© Vehyor 2026 – Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.
← Tüm Bölümler

Düğüm [8. Bölüm]

Kadının yüzünün alaycıdan şaşkına, sonra şaşkından dehşete düşmüş hale gelmesini izledi.

"Ne?" diye haykırdı Usemil, Letruce’nin beklediği gibi. "Bunu da nereden çıkardın?"

"Dün bulduğumuz mantarlar gorphanların eseri," dedi Letruce basitçe. "O mantar onlar için ölümcül, bu yüzden kimyasını değiştiriyorlar." Usemil'in bu kadarıyla tatmin olmayacağını biliyordu. "Bu sabah Rüzgârlı Dağlar'ın batı tarafında gorphan cesedi buldum. Ustam Avcılar Birliğine haber vermem için gönderdi beni. İstila yaklaşıyor, hazırlıklı olmalıyız."

Usemil'in söylenenleri sindirmesi biraz zaman aldı.

"Sen ciddisin," dedi sonra. Kadın, ellerini başına götürdü. "Tanrım, neler oluyor?" Usemil taburesini Letruce'ye yaklaştırdı, ses tonunu fısıldar gibi alçalttı. "Peki bunu kasabadakilere nasıl anlatacağız?"

Letruce etrafta hararetle bağrışan kalabalığa baktı.

"Ustam belediye başkanıyla konuşacak, yakında öğrenirler.”

Letruce bir süre düşündü.

“Ama sen de şimdiden söylemiş olursan en azından belediye başkanı açıklama yaparken daha sakin karşılarlar." Letruce ayağa kalktı. "Benimse gitmem gerek, avcılara haberi ulaştırmalıyım."

Usemil başını salladı.

"Kendine dikkat et Letruce."

Letruce Usemil'in onunla ilk defa bu kadar ciddi bir tonda konuştuğuna şahit oluyordu. Hele kasaba meydanındayken kadın ona ne söylese gülerek, onu sıkıştırarak söylerdi. Şimdiyse endişesi yüzünden ve sesinden rahatça okunabiliyordu.

"Sen de abla," dedi Letruce. "Dikkatli ol ve insanlara yakın durmaya çalış. Şimdilik gizlenerek iş görüyorlar, insanlarla birlikte olursan güvende olursun."

Usemil başını salladı, kalabalığa yaklaşıp onu dinlemeleri için ellerini çırparken Letruce Rantem Usta'nın dükkanına ilerledi. Dünün aksine kasabanın bu bölümünde hiç insan yok gibiydi, insanlar kasaba meydanında ve belediye binasının önünde toplanmış olmalıydı. Ama avcıları korulukta bulacağından emindi Letruce.

Rantem Usta'nın dükkanının önüne geldiğinde kapının açık olduğunu ve silah ustasının ocağın başında bir kılıçla uğraştığını gördü. Adam da düşünceli, hatta sinirli görünüyordu.

"Usta?" diye tedirgince seslendi Letruce.

Silah ustası onu fark edince elindeki kılıcı suyla dolu fıçıya bıraktı.

"Letruce, gel bakalım." Tezgâhın arkasına geçip sandalyesine oturdu ve arkasına yaslandı. "Yayından memnun musun?"

"Henüz kullanmaya fırsatım olmadı usta," dedi Letruce basitçe. "Oklarım yok, belki bugün ok yaparım."

Rantem sandalyesinden kalktı. "Doğru ya, sana ok da vermeliydim. Nasıl unuttuysam."

Letruce tezgâha yaklaştı. "Gerek yok usta, kendim yapabilirim. Sana çok masraf çıkardım."

"Olmaz," dedi silah ustası. "Bir avcı olmak istiyorsan ağaç dallarından ve taşlardan yaptığın oklar işini görmez. En azından çelik uçlu olanları kullanmalısın."

Rantem cephanelik gibi bir yığının arasından içi sivri çelik uçlu oklarla dolu bir sadak çıkardı ve Letruce'ye uzattı.

"Al bakalım, bunda elli ok var. Hepsi çelik uçlu, şimdilik işini görürler."

Letruce okla dolu sadağı aldı, silah ustası yeniden demirci ocağının başına yöneldi.

"Ben de belediye başkanının oğlana yeni bir kılıç yapıyordum, çocukcağızın annesi dün öldü." Rantem ellerini beline koyup derin bir nefes alıp verdi. "Daenar iyi bir kadındı, bu kasabadaki dedikoducu karıların çoğundan iyi. Oğlan bu sabah gözleri kan çanağı olmuş halde yanıma geldi ve benden aceleyle bir kılıç istedi."

"Mafpi mi?" diye sordu Letruce şaşkınlıkla. "Onun kılıçla ne işi olur ki? Akademiye gitmeyecek miydi?"

Mafpi uysal bir çocuktu ve küçüklüğünden beri bir ozan olmak üzere yetiştiriliyordu. Ozanlar Gandrodi'nin hemen hemen her yerinde kabul edilirdi, kolayca para kazanabilirlerdi ve güçlerine büyük saygı gösterilirdi. Eskiden beri kasabada Letruce'ye nispeten iyi davranan tek akranıydı Mafpi. Ama Letruce, genç ozanın muamelesinin ona özgü olduğunu sanmıyordu, Mafpi herkese iyi davranırdı.

"Ben de şaşırdım," dedi Rantem. Fıçıdaki kılıcı aldı, elinde birkaç kere çevirdikten sonra dudaklarını beğenmez bir ifadeyle büzdü ve kılıcı yeniden ocağa soktu. "Onu ilk defa bu kadar kararlı ve… Nasıl desem… Sinirli gördüm."

"Haklı olabilir," diye mırıldandı Letruce. "Peki usta, neden hazır kılıçlardan birini vermedin? Çok güzel kılıçların var."

Rantem ocağı harladı. "Çünkü metalini kendisi getirdi ve getirdiğinden yapmamı söyledi. Parasını da peşin ödedi."

Letruce çok fazla vakit öldürdüğünü fark edince mor orsanayı Rantem Usta'ya uzattı. "Usta, gorphanlar Agrum'da. Ustam bunu sana göstermemi istedi, bir gorphan cesedinin elinde buldum. Mor orsanaymış."

"Gorphanlar mı? Şaka yapıyor olmalısın evlat." Rantem inanmazlıkla ona döndü ve mor taşı eline aldı. "Evet, bu mor orsana." Avucuyla birlikte gözlerini de kapattı. "Sıcak. Bunun içinde ateş enerjisi var, herhangi bir silaha efsunlanabilir. Ama tabii ben yapamam."

"Ustam bu taşı ya da metali, adı her neyse, gorphanın yangın çıkarmak maksadıyla kullanacakken bir büyücü tarafından öldürüldüğünü tahmin ediyor."

"Tanrı aşkına be çocuk!" Rantem ocaktaki kılıcı çekip demirci çekicini eline aldı. Etrafına bakındı, çekici bir kalkan gibi önünde tutuyordu, sanki demirci çekicinin onu koruyacağından emin gibiydi. "Gorphanlar gerçekten varmış gibi konuşuyorsun. Gözlerinle gördün mü?"

"Usta sana neden yalan söyleyeyim?" dedi Letruce kızarak. "Böyle bir konuda şaka yapmayacağımı da biliyorsun. Kendi gözlerimle gördüm, ustam da gördü. Ayrıca gorphanlar için ölümcül derecede zehirli olan bir mantarın kimyası değişiyor." Letruce cümleleri art arda heyecanla sıralarken silah ustasının yüzünün asıldığını gördü. "Kadim haberci Vehyor'u bile gördük. Yaklaşan savaşa karşı insanları uyarmamı istedi."

Silah ustası kılıcı demirci tezgahının üzerine koyup çekiciyle dövmeye başladı. "Kadim şahin, gorphanlar. Demek onlar gerçekten var ha? Tanrım, hem de burada, Agrum'da." Rantem çekici öfkeyle kor metalin üzerine indiriyordu. "Lanet olası Gandrodi. Biraz barış gördük diye yine alevlerini üzerimize salacaksın öyle mi?" Silah ustasının sıcak metalin üzerine indirdiği darbeler öfkeli olsa da gelişi güzel değildi. Rantem endişesini çekiçle kusuyordu. "Şahin nasıl görünüyordu? Efsanelerde anlatıldığı kadar var mı?"

"Anlatılana göre biraz daha küçük gibiydi," dedi Letruce. "Yine de gördüğüm kuşların en büyüğüydü." Letruce konuyu toparlamak istedi, Vehyor hakkında konuşurken rahatsız oluyordu. "Mor orsana kundaklama amaçlı kullanılabilir mi usta?"

"Lanet metal her şey için kullanılabilir," dedi Rantem dişlerini sıkarak. "Bu yaratıklar da onu ateş enerjisiyle yüklemişler. Mor orsana normalde hiçbir işe yaramaz. Sert, bükülmez, erimesi zor ve değersiz bir metaldir, sadece güzel kokar o kadar. Ama efsundan anlayan bir demirci için altından ve elmastan daha değerlidir."

"Efsun demircilerinin çok nadir olduklarını duymuştum," dedi Letruce. "Yaptıkları silahlar da büyülü olurmuş."

"Sadece silahlar değil," dedi silah ustası. "Zırhlar, yüzükler, kalkanlar ve aklına gelebilecek her türlü demircilik ürünü. Bir efsun demircisi ancak bir kralın himayesinde yaşayabilir. Yoksa öldürülürler."

Letruce hayrete düştü. "Bu kadar güçlü bir adam nasıl öldürülebilir?"

"İnsan türü… Haydutlar, hırsızlar, güç manyağı ruh hastaları," diye sıraladı Rantem. "Değerli bir şey üreten adamın canı her zaman tehlikededir. Altın yumurtlayan bir tavuk, diğer tavuklara göre daha az yaşayacaktır."

"İyi korunur ve bakılırsa başka," dedi Letruce.

"İyi korunur ve bakılırsa başka," diye onayladı Rantem. Kılıcı dövmeyi bitirmişti. "O yüzden ancak bir kralın himayesinde rahat yaşayabilirler. O da krala istediğini verdikleri sürece."

Letruce başını salladı, Rantem mor orsanayı ona geri verdi. "Bugün ocakta fazla işim yok, daha fazla ok yapmak istersen madenim var. Gelip burada yapabilirsin, sana ocağı kullanmayı daha önce gösterdim. Hatırlıyorsun değil mi?"

Letruce onayladı. "Çoğunu hatırlıyorum usta." Yine de bugün sıcak ocağın başında vakit geçirmek istemiyordu. "Belki daha sonra."

"İstediğin zaman gel," dedi Rantem. "Arkada daha büyük bir ocak var, eğer burada müşteriler olursa önlüklerden birini giyer orada yaparsın." Rantem çocuğa gülümsedi. "Seni çırak olarak isteyen çok fazla kişi olduğunu biliyorum, ben zorlamam evlat. Sadece demirciliğe yatkın olduğunu düşünüyorum."

"Sağ ol usta," dedi Letruce gülerek. "Bana pek öyle gelmiyor ama bugün avcı eğitimim başlamazsa yapacak başka işim yok. Ustama sorup ok yapmaya gelirim, zaten gövdeleri hazır. Sadece uç ekleyeceğim, normalde taşları sivriltip bağlıyordum. Ama senin sanat eseri yayından sonra doğru düzgün oklar kullanmaya başlasam iyi olur."

Rantem bitirdiği kılıcı inceleyip memnuniyetle başını salladı ve yeniden fıçının içine soktu.

"Dediğim gibi, istediğin zaman gel. Şimdi avcıların yanına mı gidiyorsun?"

Letruce başıyla onayladı. "Çavuş iyileştiyse eğitime başlayacağız. Bir de ustam bu gorphan meselesini avcılara haber vermemi istedi, istilanın Yafren'den başlayacağını düşünüyor."

"Kahrolasıcalar," dedi Rantem. "Dünkü adamın bu olanlarla bir ilgisi olabilir mi?"

"Neden olsun ki?" diye sordu Letruce. "Avcılar Birliğine düşman olabilir diye düşünüyordum ben."

Silah ustası elini uzun bıyıklarına götürdü. "Bilirsin… Efsanelerde gorphanların zaman zaman insan kılığına girebildikleri anlatılır."

Letruce adamı düşündü, artık hiçbir şey imkânsız gelmiyordu. "Daha önce böyle bir şey hiç duymamıştım. Belki de haklısındır."

O sırada dükkana uzun boylu, siyah kısa saçlı ve kaşları çatık bir delikanlı girdi. Bu Mafpi'ydi, patlayacak kadar dolu heybesi sırtındaydı ve kan ter içindeydi. Letruce'yi görünce biraz şaşırsa da elini kaldırdı.

"Selam Letruce." Bu kısa selamdan hemen sonra silah ustasına döndü. "Kılıcım hazır mı usta?"

Rantem Usta kılıcı belediye başkanının çocuğuna uzattı. "Al bakalım, umarım beğenirsin."

Mafpi kılıcı elinde beceriksizce tarttı. Kabzasını inceledi ve birkaç kere ucuna dokundu. "Güzel olmuş usta, eline sağlık."

Rantem başını sallarken Letruce çocuğa baş sağlığı dilemek istedi.

"Başın sağ olsun Mafpi. Daenar teyze çok iyi biriydi, huzur içinde uyusun."

Mafpi kara gözlerini Letruce'nin gözlerine dikti.

"Sağ ol Letruce," dedi sonra gözlerini kaçırarak. "Kasabada gorphanların Yafren'i istila edeceğini konuşuyorlar, bir kılıç yaptırmam iyi oldu. Annemin ölümünün onlarla bir ilgisi olduğunu düşünüyorum."

"Daenar'dan ne istesinler ki?" dedi silah ustası. "Kendi halinde zararsız bir kadındı."

"Annemin büyüye yatkınlığı vardı Rantem Usta," dedi Mafpi dişlerini sıkarak. "Bunu en iyi sen biliyorsun. Yıllar önce haydutlar Agrum'u bastığında onu haydutları yakarken görmüşsün."

Rantem'in yüzü asıldı ve düşüncelere daldı. Letruce onun yanaklarında adamın esmer tenine rağmen kızarıklık oluştuğunu fark etti.

"Kimseye bir şey söylemedim," dedi sonra silah ustası. "Daenar'ın sırrı hep aramızda kaldı, baban bile bilmiyordu."

Mafpi o sırada Letruce'yi hatırladı, tedirginlik içinde çocuğa baktı.

"İçin rahat olsun," dedi Letruce. "Kimseye bir şey söylemem."

Mafpi'nin bahsettiği haydut baskınında ailesini kaybetmişti Letruce. Annesi ve babasını öldürmüş, kız kardeşini kaçırmışlardı. Bilge Manhu Letruce'yi o zaman yanına almıştı, beş yaşından beri çocuğu o büyütmüş, o eğitmişti.

"Ben Avcılar Birliğine gideyim, gorphanları haber vermem gerekiyor."

Rantem Usta ve Mafpi başlarını salladılar.

"Letruce," dedi o sırada Mafpi. Bir şey söylemek istiyor ama çekiniyor gibiydi. Nihayet cesaretini topladı. "Seninle bir ara konuşabilir miyiz?"

"Bugün, akşama doğru müsait olabilirim," dedi Letruce. "Kasaba meydanında olurum, çeşmenin orada."

Mafpi başını salladı ve zoraki bir tebessüm etti. "Tamamdır, teşekkür ederim. Görüşürüz o halde."

Letruce de gülümsedi. "Görüşürüz."

Letruce dükkandan çıktı ve Avcılar Birliği çadırlarının yolunu tuttu, kafası düşüncelerle doluydu...

*
Gariplerin umudu, saltanat sahiplerinin korkusu
Topallayan atın meçhule giden yolculuğu
Kahramanların gönlünde yanan alevin sahibi
Vebalı sokaklar üzeri dolaşır bir zaman kurgusu