© Vehyor 2026 – Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.
← Tüm Bölümler

Ay Çağı 349 [SON]

"Yaz," diye buyurdu Fongria'nın yeni hükümdarı Mabivacenna. "Bu mektup derhal yola çıkacak."

Alnında boncuk boncuk terler biriken başkatibin üzerinde henüz canlanmış, küllerinden yeniden doğmuş şu kadim imparatorluğun bütün ağırlığı vardı. Yıllardır devam eden Kuzey Savaşları sona ermiş, bütün küçük krallıkların toprakları ilhak edilmişti. Asırlar sonra Fongria, parlayan güneşin ve uçsuz bucaksız yeşil ovaların ülkesi, yeniden bir imparatorluktu.

"Emredersiniz majesteleri."

Katibin gözleri kısa bir süreliğine meclis salonunu taradı, herkes buradaydı. Otuz kırk yıldır kuzeyde savaşan eski kurtlardan gözleri görev ve makam aşkıyla parlayan gençlere kadar bütün idari ve askeri kadro salondaydı. Hepsi bir ölüyü mezarından kaldırmış, Fongria'yı bir imparatorluk olarak yeniden diriltmiş İmparator Mabivacenna'nın sancağı altında tek yumruk olmuşlardı.

Fongria'da böyle bir birlik ve enerji görülmeyeli asırlar oluyordu. Uzun süren ayrışma ve kaos yüzyılları geride kalmıştı. İstikrar ve ihtişam yeniden gelmişti. Fongria'nın altın güneşi, imparator ve imparatorluk bereketli topraklar üzerinde yeniden yükseliyordu. Fongrialıların asırlık kini, yakın geçmişe ve düşmanlarına karşı nefreti, salondaki havayı boğuyor ve bu duygular Mabivacenna'nın sağlam omuzları üzerinde yeni bir gururla biçimlenmiş olarak yükseliyordu. İmparator güçlüydü, eski toprakları ve onların asi aristokrasisini demir yumruğu ile ezmiş, ardından Belcas işgalcilerini Fongria yarımadasından kovmuştu.

‘Bu sonbahar çok yaprak dökülecek,’ diye içinden geçirdi başkatip imparatorun son sözlerini yazarken. Ürperdiğini hissedince imparatora döndü ve onun delici bakışlarını halihazırda üzerindeyken yakaladı.

"Hazır, efendim."

Mektubu hafifçe ittirerek tuttuğu nefesini bıraktı. Belcas kralı Locavir'e binbir çeşit, birçoğu da Fongria ülkesine özgü hakaretleri sıralayan bir mektup ve açık bir savaş ilanıydı bu.

İmparator, katibe cevaben başını sallamakla yetindi ve derin bir nefes alarak kalabalığa döndü. Bütün salon huşu içinde onun söyleyeceklerini bekliyordu.

"Beylerim, askerlerim, neferlerim."

Mabivacenna'nın otoriter, sıcak sesi salonda yankılanırken katibin kalemi hâlâ tutmakta olan eli titreyince adam kalemi masanın üzerine bıraktı. Katip görüyordu, yaklaşan fırtınayı iliklerinde adeta şimdiden hissediyordu. Sayısız piyadenin kılıçları adeta onun göğsüne saplanıyordu, binlerce süvarinin atlarının sesleri kulaklarında yankılanıyordu. Belcas surlarının dümdüz edileceğini tahmin etmek artık zor değildi.

Diken diken olmuş tüylerini sanki birisi görürse suçlanacakmış gibi endişeyle tekrar etrafına bakındı. İmparatorun hitabı karşısında gençlerin gözleri parlarken yaşlı ordu kumandanları ve devlet adamlarının gözlerinde ihtiyat vardı. Ancak onların da en az diğerleri kadar heyecanlı olduğu yine de aşikardı.

"Locavir sümsüğünün kıyılarımda oynadığı oyun bugün tamamen sona ermiştir. Artık topraklarımda Belcas namına tek bir varlığa izin verilmeyecektir. Fongria benim mülkümdür ve işgalci köpeklere gereken cevabı vereceğim, intikam alacağım."

Salonda yumruklar aynı anda havaya kalktı. "İmparatorumuz çok yaşa!"

Çok kısa bir süreliğine sustu imparator, sonra gözleri kalabalığın içinde birini buldu.

"Nasovenna," demesiyle kalabalık sustu. İmparatorun buyurgan ama hoşnut sesiyle orta boylu, güzel ama sert yüzlü, hafif zırhlar kuşanmış genç bir kadın öne çıktı. Kemerinde kısa, yatağan benzeri bir kılıç asılıydı. Sarı saçları tek bir örgüyle toplanmıştı ve salonun içine dolan güneş ışığı gözlerinin mavisi içinde dans ediyordu. Sağ kolunu göğsüne çaprazlama bastırarak imparatoru selamladı. Kalabalığın çoğu hayranlık dolu gözlerle kadına bakıyordu.

"İmparatorum, ağabeyim."

Mabivacenna kız kardeşine yaklaştı, onu omuzlarından güçlü bir şekilde tuttu ve sonra geri çekildi.

"Donanma senindir Nasovenna. Sana güvenim sonsuzdur ve beni hayal kırıklığına uğratmayacağını biliyorum."

Nasovenna yaklaşıp imparator ağabeyinin elini öptü. "Saltanatınız daim olsun imparatorum. Verdiğiniz göreve layık olmak için elimden geleni yapacağım."

Mabivacenna'nın gözleri ışıldarken tebessümü genişledi. Ona karşı gelmesi muhtemel üç erkek kardeşinin hepsini öldürürken biricik kız kardeşi Nasovenna'yı sağ bırakmıştı. Elbette bunda Nasovenna'nın daima onun yanında olmasının etkisi büyüktü ancak az kalsın bazı generallerinin kışkırtmasına gelip onu da öldürtecekti. Verdiği kararın doğruluğunu şimdi karşısında duran genç kadına baktığında daha iyi anlıyordu. Aptal generallerin hepsini astıracaktı.

"Kurmaylarını kendin seçebilirsin ve istediğin amiralimizi de kendine danışman olarak alabilirsin," dedi imparator, sonra tekrar kalabalığa döndü. "Nasovenna'ya koşulsuz itaat bekliyorum."

Başlar aynı anda eğilirken ortamdaki kasvetli hava da dibe çökmeye başlamıştı. Bu elbette Tasirus hanedanlığının asaletini bambaşka bir şekilde yansıtan, ağabeyinin saltanatını güçlendiren Nasovenna'nın etkisiydi. Yetenekli bir savaşçı ve denizci olan genç kadının donanma için en uygun aday olduğunu herkes biliyordu, bu yüzden kimse o makam için heveslenmemişti.

Asıl rekabet kara ordusundaydı. Uzun süren Kuzey Savaşları sonrası ordu içindeki zıtlaşmalar imparatorun da bilgisinin dahilindeydi çünkü Mabivacenna da o savaşlarda kendine taraftar toplamıştı. Bütün zıt kutupların gücünü kendi lehine kullanarak hem Fongria'nın düşmanlarını hem de kendi rakiplerini bertaraf etmişti.

"Orduya bizzat ben komuta edeceğim," diyerek bütün salonu şoka sokan ancak sorgulanamaz iradesini ortaya koydu. "Ordu başvekilim ise General Poachir'dir."

General Poachir ataması da isabetli bir karar olmuştu. Düşmanı en az olan, en sakin tabiatlı ve en gözü tok generaldi. Yaşı da epey ilerlemişti ve artık sıcak çarpışma yerine savaş alanında taktiksel tecrübesini konuşturacağı zamandı. Kafa kesmeyi ve yağmayı diğer azmanlar halledebilirdi. Salona bir sessizlik çökerken imparator elini kaldırdı.

"Kararım budur."

Başlar yine aynı anda eğilirken imparator Mabivacenna ya da seçkin askerlerinin bildiği eski adıyla Tamrod, tahtına oturdu.

Katip düşündü. Fongria ayaktaydı ve savaşa ilerliyordu. Nimgad yine birbirine girmişti ve Yafren'den gorphan haberleri geliyordu. Hamthus'ta veba salgını yayılırken Eglasir'de yangınlar çıkıyordu. Abteres kıyılarını Lapinli korsanlar yağmalamaya başlamıştı, güneyde ise Belcas, Zifars ve Vanre askeri ittifakı yükseliyordu. Zor günler kapıdaydı. Başkatip sessiz ama derin bir of çekti. Onu biri hariç kimse duymadı, o biriyle göz göze gelince katibin gözleri doldu ve yutkundu. Masmavi bir gökyüzünün kızıl bulutları arasında kaybolmak gibiydi o gözlere bakmak, Fongria'da gün batımı gibi umutsuz ve tekrar eden bir süreçti katibin aşkı. Harcanan bir güzelliğin, zorla çizilmiş bir kaderin hikayesiydi katibe göre karşısında duran kadınınki.

Kadına sorsalar en iyi yaptığını bildiği işe devam ettiğini söyler ve çekilirdi.

Ve o sırada Fongria semalarında süzülen şahine sorsalar, katibin de kadının da imparatorun da aynı olduğunu söylerdi. Ama ona sormayı bilen yoktu, o yüzden asırlardır sessiz uçuyordu şahin. Susuyordu, adalar krallıkları üzerinde alabildiğine susuyordu ve o sustukça sanki gürültü ve karanlık inadına yayılıyordu. Yine de şahin ilkeyi biliyordu, susması gerekiyorsa susmaya devam edecekti.

Belki çürümüş bir çarkın tıngırdayarak yere düşeceği o vakitte, medeniyetin kayıp yüzü görünecekti.

Okyanusa, doğuya doğru uçmaya devam etti kadim haberci. Kanatları üzerinde, kanatlarının altında olandan daha hırçın dalgalar vardı. Rüzgar ise o dalgaların arasında kendine yol açarak ilerliyordu.

Sorsalar mesele rüzgara karşı durmak değil derdi şahin, mesele rüzgarı yönlendirmekti. Mesele rüzgarla birlikte yürümekti. Yine de şahin sorulmayacağını biliyordu, susması gerekiyorsa susmaya devam edecekti...