı ise soluğu direkt Usemil'in yanında alıyor ve genelde balık tutmak için nehre gidiyorlardı.
Mafpi ile de dostlukları ilerlemişti, Letruce demirci ustasının dükkanında kaldığı zamanlarda akşam vakti kasaba meydanında çok vakit geçirdiği için genç ozanla sohbet etme fırsatları olmuştu ve artık daha samimilerdi. Belediye başkanının kızı ve Mafpi'nin de kız kardeşi olan Pifar ise son zamanlarda sürekli Letruce'nin karşısına çıkar olmuştu, kız ara ara utangaç bir şekilde onunla konuşmaya çalışıyordu ama Letruce de en az onun kadar utangaçtı. Onlardan iki yaş büyük olan Mafpi, kız kardeşinin Letruce’ye ilgisinin farkında gibiydi ancak bu konudaki his ve düşünceleri muammaydı.
Bütün bunların yanında, asıl ilginç olan şey ise iki senedir ortada istila şöyle dursun, tek bir gorphan bile görülmemişti. Mafpi hâlâ Avcılar Birliğinde olduğundan Letruce ara sıra ona gorphanları soruyor ancak her seferinde aynı cevabı alıyordu:
"Yafren'i terk etmiş gibiler..."
Gorphanlar kaybolmuştu ama gündemde haberi Yafren'e kadar ulaşan başka bir sorun vardı: Yafren'in kuzeyinde, denizin biraz ötesinde büyük Nimgad Krallığında kralın meşruiyeti iyice sarsılmış ve senyörler birbirine girmişti. Kuzeyin alışılageldik kaotik iklimi kendi içinde daha fazla büyüyemez olmuş ve kıyamet olarak patlayıvermişti. Bu kaosu merdiven olarak kullananlar da vardı elbet. Mesela Agberian'ın Efendisi olarak anılmaya başlanan genç bir senyör bir yıldız gibi parlamaya başlamıştı, krallığın dört bir yanında serfler kendi efendilerine isyan ediyor ve çalışmak için genç senyörün topraklarına kaçıyordu. Senyörün haberi Yafren topraklarına, hatta Yafren'in güneyine kadar geldiyse etkisi sahiden de büyük olmalıydı.
Tarih, Ay Çağı 349'un yazıydı. Letruce, Usemil ile birlikte Yujiti'de balık tutmaya gitmişti; bu sefer her zamankinden farklı olarak Pifar ve Mafpi de onlara katılmıştı. Pifar onlarla gelmek için önce Usemil’e, daha sonra kendisiyle birlikte gelmesi için ağabeyi Mafpi’ye ayrı ayrı baskı yapmış olmalıydı.
Usemil olta getirmeleri karşılığında gelebileceklerini söylemiş, Mafpi olta yapmakla uğraşamayacağını söyleyerek sadece muhabbet etmek ve piknik yapmak amaçlı gelebileceği şeklinde karşılık vermişti.
Sonuç olarak bir şekilde bir aradalardı. Letruce ve Usemil oltalarının başındaydı, Pifar ve Mafpi ise biraz geride, çimenlerin üzerinde oturmuş ve bir ateş yakmışlardı.
Pifar ayağa kalkıp Letruce'nin yanına geldi. Genç kız bugün oldukça güzel görünüyordu ve Letruce de bunun farkındaydı. Fakat hem utandığından hem ablasının onunla dalga geçeceğini bildiğinden dolayı genç kıza hiç bakmıyor, kısa cümlelerle ve somurtarak konuşuyordu.
"Letruce, balıklarını alabilir miyim acaba? Ateş hazır da, ağabeyim acıktığını söylüyor, aş istiyor."
Usemil'in kahkahasından dolayı Letruce korkup irkilince tepesinde durduğu kayanın üzerinde dengesini kaybetti, Pifar çocuğu poposundan iterek kurtardı.
"İşini biliyorsun Pifar," dedi Usemil kahkaha atmaya devam ederek. "Oğlan çocuklarını nasıl etkileyeceğini iyi biliyorsun, köylü kızı numaranı beğendim."
Pifar kıpkırmızı olurken Letruce kızarak Usemil'e baktı. Sonra balık dolu ahşap kovayı yerden alıp Pifar'ın eline tutuşturdu. Kızla saatlerdir ilk defa göz göze geldiler. Kız sanki Letruce ona ilgi göstermediği için üzgündü, gözlerinde masumiyet ve hüzün vardı. Letruce kıza kaçamak bir şekilde ikinci defa baktı. Üzerinde turkuaz rengi bir etek, belinde beyaz bir kuşak vardı ve nosiena adı verilen yine turkuaz renginde, düğmesiz, kolsuz ve uzun bir yöresel Yafren kıyafeti giymişti. İnce mor pelerinini ise nehir kenarına geldikleri zaman çıkarmış olmalıydı.
Letruce bu sefer de henüz doğmuş buzağıların yoldan gelip geçen insanlara baktığı gibi baktığını fark edince başını çevirdi.
Kız da sanki Letruce'nin ona kovayı vermesini beklemiyormuş da kendisini incelemesini bitirmesini bekliyormuş gibi tam da Letruce başını başka tarafa çevirince ateşin başına dönmek için hareketlendi, sözde balıkları almak için gelmişti.
Letruce arkasına dönüp kıza tekrar baktı, kız ateşin başına gelip balıkları şişe dizmeye başlayınca başını Usemil'e çevirdi ama Usemil zaten ona bakıyordu. Kadın sırıtarak Letruce'ye göz kırpınca Letruce sanki gorphanların en güçlüsünün en korkunç siluetini görmüş gibi bakışlarını nehre kaçırdı.
Birkaç saniye sonra oltasına onu neredeyse nehre düşürecek kadar asılan bir şey olunca Letruce oltasını çekti, kısa bir mücadelenin ardından misina nehirden çıktı ve Letruce yakaladığı şeyi havaya kaldırdı.
"Tanrım," diye hayret etti Usemil. "Bu bir aşk balığı!"
Letruce iğnenin ucunda debelenen pembe renkli büyük balığa şaşkın şaşkın baktı.
"Ne?"
Usemil balığı iğnenin ucundan alıp Mafpi ve Pifar'ın yanına götürürken Letruce de oltasını bıraktı ve onu takip etti.
"Aşk balığı diye balık mı olur?"
Pifar'ın gözleri kocaman açılmıştı ve bir Usemil'in elinde tuttuğu balığa, bir Letruce'ye bakıyordu.
"Al bakalım Pifar," dedi Usemil kıkırdayarak. "Letruce bu balığı senin için tuttu."
Letruce itiraz etse bir türlü, etmese başka türlüydü; sessizce yeniden oltasının başına gitmek için hareketlenince Usemil onu kolundan tuttu.
"Bu kadar balık yeter," dedi. "Git benim kovamı da getir." Kadının sırıtması yüzünde artık yerleşik bir hal almıştı, gözleri muzipçe ışıldıyordu ve gamzelerinin hepsi meydandaydı.
Letruce iç çekerek yürüdü, Usemil'in balıkla dolu kovasını aldı ve ateşin başına geri döndü.
Mafpi Letruce'nin tuttuğu balıklardan yemeye başlamıştı, Pifar dudaklarını yalayarak aşk balığını ızgara yapıyordu ve Usemil de bardaklara volodum dolduruyordu. Onun elinde kovayla ayakta beklediğini fark ettiklerinde hepsi bir an donakaldı.
"Gelsene şapşal," dedi sonra Usemil. "Pifar aşk balığını sizin için pişiriyor."
Usemil'in sesindeki alay tonu artmıştı, belliydi ki gün onun günüydü ve Usemil bunu sonuna kadar değerlendirecekti. Letruce şimdi burada Pilano'nun olmasını ne kadar da isterdi...
Letruce de bağdaş kurarak yere oturdu ve soğuk, kırmızı renkli içecekten bir yudum aldı, bir ferahlığın vücuduna yayılmasıyla toparlandı. Onun gözlerini mutlulukla yumduğunu gören Mafpi kovulmuş avcının omzuna vurdu.
"Gören de ölümsüzlük iksiri içiyorsun zanneder."
Bu sefer dördü de kahkaha attı. Usemil eliyle bardağı işaret etti. "İç de bir kere daha doldurayım sana canım."
Letruce, Badgu amcanın yaptığı gibi bardağı tek dikişte bitirdi ve derin bir oh çekerek bardağı Usemil'e uzattı. Genç kadın bir bardak daha doldurdu ve – yine sırıtarak – Letruce'ye uzattı.
"İçin yanmış besbelli," dedi. "Acaba sıcaktan mı yoksa başka bir sebebi mi var?"
Letruce bardağı aldı, bu şamatanın fazla uzadığını düşünse de genel olarak halinden memnundu. Pifar güzel bir kızdı ve Letruce ilgi görmekten mutluydu. Tek sorun, kıza karşı nasıl davranması gerektiğini bilmemesiydi.
Pifar balığı şişten çıkardı ve kılçıklarını ayıkladı. "İster misiniz?"
Mafpi yağlı ellerini çimenlere sürterek geriye, bir ağacın gövdesine yaslanırken başını sağa sola salladı. "Ben çok yedim."
Pifar sırıtan Usemil'e döndü.
"Ben aşk balığı sevmem," dedi Usemil. "Sadece kendi tuttuğum balığı yerim, onu Letruce’yle siz yemelisiniz.”
Pifar başıyla onayladı ve bıçak yardımıyla balığın yarısını Letruce'nin tabağına, kalan yarısını da kendi tabağına koydu. Kendi balığından bir lokma alırken gözü Letruce'nin üzerindeydi.
Letruce de ilk defa tadacağı balıktan bir lokma aldı, keşke hayatında yediği en güzel balık olmasaydı ama ne yazık ki öyleydi. Saatlerdir sıcakta mayışmış, hem karnı acıkmış hem de boğazı kurumuş olan Letruce, balığı neredeyse bir dakikadan az sürede bitirdi ve bardağına üçüncü kez volodum dolduruldu. Pifar onun balığı iştahla yemesinden memnun olmuş gibiydi ve Usemil ara ara boşluğa bakıp sesli gülüyordu. Mafpi ise ağacın gövdesine yaslanmıştı ve bir eli karnında, gözleri uzaklarda, ayyaşlar gibi ara ara diğerlerine laf atıyordu.
"İşin zor," dedi Usemil o sırada Pifar'a. "Bu kadar insana yemek pişirmek kolay değil, hele Letruce de varsa."
"Ben halimden memnunum," diye beklemeden cevapladı Pifar, Usemil'in tuttuğu balıkları şişten alırken. “İsteyerek yapıyorum.”
Letruce hayretle ikisine bakarken gözlerinin önünde sanki daha önceden defalarca çalışılmış bir sahne oynanıyordu.
"Abartmayın," dedi sonunda olayın istemediği yerlere gelmesinden endişe ederek. "Sanki daha ne yedim ki, balık gerçekten lezzetliymiş."
Letruce, volodumunu içerken Usemil'in ona kaş göz yaptığını görünce neden olduğunu anlayamadı ve aynı şekilde karşılık verdi.
"Ne var?"
Usemil'in kaşları çatıldı ve başıyla diğer balıkları servis eden Pifar'ı işaret etti.
"Ha," dedi Letruce anlayarak. "Eline sağlık Pifar."
Usemil elini alnına götürdü. Mafpi ellerini yıkamak üzere ayağa kalkıp nehre giderken Pifar çocuğa gülümsedi.
"Afiyet olsun Letruce, beğenmene çok sevindim."
Başını kaldırarak çocuğun boş bardağına baktı. "Biraz daha volodum ister misin?"
Usemil otuz iki diş sırıtarak sürahiyi kızın eline verdi ama Letruce daha cevap bile vermemişti.
"Olur," dedi iç çekerek. "Bir bardak daha alayım bari."
Kız yine Letruce'nin gözlerine bakarak bardağı kırmızı içecekle doldurdu. Letruce kıza teşekkür etti ve bu seferki bardağını diğerlerinden daha da yavaş içmeye ayrıca özen gösterdi.
Mafpi döndüğünde ellerini kuruladı ve kendi boyamış olduğu koruma kutusundan mini arpını çıkardı, arpın tellerine dokunurken ellerinden etrafa mor renkli ışıltılar yayıldı.
"Ne istersiniz millet?" dedi genç ozan. "Bugün sizin için çalacağım."
Pifar hevesle söze atılacaktı ki görgüsüzlük etmemek için durdu ve diğerlerine baktı.
"Bana fark etmez," dedi Usemil. "Güzel müziği her türlü dinlerim."
Letruce de Usemil'i işaret ederek başını salladı. "Aynı şekilde."
Pifar bu sefer heyecanla abisinin dizine dokundu.
"Yüreğimin Işıltısı ile başla lütfen."
"Onu çok iyi söyleyemiyorum," dedi Mafpi. "Eşlik ederseniz olur."
Usemil ve Pifar başlarını salladılar, Letruce ise bir şey demesine gerek olmadığını fark etti.
"Yeryüzünün direkleri kadim dağlar
Yol verin kulak verin sevdamıza
Açılsın kaybolmuş geçitler, yürüyelim
Yüreğimin Işıltısıyla yan yana"
Mafpi'nin ellerinden aralıksız yayılan mor ışıltılar çocuğun ozanlıkta ulaştığı seviyeyi gösteriyordu. Yaşına göre oldukça ileride sayılırdı genç ozan; adalar krallıklarında öyle ozanlar da vardı ki müzik yaparlarken elleri arasında ışıktan bir dünya oluşur, gökkuşaklarını boncuk gibi sıraya dizerlerdi.
Letruce’nin aklına ustasının ozanlarla alakalı verdiği bilgiler gelirken diğerleri şarkıya eşlik etmeye devam ediyordu.
"Korkma benden, kaçırma gözlerini
Seviyorum işte n’olur anlasana
Yıkılsın setler ve kavuşalım, gidelim
Yüreğimin Işıltısıyla yan yana"
Pifar gülümseyerek şarkıya eşlik ederken ara ara çaktırmadan Letruce'ye bakıyordu. Letruce huzursuzdu ama bunun saatlerdir maruz kaldığı baskıdan dolayı olmadığından emindi. Başka bir mesele vardı. Çok da uzak olmayan bir geçmişten tanıdık gelen bir histi bu. Hisse fazla aşina olmadığı halde zihninin derinlerinde yer etmişti ve etkisi hâlâ tazeydi. Sonra algıları tamamen açılıverdi, şimdi adeta kokularını alıyordu Letruce.
Dönmüşlerdi.
Huzursuzluk ve etraftaki baskının yoğunluğundan dolayı ellerinin titremesini sadece Pifar fark etti. Kızın şarkıya eşlik eden sesi azalarak kesildi ve gözleri kapalı halde oturan ve elleri titreyen Letruce'yi izlemeye başladı.
"Büyük av başlıyor avcı," dedi içindeki vahşetin sesi. "Ava geç kalırsan av olursun. Aç gözlerini!"
Letruce gözlerini açtı, ellerinin titremesi kesilmişti. Soğukkanlı bir biçimde balık tuttukları nehre, Yujiti'ye doğru döndü. Ve tam da manzarayla karşılaştı.
Nehrin diğer tarafındalardı ve sayıları neredeyse tuttukları balıkların adedinceydi. Nehir boyu yayılmışlardı ve kıpırtısızca onlara bakıyorlardı. Bir kabusa ait bir görüntü gibiydi ancak Letruce bunun bir kabus olmadığını biliyordu.
"Savrulsun fırtınalar diyarı, çıkalım
Yüreğimin Işıltısıyla yan yana..."
-
“Kayıp olmayanı bulamazsın.”
-Vehyor