© Vehyor 2026 – Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.
← Tüm Bölümler

İlk Karşılaşma [7. Bölüm]

Sabahın ilk ışıklarıyla beraber Letruce uyandı, küçük odasının penceresini açıp yatağını düzeltti, yayını omzuna taktı ve içinde kynoax tırtılının olduğu şişeyi alıp dışarı çıktı. Kavaklı tepeye tırmanıp yere düşmüş yapraklardan birini aldıktan sonra ağaçlardan birinin altına oturdu ve yaprağı tırtıla verdi. Dün gece olaylar hakkında düşünürken uyuyakalmıştı, ustası ise sabaha kadar mantarlarla çalışmış, geç bir vakitte yatmış olmalıydı.

"Süre kısıtlı," demişti Manhu. "Mantarın kimyası değişmeden ilk aşamayı tamamlamam gerekiyor."

Letruce iç çekti. Tırtılı epey büyümüştü, belki yarın kelebeğe dönüşürdü. Letruce'nin onu bu küçük şişeden çıkarıp büyük bir kavanoza alması daha iyi olurdu.

"Bakalım neye dönüşeceksin," dedi Letruce gülümseyerek.

Düne göre keyfi biraz daha yerindeydi, bugün Avcılar Birliğine haber götürdükten sonra eğer Çavuş iyiyse eğitime başlarlardı, yoksa Letruce yayı için oklar yapabilirdi. Gorphan istilası başladığı zaman hazırlıksız olmak istemiyordu, onlarla savaşacaktı. Düşüncelerinden cama vuran tırtılın sesiyle uyandı. Şişeyi eline aldığında kanatları beyaza yakın, soluk pembe benekleri olan güzel bir kelebekle karşılaştı.

"Vay be," dedi hayretle. Tırtıl kaşla göz arasında kendine koza örmüş ve içinden kelebek olarak çıkmıştı ve şimdi de şişeden çıkmak istiyordu.

Letruce kynoaxın kaçmasından korksa da onu şişede daha fazla tutamazdı, eğer ona bağlıysa yanından fazla uzaklaşmazdı herhalde. Letruce'nin şişenin kapağını açmasıyla küçük kynoax kelebeğinin vınlayarak şişeden çıkıp çiçeklere hücum etmesi bir oldu. Letruce gerileyerek ağacın gövdesine yaslandı ve çiçekleri talan eden kynoaxı korku dolu gözlerle izledi.

"Tanrı aşkına, sen minik bir canavar olmalısın!"

Kynoax söylenenleri duymuş gibi, çiçekleri yemeyi bıraktı ve kanatlarını çırparak yavaşça Letruce'nin yanına geldi ve dizinin üzerine kondu. Letruce onun minik bir yüzünün olduğunu ve üzgün göründüğünü fark etti.

"Tamam tamam. Belki de kozandan yeni çıktığın için enerji toplaman gerekiyordur."

Elini kynoaxa doğru uzattı, hayvan dizinden kanatlanıp eline kondu, minik yüzü şimdi daha neşeli görünüyordu.

"Galiba artık sana bir isim koymalıyım," dedi Letruce. Bir süreliğine hayvanın özelliklerini düşündü. Diğer tırtılların kozalarını yiyen, şişeye atılan yaprakları kısa sürede silip süpüren ve dışarı çıkar çıkmaz çiçeklere saldıran minik bir canavar. Letruce kendini tutamayıp kahkaha atınca kelebeğin suratı kızgın bir hal alır gibi oldu.

"Oburcuk ya da Beyaz Canavar senin için çok daha uygun olurdu ama ben sana yine de Lithina diyeceğim."

Kelebek kanatlanıp havada birkaç takla attı ve Letruce'nin neşeli olduğunu düşündüğü birkaç ses çıkardı.

"Demek adını sevdin Lithina. Bence de güzel bir ismin oldu, bu kadar güzel isim koyabildiğimi bilmiyordum." Aklına bir şeyin gelmesiyle kıkırdadı. "En azından Usemil ablamdan daha iyi bir isim bulucuyum."

Lithina havada birkaç takla daha attıktan sonra durdu. Havada bir süre asılı halde bekledikten sonra vınlayarak kuzey yönüne doğru uçtu.

"Hey! Nereye gidiyorsun?" Letruce arkasından bağırsa da beyaz kynoax geri dönmedi. "Tanrım, bütün gün bu hayvanın peşinde gezemem. Öyle olması gerekiyorsa varsın bir kynoaxım olmasın, uğraşamam."

Letruce kynoaxın varlığını unutmaya çalışarak bulutsuz, açık, masmavi gökyüzüne bakıp gülümsedi. Bugün Rantem Usta'ya yardım da edebilirdi, belki karşılığında silah ustası ona biraz ok verebilirdi. Yayını bir an önce kullanmak, onunla alıştırma yapmak istiyordu.

Ustasına haber vermek üzere ayağa kalkmıştı ki Lithina ince bacaklarıyla tuttuğu, parmağa benzeyen kararmış bir varlıkla çıkageldi.

"Bu da ne?" diye sordu Letruce. "Şimdi de yamyamlığa mı başladın?"

Lithina öfkeli bir tepki verip Letruce'nin etrafında uçuştuktan sonra yeniden kuzey yönüne doğru uçtu. İleride durup Letruce'nin gelmesi için deli gibi hareketler yaptı. Letruce oflayarak hayvanı takip etmeye başladı. Kynoax onu bir bataklığın etrafından dolaştırdı, bir çam ormanının içinden geçtiler ve Rüzgârlı Dağlar doğuda kalacak şekilde bir süre ilerlediler, Letruce nehre gittiklerini düşünmeye başlamıştı ki kynoax birden daha batıdaki bir açıklığa yöneldi. Letruce de onu takip etti ve hayvan yerdeki bir karaltının üstüne gelince durdu. Letruce hızla oraya yaklaştı, bu bir ceset olmalıydı. Eli kemerindeki bıçağa gitti. Kararmış cesedin yanına geldiğinde cesedin etrafındaki külleri gördü. Ceset tanınmaz haldeydi ama Letruce bu haliyle bile onun bir insan olmadığını anladı. Bu bir gorphan olmalıydı.

"Düşündüğüm şey mi?" diye söylendi Letruce kendi kendine. "Bu bir gorphan mı?"

"Gorphan..."

Zihninde Vehyor'la konuştuğu zamankine benzer bir ses yankılanınca Letruce hayrete düştü ve etrafına bakındı. Kynoax yavrusundan başka kimse yoktu.

"Lithina, benimle sen mi konuştun?" diye sordu Letruce. "Az önce, gorphan diyen sen miydin?"

Lithina kanatlarını çırpıp havada bir takla attıktan sonra Letruce'nin omzuna kondu. "Evet ama gorphanın ne olduğunu bilmiyorum. Anlatırsan öğrenirim."

Letruce de artık karşılaştığı şeylere daha az tepki verdiğini fark etti, bir hayvanla, bir kelebekle konuşuyordu. Belki de tamamen kafayı sıyırmıştı.

"Emin değilim," dedi sonra. "Yine de cesedin insan olmadığı kesin ve yanarak ölmüş."

Letruce gorphanların ateşe karşı bağışık olmadıklarını fark edince biraz rahatladı. Bu da bir şey sayılırdı, cesedi ayağıyla dürttükten sonra gorphanın eksik parmaklarından mor, mat renkli bir taşın yuvarlandığını gördü. Gün ışığı taşa belli belirsiz bir parlaklık verse de mat görünümlü bir taştı bu. Letruce taşı eline almasıyla sıcak bir enerjinin bedenine yayıldığını hissetti, belki de gorphan bu taş yüzünden yanarak ölmüştü. Ama Letruce'ye bir şey olmadı.

"Bunu ustama göstersem iyi olacak," dedi Letruce. "Cesedi de."

"Usta. Ceset. Beni bugün serbest bırakman gerek." Kynoax yavrusunun zihnindeki sesi rahatlatıcıydı. "Diğerlerinden öğrenmem gerekenler var."

"İstediğini yap," dedi Letruce. "Yanımda durmak zorunda değilsin."

"Sözümü çoktan verdim avcı," dedi Lithina. "Artık ondan cayamam. Senden ayrılamam, sana yoldaşlık edeceğim."

Letruce iç çekti. "Bildiğin gibi yap Lithina. Yanıma gelmekte ve yanımdan gitmekte özgürsün, bana bir borcun yok. Ben olmasam da hayatta kalacaktın."

Lithina çocuğun omzundan kanatlandı. "Görüşürüz Letruce."

Letruce kynoax yavrusuna el salladı ve onun uzaklaşmasını izledi. Gorphan cesedine döndü, başka bir şey bulma umuduyla birkaç kere cesedi dürtükledi. Sonra geldikleri yoldan geri, kulübeye döndü.

İçeri girdiğinde ustasının uyanmış olduğunu ve kahvaltı için bir şeyler hazırladığını gördü.

"Günaydın, neredeydin?"

Letruce elindeki taşı ihtiyar şifacıya uzattı. "Kynoax kelebek oldu ve beni bir gorphan cesedine götürdü. Gorphan yanarak ölmüştü ve elinde bu taş vardı."

Manhu imalı gözlerini Letruce'den ayırmadan taşı aldı.

"Gittikçe oldu bitti şeklinde konuşmaya başlıyorsun. Eskiden olsa heyecandan elin ayağına dolaşırdı."

Letruce ustasının söylediklerinde haklı olduğunu fark etti. "Belki de fazla gergin olduğumdandır. Her şeye hazır olmaya çalıştığım için hiçbir şeye şaşırmıyorum."

Manhu taşı inceledi. "Bu mor orsana. Normalde Yafren'de bulunmaz, gorphan her nereden geldiyse bunu da oradan getirmiş olmalı." İhtiyar şifacı taşı dikkatlice masanın üzerine bıraktı. "Şimdi can alıcı soru: Gorphan olduğuna emin misin? Beni ona götür."

Birlikte kulübeden dışarı çıkıp kavaklı tepeye tırmandılar.

"Kynoaxın nerede?" diye sordu Bilge Manhu. "Kelebek olduğunu söylememiş miydin? Yoksa gorphanın başında nöbetçi olarak mı bıraktın?"

"Biraz karmaşık," dedi Letruce. "Anlatabileceğim gibi değil. Bugünlük benden ayrılmak istedi, ben de engel olmadım."

İhtiyar şifacının kaşları sorgularcasına kalksa da yine de bir şey söylemedi. Manhu hiçbir zaman ısrarcı bir adam olmamıştı, bir şeyi ikinci kez kolay kolay söylemez ve aynı soruyu ikinci kez sormazdı.

Çam ormanını geçtikten sonra Letruce batı yönündeki açıklığı işaret etti. "İşte orada, ceset yanmış."

Birlikte cesede yaklaştılar, Manhu eğilip cesedin yüzünü inceledi. "Evet, sanırım dün akşam olmuş."

"Peki bir gorphan mı?" diye sordu Letruce. "İnsana benzemiyor."

İhtiyar şifacı düşünceli gözlerle bir süre cesedi inceledi.

"Evet,” dedi sonra. “Bu bir gorphan."

Letruce başını salladı, demek Yafren'e çoktan gelmişlerdi. "Peki neden tek başına ölmüş ve neden ortada hala bir istila yok?"

"Bunlar öncü birlikler çünkü," dedi Manhu gözlerini cesetten ayırmadan. "Bölgeyi işgale hazırlıyorlar ve karargahları için uygun yerleri tespit ediyorlar."

Letruce'nin gözleri ustasının yüzünden cesede yöneldi ve tiksintiyle ona baktı.

"Peki bu, elinde mor orsanayla ne yapıyordu ve neden öldü?"

Manhu yüzünü çam ormanına çevirdi, tesadüfler her zaman en komik açıklamalar olmaz mıydı?

"Mor orsana..."

Gorphanın kül olmuş bedenini yeniden dürtükledi.

"Muhtemelen bir yangın çıkartıp dikkatleri kasabanın batısına çekecekti. Ama işler umduğu gibi gitmedi, bu ormanda yaşayan bir büyücü olmalı. Kasaba halkının geçmişte bir büyücüden bahsettiğini duymuştum."

Manhu ormana doğru yürümeye başladı.

"Belki Yıldızışığı Vadisi'nde, belki de Rüzgârlı Dağlar'ın eteklerinde, nerede yaşadığını bilmiyorum ama bu gorphanı öldürdüyse bir şeylerden haberi var demektir."

"Başka bir ihtimal yok yani," dedi Letruce sorar gibi. "Bir büyücünün işi, öyle mi?"

"Çok yüksek ihtimalle," dedi ustası. "Ama dün gece kasabada başka şeyler olmuş olabilir, bir şeyler yiyip soruşturmaya başlasak iyi olur."

Geri döndüler. Kavaklı tepeden aşağı inip kulübeye girdiler. Bir süreliğine ikisi de hiç konuşmadan, olanları düşünerek kahvaltı ettiler. Letruce bir dilim peynirle bir zeytini son olarak ağzına tıkıştırdıktan sonra ayağa kalktı.

"Beraber mi gideceğiz usta?"

"Sen Avcılar Birliğine haber ver," dedi Manhu. "Gördüğümüz gorphan cesedinden de bahset. Yak-Pab'a da benimle handa buluşmasını söyle."

Letruce çıkmak üzere hareketleniyordu ki ihtiyar şifacı onu durdurdu. Masanın üzerindeki mor orsanayı uzattı.

"Bunu da Rantem'e ver, belki ne olduğu hakkında bizi daha iyi aydınlatır. Benim bildiğim tek şey gorphanın bunu yangın çıkarmak amaçlı kullanacağı."

Letruce mor orsanayı aldı ve koşar adım kulübeden dışarı çıktı. Bugün hava dünkünden bile güzeldi, rüzgâr hafiflemişti ve güneş insanın içini ısıtıyordu.

Letruce çayı atlayarak geçti ve kuzey doğuya, kasaba meydanı yönüne doğru yürüdü. Yine önce Usemil ile karşılaşacaktı, ona olanları hızlıca anlattıktan sonra Rantem Usta'ya, oradan da Avcılar Birliğine gidebilirdi. Görünürde dünün aynısı gibi bir gündü, ancak amaçlar söz konusu olduğunda devasa bir fark vardı.

Kasaba meydanını dünkünden daha hareketli buldu ama bu sefer gördüğü yüzlerin çoğu tanıdıktı, bunlar kasabanın insanlarıydı. Letruce Usemil'in tezgahına doğru yürürken kadının dalgın bir ifadeyle oturduğunu ve kalabalığı izlediğini fark etti. Letruce yanına gelene kadar onu fark etmedi bile.

"Abla, iyi misin?"

Letruce'yi fark edince kadın birden canlandı ve gülümsedi.

"Ooo kimler gelmiş," dedi neşeyle. "Ben de bugün gelmezsin diye düşünüyordum. Gel otur bakayım şöyle."

Letruce taburelerden birini çekip kadının yanına oturdu.

"Burada neler oluyor?"

"Saçma sapan işler," dedi Usemil oflayarak. "Garnizon askerlerinin atları kaybolmuş, belediye başkanının karısı kalp krizinden ölmüş ve Kantironların oğlu gece kasaba meydanında dolaşan iblisler gördüğünü söylüyormuş."

Usemil omuz silkti.

"Bizimkiler de bunları bir araya getirip ortaya kıyamet senaryoları çıkarıyorlar işte."

Letruce kadının o gelmeden önceki dalgın ifadesini düşündü, şimdi de inanmaz ve rahat gözükmeye çalışmasına rağmen Usemil'in de korktuğunu fark etti. Ama gerçeği söylemek zorundaydı.

"Abla, gorphanlar Yafren'de."

-

“Düşündüklerin bile sen değilsin, gerçek dediğinin ve gerçek olduğunu düşündüklerinin hiçbirinin seninle alakası yok.”

-Suikastçi