Sırasıyla Pifar, Usemil ve Mafpi de gorphanları fark ettiler. Letruce yayını çoktan omzundan eline almış ve gorphanları vurmaya başlamışken diğerleri arasında şoku en erken atlatan Mafpi oldu.
Genç ozanın gözleri siyahtan mor renge döndü ve ışıltıyla parladı, arpın tellerine dokunmasıyla mini arpı şekil değiştirerek ışıktan bir kurmalı yaya dönüştü. Mafpi de nişan alıp okunu fırlattı ve gorphanların birini nehrin karşı tarafındaki ağaçlardan birine mıhladı.
Pifar kuşağındaki kından kırmızı kabzalı, üzerinde mavi ejder işlemesi olan bir hançer çıkarırken Usemil de dedesi Badgu'nun hediyesi olan aile yadigârı, eski bir kılıcı kınından çekti.
"Çarpışma kaçınılmaz," dedi Letruce yayına yeni bir ok sürerken. "Tetikte olun ve hamle yaparken sakın tereddüt etmeyin."
Gorphanlar nehrin daraldığı bir yerden atlayarak karşıya geçiyor, atlarken başarısız olanları ise sağa sola tutunarak geçmeye çalışıyorlardı.
"Kaçalım," dedi Mafpi elindeki büyülü yayı tekrar kurarken. "Çok kalabalıklar."
Letruce sol koluyla diğerlerini ittirdi. "Kaçın."
O da onların arkasından koşarken ara ara durup gorphanları oklamaya devam etti. Mafpi'nin elindeki kurmalı yay şimdi kılıca dönüşmüştü.
Gorphanlar çok hızlıydı, en azından Pifar ve Usemil'den daha hızlı oldukları kesindi. O yüzden durdular ve yirmi kadar gorphanı karşılamak zorunda kaldılar. Usemil yaklaşan bir tanesine kılıcıyla usta işi bir saplama hareketi yaptığında gorphan acıyla bağırdı ama geri çekilmedi. Usemil şok içinde kılıcını geri çekti, tekrar saplamaya hazırlanırken Letruce gorphanı okla tam gözünden vurdu ve gorphan yere yığıldı.
O sırada Letruce az önce okla vurduğu gorphanların çoğunun da ileride bir yerlerde ayağa kalktığını fark etti. Mafpi koşarak gorphanların arasına daldı ve dönerek etrafında mor bir hare oluşturdu, toprak yarıldı ve içinden Mafpi’nin etrafını çevreleyen uzun kazıklar çıkarak gorphanları yaraladı.
Diğerleri de beklemeden kazıkların arasına daldılar, gorphanların bazıları öfkeyle kazıklara atılsalar da bu hamleleri yaralanıp ölmelerinden başka hiçbir işe yaramadı. O yüzden yan yana dizilmiş sık kazıkların açık olan tek tarafına yönelerek saldırmak istediler. Letruce, Mafpi'nin onlardan uzaklaşmadan etraflarını kazıklarla çevirmek varken neden böyle bir şey yaptığını anlamamıştı. Şimdi Usemil ve Mafpi ellerindeki kılıçlarla açık olan yeri savunuyorlardı. Pifar ise kazıklara saplanan yaralı gorphanları öldürmeye çalışıyordu. Letruce, nişan alacak alanı olmadığı için Pifar'a göz kulak olmaya karar verdi, bıçağını eline aldı ve kızın hatalı bir hamlesinde onu korumak için tetikte bekledi.
Boşluğa yığılan gorphanlar üzerlerine büyük bir ateşin düşmesiyle yanmaya başlayıp dört bir tarafa dağıldıklarında Mafpi'nin ozan enerjisi tükenmek üzereydi ve Usemil'in de ağır kılıcı kaldırıp indirmekten kollarında derman kalmamıştı.
Dörtlü grup, bazıları tutuşmaya başlamış olan kazıkların arasından çıktı. Önce oraya buraya kaçışırken can veren gorphanlara, sonra onlara bunu yapanı görmek için etraflarına baktılar.
"Sen mi yaptın?" diye sordu Letruce Mafpi'ye bakarak.
"Hayır," dedi Mafpi omuz silkerek. "Yapmış olmayı isterdim ama böyle yeteneklerim yok."
Letruce sonra sorgularcasına Pifar'a baktı. Ozanla kan bağı olan birinin istemeden de olsa böyle bir şey yapabileceğini düşünmüştü ama Pifar sadece korkmuş görünüyordu.
O sırada arkalarındaki tepenin çalılıklarından bir ses duydular. Elinde bastonuyla uzun, beyaz sakallı bir ihtiyar tepeden aşağı yavaş yavaş inmeye başladı.
"Bu dede mi kurtardı şimdi bizi?" diye gülerek konuştu Usemil.
Diğerleri konuşmadı, yaşlı adam yanlarına geldiğinde yüzü ciddiydi. "Ne yapıyorsunuz burada? Kaç yaşında çocuksunuz, neden kasabadan uzaklaştınız? Mecbur muyum sizi kurtarmaya?"
İhtiyar onları azarlarken Letruce'nin aklına ustasının bahsettiği büyücü geldi. Gördüğü ilk gorphanı kül etmiş olan büyücü. Demek ki o büyücü, bu yaşlı adamdı.
"Balık tutuyorduk," dedi Letruce. "Nehrin karşısında belirdiler."
Yaşlı büyücü gözlerini kısarak Letruce'ye baktı, sonra asasını ya da bastonunu ya da adı her neyse onu kaldırarak ucunu çocuğa doğrulttu.
"Hele sen," dedi sanki suçlar gibi. "Senin yanında bir ordu olmadan hiçbir yere gitmemen gerekiyor."
"Neden?" diye sordu Letruce. "Sen de gaipten haber almış gibi davranıp tanrıyı oynayan budalalardan mısın yoksa?"
Diğerleri huzursuzca yerlerinde kıpırdanırken ihtiyar büyücü Letruce'ye bir adım daha yaklaştı, Letruce gözlerini kaçırmadan onun bakışlarına karşılık verdi.
"Cesursun evlat," dedi büyücü. "Gaipten haber almıyorum. Seni tanıyorum, üstadın Manhu'yu da tanıyorum, siz beni tanımasanız da."
Bir eliyle bastonuna dayanırken diğer elini çocuğun omzuna attı.
"Evlat. Beni iyi dinle, bu ihtiyarın sözlerine kulak ver."
Diğerleri de biraz daha yaklaşıp büyücünün sözlerine kulak kesildiler. Letruce o sırada Pifar'ın ilginç bir şekilde aralarında en az şaşırmış olan kişi olduğunu fark etti. Hatta ihtiyarı gördüğü için mutlu gibiydi, o sırada büyücü konuşmaya devam etti.
"Gorphan dediğin yaratıklar zayıftır. Zayıf olmasalar biraz güç kazanmak uğruna Bekçiler Çıkmazına gitmezlerdi. Orada güç kazanmak için hayatlarını ortaya koymazlardı."
Yutkundu ve bastonuyla etraflarındaki tepeleri, Yujiti'yi ve ağaçları işaret etti. "Zayıf olmasalar burada kendi halinde yaşayan ve Gandrodi'nin geri kalanından bihaber insanlara saldırmazlardı. Sen bu kasabada yaşayan ufku geniş, genç ve atılgan bir insansın. Seni kin, nefret ve intikam hırsıyla kudurtup bertaraf etmek isteyecekler, bunu unutmazsan iyi edersin."
Letruce başını salladı, yaşlı büyücüyü sevmeye başlamıştı çünkü adeta ustası gibi konuşuyordu.
"Bunun farkındayım ama ustamı öldürdüler. Onlardan intikamımı elbet alacağım."
"Ustanın öldüğünü nereden biliyorsun?" diye sordu yaşlı büyücü. "Gözlerinle gördün mü onu?"
"Gördüm," dedi Letruce. "Hem de birlikte yaşadığımız kulübenin tavanına asılmış haldeyken."
Letruce tekrar hiddetlenirken yaşlı büyücü ellerini sakalına götürüp başını nehrin aktığı yöne doğru çevirdi.
"Bu bile ölmüş olması için yeterli değil," dedi. "Ustan Manhu'yu senden iyi tanırım evlat, o ihtiyar şifacı seni beni gömmeden ölmüş olamaz. Sen karalar bağlama derim."
"Cesedini gördüm," dedi Letruce dişlerini sıkarak. "Cesedinin başında ağladım, ona dokundum diyorum. Oydu, eminim."
"Öyle olsun," dedi yaşlı büyücü. "Söylediklerim yine de aklında bulunsun."
Letruce yeni bir kafa karışıklığı ile sessizliğe gömülürken Usemil yaşlı büyücünün koluna vurdu.
"Beni de tanıyor musun ihtiyar? Veya dedem Badgu'yu."
İhtiyar büyücü sanki birden daha fazla yaşlanarak gözlerini kıstı ve Usemil'in yüzüne dokundu.
"Dedeni tanıyorum elbette," dedi elini Usemil'in yüzünde gezdirmeye devam ederek. "Eski garnizon komutanıydı."
Elini kadının çenesinden göğsüne doğru indiriyordu ki Usemil yaşlı büyücünün eline vurdu. "Seni inine mıhlarım ihtiyar, eline koluna dikkat et."
"Ah evet," dedi neşeli bir sesle yaşlı büyücü. "Sen şu sebze meyve satan haşin ve güzel genç kadınsın. Anlamak için yapmam gerekiyordu, üzgünüm."
Yaşlı adam nehre bakarak gülümsedi.
"Şu balık tutma sevdandan ölene kadar vazgeçmeyeceksin değil mi?"
Usemil de gülerek yaşlı büyücünün hafifçe koluna vurunca adam eliyle kolunu ovuşturdu.
"Yapma bak, yakarım."
Usemil kahkaha attı ama şımarmaya da devam etmedi. Yaşlı büyücü Mafpi ve Pifar'a baktı, Letruce onun bakışlarının Pifar üzerinde biraz daha fazla durduğunu gözden kaçırmadı.
"Daha az görsem de sizi de tanıyorum," dedi. "Siz Faenar'ın çocuklarısınız."
'Bael demedi,' diye düşündü Letruce. 'Faenar dedi, karısını belediye başkanından daha iyi tanıyor ya da daha çok önemsiyor.'
Yaşlı büyücünün çocuklara ne kadar sevgi dolu baktığına dikkat kesildi Letruce. Mafpi'nin yüzünde anlaşılmaz bir ifade varken Pifar gülümsüyordu.
‘Şaşırtıcı,’ diye düşündü Letruce.
"Faenar teyzeyi tanıyor musunuz?" diye sesli sordu daha sonra. "İki sene önce kaybettik."
"Tanırım," dedi yaşlı büyücü gözleri uzaklara dalarken. "Çok iyi tanırım ve ne yazık ki senin ustanın aksine onun öldüğüne eminim."
Yaşlı büyücü sırayla Pifar ve Mafpi'ye sarılırken Mafpi şaşırsa da Pifar aynı samimiyetle karşılık verdi. Adam geri çekildiğinde gözleri yaşlı gibiydi, Letruce bir şeyden şüphelenmeye başlamıştı ama dillendirip ortalığı karıştırmamak için sessiz kaldı.
"Sen niye ağlıyorsun ihtiyar?" diye sordu o sırada Usemil. "Faenar bir yakının mıydı?"
Yaşlı adam gözlerini ovuşturdu, toparlanıp değneğini öteki eline aldı.
"Faenar çok iyi bir kadındı, o da benim gibi bir sihirbazdı."
Mafpi'nin yüzü şekilden şekle girerken Pifar söze girdi.
"Bu bizim aile sırrımızdı," dedi, sanki şimdi biraz bozulmuş gibiydi. "Babam bile bilmiyor. Keşke söylemeseydiniz."
"Biz yabancı değiliz," dedi Usemil. "Buradan sır çıkmaz."
İstemsizce hepsinin gözü bu sefer Letruce'ye döndü, sanki aynı şeyi onun da demesini bekliyorlardı.
"Letruce zaten biliyor," dedi sonra Mafpi. "Sorun yok."
Letruce başını salladı, şüpheci gözlerle yeniden yaşlı büyücüye baktı.
"Nerede yaşıyorsunuz?"
"Orası bana kalsın evlat," dedi büyücü. "Şimdi kasabaya dönün ve burada olanları beni görmeniz hariç diğerlerine haber verin."
"Otuz kırk gorphanı dördümüzün öldürdüğüne kimse inanmaz," dedi Mafpi. "Benden bile böyle bir şey beklemezler."
"Ama ondan beklerler," dedi ihtiyar büyücü Letruce'yi işaret ederek. "Yayından bir aslanın, kaplanın veya timsahın falan çıkıp gorphanları yuttuğunu söyleyin. Kimse garipsemez."
Pifar kıkırdarken hepsi bir anda ona döndü.
"Noldu kız?" diye ona takıldı yaşlı büyücü. "Hoşuna gitti herhalde. Madem öyle bu çocuğun hikayesini diğerlerine sen anlat."
"Olur," dedi Pifar kızararak. "Savaşı ben anlatırım." Mafpi'ye baktı. "Ama ağabeyimin yaptıklarını da anlatmalıyım, bizi o kurtardı."
Mafpi nihayet birilerinin bunu fark etmesiyle rahatladı. Bunun kız kardeşi yerine Usemil veya Letruce olmasını daha çok isterdi ama hiç kimse olmayacaksa Pifar da iyiydi elbette.
"Evet Mafpi," dedi Letruce. "Sen olmasan ölmüştük. Çok iyiydin."
İhtiyar büyücü de öksürünce gözler ona döndü.
"Tabi en önemli pay sizindi," dedi Mafpi yaşlı büyücüye. "Teşekkür ederiz."
"Pohpohlanmanız bittiyse," dedi Usemil öfleyerek. "Kasabaya haber vermemiz gerekiyor. İki sene sonra gorphanlar yeniden buradalar ve ölmüyorlar."
"Ateş," dedi yaşlı büyücü. "Ve zehir." Eliyle kül olmuş gorphan cesetlerini işaret etti. "Bunları unutmayın ve kasabaya da söyleyin. Ateş ve zehir sizin silahlarınız."
Başlarını sallayıp yaşlı büyücüye tekrar teşekkür ettiler. Diğerleri gitmek üzere yürümeye başlayınca ihtiyar büyücü Letruce'yi kolundan tutup durdurdu.
"Rothamin'e dikkat et," dedi. "Onun tek hedefi Vehyor'un uyardığı kişiyi saf dışı bırakmaktır ve yıllardır bir kere bile başarısız olmadı. Gorphanların mağlubiyeti asla onun görevi yüzünden olmadı, hep başka nedenlerden dolayı kaybettiler."
Yaşlı büyücü eliyle Letruce'nin yayına dokundu. "Bunu nasıldan çok ne zaman kullanacağını iyi belle. Rothamin karşına pek çok farklı kılıkta çıkabilir veya ileride karşına başkalarını çıkartabilir. Şu an istiladaki en seçkin gorphan liderlerinden birisidir, ona vurduğun her darbe gorphan cephesinde çöküntüye neden olacaktır."
"Onu yakalamak imkansız," dedi Letruce. "Yılan gibi saldırıp fare gibi kaçıyor."
İhtiyar büyücü gülümsedi. "Onu yakalamak imkansız ama seni yakalamak mümkün. Bunu düşün."
Yaşlı adam elini uzattı, Letruce gülümseyerek elini sıktı. "Teşekkür ederim."
"Yolun açık olsun Letruce," dedi yaşlı büyücü. "Düşmanların her zaman yakınında olacak, o yüzden dostlarını kendine daha yakın tut. Onların küçük hatalarını bağışla, bazı kusurlarını görmezden gel ki yalnız kalma."
Letruce başıyla onayladı, gitmek üzere dönecekti ki durdu. "İsminiz nedir? Söylemediniz."
Yaşlı büyücünün tebessümü büyüdü. "İsmim Agrum Büyücüsü," dedi. "Aramızda kalsın."
"Çok zormuş," dedi Letruce. "Hiç tahmin edilemez bir isim."
Yaşlı büyücüyle birbirlerine son kez gülümsedikten sonra vedalaştılar. Adam geldiği tepeden yukarı çıkmak yerine ormanlık alana daldı, ağaçların arasında gözden kaybolana dek onu izledi Letruce.
*
Sona doğru bir nefes veriyorum
Buzlu vadiye inerken hatırlıyorum
Nereden geldiğimi, hayal meyal
Susuyorum ve durmak istiyorum