Atların yanına geldiklerinde bir avcı Yak-Pab ve Pilano'nun atlarını yularlarından tutup getirdi. Sonra Letruce'ye baktı, kararsız kalmıştı.
"Çocuğu biz bırakacağız," dedi o sırada Yak-Pab. "Başka bir ata gerek yok. Sağ ol Gorla."
Yak-Pab ve Pilano hızlıca atlarına atladılar. Pilano Letruce'ye elini uzattı.
"Gel bakalım başımın tatlı belası."
Letruce de ata bindi. Yak-Pab'ın ıslık çalıp atını mahmuzlamasıyla koruluktan dörtnala çıktılar, Letruce ilk avı üzerine düşünürken silah ustasının dükkanına gelmişlerdi bile.
"Pilano, biz de girip bi' yoklayalım şu Rantem'i."
Atlardan indiler, Pilano atları hızlıca en yakındaki kavağın gövdesine bağladı. Silah ustasının dükkanına yöneldiler. Letruce arkadan gelirken Yak-Pab'ın gri pelerini üzerindeki gümüşi ejder işlemesini görmüştü, gerçekten çok havalı bir pelerindi bu.
Pilano onun şaşkın şaşkın pelerine baktığını görünce kahkaha attı, Yak-Pab içeri girmişti, Pilano ve Letruce ise eşiğe yakınlardı.
"Ben de bu pelerini çok beğeniyorum," dedi Pilano çocuğun omzuna hafifçe vurarak. "Merak etme, büyüyünce senin de olur. Şimdilik ustanın eskilerine mahkumsun." Sarışın avcı daha derinden bir kahkaha daha atıp içeri girdi.
Letruce de homurdanarak peşinden geldi.
"İyi bir iş çıkarmışsın Rantem," diyordu o sırada Yak-Pab, silah ustasına. "Ama bize bu kadar güzel silahlar yaptığını hiç görmedim."
"Hoş geldin Yak-Pab," dedi silah ustası neşeyle, avcıların liderini gördüğüne çok sevinmiş gibiydi. "Pilano'yla sana selam göndermiştim, söylediyse tabi."
"Söyledi," dedi Yak-Pab gülümseyerek. "Gorphan meselesinden haberin var mı Rantem?"
Silah ustası başını salladı ve Letruce'ye baktı. "Evet, Letruce kılıç kuşanmama yetecek kadar bilgilendirdi beni."
Yak-Pab tezgâha yaklaştı. "Umarım kılıcını gerçekten kuşanmışsındır Rantem," dedi ciddiyetle. "Çünkü dükkanına geldiler. Yetmedi dükkanından çıkan çocuğu takip ettiler. O da yetmedi dükkanınla bizim koruluğun arasında yol kestiler. Bu artık ciddi bir mesele."
Silah ustasının belli belirsiz, kızıl kaşları havaya kalktı. "O adam," dedi işaret parmağını kaldırıp. "Garip…”
Yak-Pab başını salladı. "Bize silah lazım Rantem," dedi asılı uzun kılıçlardan birini alıp. "Çok fazla silah." Kılıcı dudaklarını büzerek birkaç kere döndürdü, ağırlığını tarttı. "Yay, ok, kılıç ve kalkan. Ne varsa."
Letruce silah ustasının alnında biriken ter damlalarını fark etti. Rantem Usta muhtemelen garnizon için de yüklü miktarda sipariş almıştı. Lider Yak-Pab’ın talebi üzerine avcılar için de ayrı olarak çalışması gerekecekti.
"Elimden geleni yaparım Yak-Pab," dedi Rantem Usta yine de. "Sizden önce garnizon komutanı geldi, haber onlara da ulaşmış. Senin istediklerinin aynısını istedi, avcılara kısa zamanda özel olarak çalışmam mümkün değil. Elimde bulunanlardan almak istersen sadece metal maliyetine bırakırım."
Yak-Pab elini çenesindeki kısa sakalına götürdü. "Makul, seni zor durumda bırakmak istemiyorum."
Avcıların lideri bir süre etrafına bakındı, sonra dükkânın penceresini açıp dışarı baktı. "Devriyelerimden bazılarının rotasını dükkanına doğru değiştireceğim, istilaya Agrum'dan başlarlarsa muhtemelen sen ilk hedeflerinden biri olacaksın."
Letruce Yak-Pab'ın tahmininde ne kadar isabetli olduğunu düşünürken Rantem Usta yutkundu ve elini belindeki kılıca götürdü.
"Kılıç yapmayı bilen bir adam," dedi sonra gür bir sesle. "Onu kullanmasını da bilir."
"Bunlar çelikle kolay kolay ölmezler usta," dedi Yak-Pab. "Kendine dikkat et ve siparişlerini tamamlayana kadar dükkânı kapat derim. Korkma, biz gereken maddi desteği sağlarız."
Rantem bir süre düşündü, elini uzun kızıl bıyıklarına götürdü. "Doğru söylüyorsun," dedi sonra. "Öyle yapayım madem."
"Biz artık gidelim," dedi Yak-Pab. "Letruce'yi sana bırakmak için gelmiştik, yayı için ok yapacakmış. Bu kasabada bu çocuk kadar çok yönlü başka birisi yok."
Rantem gülümseyerek Letruce'ye yanına gelmesini işaret etti. "Gel bakalım çok yönlü çocuk." Yeniden Yak-Pab'a döndü. "Siz nereye gidiyorsunuz?"
"Biz Bilge Manhu'yla konuşacağız, handa." Yak-Pab az önce aldığı kılıcı havaya kaldırdı. "Bunu Çavuş için alıyorum, eski kılıcını ormandaki hengamede kaybetmişti. Sonra da bulamadık, piç kuruları çalmış olmalı."
Letruce Yak-Pab gibi küfredemese de gorphanlar için tam olarak aynı duygu ve düşüncelerin içindeydi, liderin onun duygularına tercüman olması hoşuna gidiyordu.
"Sorun yok," dedi silah ustası. "Bilge Manhu'ya selamlarımı iletin."
Yak-Pab başını salladı, silah ustasıyla el sıkıştılar, Pilano da silah ustasını elini kaldırarak selamladı ve dükkândan çıktılar.
"Şu gorphanlar hakkında tek bir kelime daha duymak istemiyorum evlat," dedi silah ustası onlar gider gitmez. "Ocağın başına geç, şaftın varsa bugün sadece temren yapalım. Sen arkadaki ocakta çalışacaksın, ben de şu siparişleri yapmaya başlayayım."
Rantem dükkânın kapısına yöneldi, önce sürgüyü çekti sonra kapıyı kilitledi. "Hadi başlayalım."
Letruce'ye diğerlerine nazaran daha temiz olan bir demirci önlüğü verdi ve birlikte Rantem'in büyük demirci ocağının olduğu yere, arkaya geçtiler. Etrafa saçılmış metal yığınlarıyla ve madenlerle doluydu burası. Rantem Usta geniş salonun tek penceresini açtı. Bu yerin büyüklüğü ile pencerenin küçüklüğü arasındaki tezat çok komikti.
"Burası biraz fazla sıcak ve havasız oluyor, bunalırsan arada yanıma gelirsin."
Letruce su dolu küçük bir fıçıyı örsün yanına taşımak üzere kaldırmıştı ki Rantem onu durdurdu. İçinde kırmızı, yağ gibi bir sıvının olduğu başka bir fıçı getirdi.
"Bunu kullan," dedi sırıtarak. "Bununla çelikleştirirsen okların her birini kılıç olarak bile kullanabilirsin."
"Bu neyin yağı ki?" diye sordu Letruce fıçının içine bakarak. "Daha önce hiç görmedim."
"Volodum yağı," dedi Rantem. "Millet içmeye bayılıyor, ben ise yağını alıyorum. Yağının kıymetini bilen yok."
"Yapraklarından mı?" diye sordu Letruce parmağını fıçıya bandırıp. Yağın tadına bakınca yüzünü ekşitti. "Dikenlerinden mi demeliydim herhalde, iğrenç!"
Silah ustası gür bir kahkaha attı ve demirci ocağını tutuşturdu. "Hadi, bugün bu kadar gevezelik yeter."
Rantem Usta çocuğa ince demir çubuklar ve bir demirci çekici verdi.
"İkimizin de bileğine kuvvet evlat."
Çocuğa gülümsedikten sonra dükkânın ön tarafına, küçük ocağın başına yollandı. Letruce küçük pencereden içeri dolan gün ışığına baktı, tam da örsün üzerini aydınlatıyordu. İlk olarak yirmi temren yapmayı kararlaştırdı Letruce çünkü demirci ocağının başında çalışırken zaman kavramını yitiriyordu, bugün Mafpi ile konuşacaktı ve ustasının ona bir ihtiyacı olursa diye eve geç kalmak istemiyordu.
Ocağı harlayıp demir çubuklardan birini içeri sürdü, metal yeterince kızdığında Letruce çubuğun ucunu geniş örsün üzerine koyup çekicini dikkatlice vurdu. Çubuğun bir bölümünü silindirik bir hale getirince ucunu çekiçle yassılaştırdı. Şekil vermek üzere dövmek için çubuğu tekrar ateşe sürdü. Demir tekrar kızdığında Letruce çekiciyle çubuğun ucunu şekillendirdi, hafif ve biçimsiz bir demir bıçağı yardımıyla okun kenarlarına kanca şekli verdi.
Bu işlemleri demir çubuklar üzerinde birkaç defa tekrarladı ve hazırladığı temrenleri volodum yağı fıçısına koydu. O sırada salon iyice ısınmıştı ve Letruce damarlarında akan kanı bedeninin her yerinde hissedebiliyordu.
"Avcı demirci," diyen bir ses duyduğunda etrafına bakındı, kimse yoktu. Başının döndüğünü fark edince oturacak bir yer aradı ama içeride sandalye yoktu, duvar kenarındaki demir yığınının üzerine oturdu ve arkasına yaslandı. Biraz dinlenmeliydi, uzun zamandır silah ustasının yanında çalışmadığı için hamlamış olmalıydı.
Pas ve kirden rengi değişmiş pantolonuna baktığında iç çekti, bu pantolonunu sadece demir döverken kullanırdı artık. O sırada kirli pantolonunun nispeten temiz görünen sağ cebinden mor renkli bir ışıltı yayıldığını gördü Letruce. Mor orsanayı koyduğu cebiydi bu, metali cebinden çıkardığında ışığı gözlerini acıtarak adeta kör etti. Letruce kolunu gözlerinin önüne siper ederek mor orsanayı örsün üzerine koydu.
"Yayını da koy," dedi yine aynı ses. Letruce hayal gördüğünü ya da yine bir hayvanın onunla konuşmaya çalıştığını düşündü. Delirmiş gibi etrafına bakındı ama etrafta hiç kimse yoktu, Rantem Usta'nın çekicinin sesi ön taraftan duyuluyordu.
O sırada Letruce demir yığınının arasında parlayan yeşil renkli bir ışık huzmesi fark etti.
"Sen de kimsin?" diye sordu oraya doğru yürüyerek.
"Bana yaklaşma avcı," dedi yeşil ışık huzmesi. "Sizin türünüzle yakınlaşmak bizim için tehlikeli."
Letruce olduğu yerde durdu, sonra karşısındaki gizemli ışık tekrar konuştu.
"Yaklaşan savaş için yayını kuvvetlendir, efsunla onu avcı."
Letruce'nin ağzı hayretle açılırken yeşil ışık huzmesi pencereye doğru ilerledi ve kayboldu.
"Sizinleyiz avcı demirci, yalnız değilsiniz."
Letruce'nin son duyduğu bu oldu, kalp atışları daha da hızlanmıştı. Örsün üzerinde parıldayan mor orsanaya baktı, bu metal normalde mat bir metaldi ama şimdi parlıyordu. Letruce onun göz alıcı parıltısına gözlerinin alıştığını fark etti.
Ben, diye düşündü içinden. Bir efsun demircisi miyim?
Yayını omzundan alıp örsün üzerine koydu, nasıl efsunlayacaktı ki? Şu onunla konuşan şey her neyse, gitmeden önce nasıl yapacağını da söyleseydi ya. O sırada çekicin ucu da mor renkli bir ışıkla aydınlandı. Letruce çekici yayın üzerine vurmak için şiddetli bir güdü hissetti ama yayı mahvetmekten korkuyordu. Dürtü onu öyle zorladı ki Letruce dişlerini sıktı. Rantem Usta'nın eserini mahvetmek istemiyordu, o yüzden direndi. Alnında boncuk boncuk ter damlaları birikti, o yine de direndi.
En sonunda dürtü önüne geçilemez bir şiddetle beyninde uğuldamaya başladı. Letruce çekicin ucunun kör edici bir ışıkla parladığını gördü, silah ustasının dükkanının arka salonuna rengarenk ışıklar doldu. Letruce çekici haykırarak mor orsanaya vurdu ve metal ahenkli bir ses çıkararak çınladı, ardından parçalanıp salona ışıklar yaydı. Mor renkli ışıklar salondaki diğer ışıkların arasından sıyrıldı, süzülerek demirci çekicinin içine doldular. Letruce çekici var gücüyle ve defalarca yayın üzerine indirdi. Çekici indirdikçe yayın gövdesinden yeşil ve mor renkli kıvılcımlar çıkıyordu.
Letruce duymasa da ön taraftaki ocağın başında çalışan silah ustasının çekicinin sesi kesilmişti. Bugüne değin, bu kasabada tuhaf olan çok şey görmüştü Rantem, kimsenin bilmediği olaylara şahit olmuş ve binbir farklı insan tanımıştı. Ama şu olay, işte bu bambaşka bir şeydi.
Ön salonla arka salon arasındaki kapının eşiğinde durmuş silah ustasının gözleri fal taşı gibi açılmıştı, bir salondaki rengarenk ışıklara, bir de on beş yaşındaki çocuğun çekicinden çıkan mor renkli kıvılcımlara bakıyordu. Taşıması gereken yeni bir sırrı vardı Rantem'in, bu ağır bir sırdı. Adalar krallıklarının dağlarındaki tüm madenler sırtına yüklense bu kadar ezilmezdi Rantem bu sırrın yanında.
Gandrodi'ye yeni bir devir geliyordu, dünya çok hızlı değişirken silah ustasının başı dönüyordu.
Yutkundu Rantem, avcı demircinin doğuşuna şahit olan ilk kişiydi silah ustası. İşini bitirene kadar kıpırdamadan, çıt çıkarmadan, saatlerce çocuğu izledi...
*
Gece durağının kayıp ateşleri yükselirken karanlık basamaklarda
Yıldızlar ağır ağır nöbet değiştiriyor rüzgârsız boşluklarda
Yorgun atlar soluyor eski bozkırların toprağını, sonra yine dörtnala
Kara kızaklar ve incecik ipleri, buz tutmuş kalp yollarında