Çekici yayın üzerine indirmeyi bıraktığında yayın kanatlarının rengi yeşilden mora dönmüştü, Letruce alnında biriken ter damlalarını elinin tersiyle sildi.
Yapmıştı işte ve zerre kadar da şaşırmıyordu artık, o bir efsun demircisiydi. Bunun ne kadar tehlikeli olduğunu bilse de içinden gelen gülümsemeyi bastırmadı, bastırmak istemedi. Elinin altındaki eserine bakarak gülümsedi, dokunarak bir süre inceledi ve tekrar omzuna astı.
Mor orsana parçalanıp yok olmuştu ama örsün yakınlarında yok olan madenden daha büyük, parlak ve mavi bir metal vardı şimdi. Bu bir taş da olabilirdi; ne olduğunu tam olarak anlayamasa da Letruce bunun efsun demirciliğinin başka bir ürünü olduğunu tahmin etti. O sırada silah ustasının kapı eşiğinde dikilmiş, kollarını göğsünde kavuşturmuş bir halde ona baktığını fark etti.
"Gördün, değil mi usta?" Letruce olanları nasıl açıklayacağını bilmiyordu. "İlk defa oldu usta, senden bir şey saklamıyordum."
Rantem başını aşağı yukarı salladı. "Saklasan iyi olur. Bundan kimseye bahsedemezsin evlat, sadece ikimizin arasında kalmalı bu." Adam yavaş adımlarla Letruce'ye yaklaştı. "Ebediyen."
Letruce başıyla onayladı. "Yafren kralının çok da iyi biri olmadığını biliyorum usta, merak etme."
"Hiç fark etmez," dedi silah ustası. "On beş yaşında bir çocuksun ve efsun demircisisin. İyi olduğunu düşündüğün insanlara bile bahsedemezsin bundan, anlıyorsun değil mi?" Rantem elini uzatarak parlak, mavi ve güzel görünüşlü metali istedi. "Biri bile öğrenirse ömrün güç ve para hastası tiplerden köşe bucak kaçmakla geçer. Ve seni temin ederim, nereye gidersen git seni bulurlar."
"Çok dikkatli olacağım usta," dedi Letruce mavi metali uzatarak. "Senin yanından başka yerde demircilik yapmayacağım."
Rantem Usta metali aldı, şimdi içi biraz rahatlamış gibi görünüyordu.
"Parlak olması yanıltıcı, bu metal değil," dedi. "Bu kmaen taşı. Okyanusun kuzeyinde, soğuk ve fırtınalı bölgelerde yaşayan mavi mercanlar okyanus kumundan üretir bunu. Normalde öyle tabi, bu durumda değil.” Rantem kafasını kaşıdı. “Lapinli korsanlar bunun için birbirlerini katlediyor diye duymuştum, epey değerli bir taş."
"Nasıl ortaya çıktı peki?" diye sordu Letruce. "Demircilikte herhangi bir işe yarar mı? Kullanabilir miyiz?"
"Belki sen kullanabilirsin," dedi Rantem. "Ama silah yapımında bir işe yarayacağını düşünmem. Genelde mücevherat yapımında kullanılır." Silah ustası elini kızıl uzun bıyıklarına götürdü. "Nasıl oluştuğuna gelince, efsun demircileri belki metalleri başka şeylere dönüştürebiliyorlardır veya çekicinle metali döverken oluşuyorlardır. Bilmiyorum..."
O sırada ön salondan bir gümbürtü geldi, birisi kapıyı yumrukluyordu. Rantem taşı Letruce'ye verdi, sonra arka salondan çıkıp kapıya yaklaştılar.
"Rantem! Aç kapıyı, benim, Bael."
Belediye başkanıydı bu, Rantem kilidi açıp sürgüyü çekti, kapıyı açar açmaz önde göbeği, arkada belediye başkanı içeri daldı. Yüzü kıpkırmızı olmuştu ve sıkıntılı bir ifadesi vardı.
"Kılıç siparişi için geldiysen telaş etme Bael," dedi silah ustası. "Garnizon komutanı çoktan sipariş verdi."
"Başınız sağ olsun Bael amca," dedi Letruce. Ama belediye başkanı üzgünden çok öfkeli görünüyordu. Tıknaz adamın saçlarına bir gecede ak düşmüştü ve gözleri kanlanmıştı, dün gece uyumadığı belliydi.
"Sağ ol evlat," dedi yine de. "Yas tutmaya fırsat bile bulamadık, aptal gorphanlar yüzünden." Başkan, Rantem Usta'ya döndü. "Milanor kaç kılıç istedi?"
"Şimdilik elli," dedi Rantem. "Elimde kaliteli bir demir var, ondan yapıyorum."
"Elli yetmeyecek Rantem," dedi başkan telaş içinde. "En az yüz tane gerekiyor."
"Kasabada askeri bırak, o kadar insan bile yok Bael." Silah ustası sertçe yanıtladı. Öfkelenmişti ve kaşları çatılmıştı. "Kılıcı ağaçta yetişen bir şey mi zannediyorsun? Bahsettiğin şey yüz tane kılıç ama sen sanki armuttan bahseder gibi konuşuyorsun."
"Kasaba halkını da silahlandırmalıyız Rantem," dedi belediye başkanı yumuşak bir tonda. Ortamı daha fazla kızıştırmak istemediği belliydi. "Biliyorum tek başına yapman çok zor, istersen kasaba delikanlılarından birkaçını sana yardım etmesi için gönderirim."
"Avcılar da sipariş verdi," dedi Rantem dişlerini sıkarak. "Mesele adam değil Bael. Mesele zamanın dar ve kaynakların sınırlı olması. Anlıyor musun?"
Belediye başkanı cebinden gözlüğünü ve yıpranmış bir parşömeni çıkardı. "Anladım Rantem." Gözlüklerini takıp parşömeni açtı. "Sonraki planlı tüccar kafilesi üç gün sonra gelecek diye görünüyor. Kafileden alabildiğin kadar silah ve maden alabilir misin? Sana gereken ödemeyi yarın göndereceğim."
Rantem başıyla onayladı. "Öyle yaparım." Silah ustasının yüzü kızarmıştı ve dalgın görünüyordu.
Bael gitmek üzere kapıya hareketlenmişti ki onu durdurdu.
"Bael, çıkıştığım için kusura bakma. Başımda çok fazla iş var."
Bael içten bir tebessüm etti, sonra silah ustasına sarıldı. "Sorun değil dostum. Sen bu kasabanın direklerinden birisin Rantem, bunu çoktan ispatladın."
Silah ustası da gülümsedi. "Hadi git de dinlen biraz, gözlerin kapanıyor."
Belediye başkanı başını salladı. "Yak-Pab da silah istedi, öyle mi?"
Rantem onaylarken belediye başkanının kaşları çatıldı. "Onların zaten yığınla silahı yok mu? İsteseler bir günde senin yaptığının on katı sayıda silah da yapabilirler."
"Yak-Pab gizemli bir adam," dedi Rantem. "Silah istemesinin ardında bambaşka bir neden bile olabilir. Garnizonu onunla iş birliği yapmaya ikna et derim, Milanor'a da söyle avcılara adam gibi davransın. Avcılara kıskanç bir çocuk gibi davranıyor. Ama bu iş artık çocuk oyunu değil."
"Milanor'u severim," dedi Bael. "Ama gerçekten çok kalın kafalı. Badgu garnizon komutanıyken her şey daha güzeldi, şimdi her gün şikâyet duyuyorum."
Belediye başkanı eliyle bir süpürme işareti yaptı. "Her neyse, yine de konuşacağım." Adam Letruce ile göz göze geldi. "Mafpi kasaba meydanında seni bekliyordu evlat, ustan bana gorphan meselesinden ayaküstü bahsetmişti. Sonra cenaze meselesi için gitmek zorunda kaldım..."
Adam cümlenin ortasında ne söylediğini unuttu.
"Sonra handa konuştuk," dedi hatırlayarak. "Az önce çıktı. Benim işim varken de Yak-Pab'la konuşmuşlar herhalde."
Letruce başını salladı. "Şimdi Mafpi'nin yanına gideceğim Bael amca."
Belediye başkanı başını salladı ve homurdanarak dükkândan çıktı. Letruce efsun demirciliği ürünü olan mavi taşı silah ustasının eline tutuşturdu.
"Usta bunu al. Tüccarlar geldiği zaman ihtiyacın olabilir."
Rantem taşı çocuğun eline geri tutuşturdu ama Letruce almadı.
"Gerek yok evlat," dedi silah ustası. "Bu senin eserin. Yak-Pab da Bael de yeterince para ödeyecekler zaten."
"Olsun usta," dedi Letruce. "Sana bir teşekkür hediyem olsun o zaman."
Rantem homurdanarak taşı cebine attı. "Öyle olsun bakalım, inatlaşacak gücüm yok. Sağ ol evlat."
Letruce gülümsedi. "Ben artık gideyim usta, ok uçları sende kalsın. Bana zaten elli ok vermiştin."
"Ok ucu değil, temren de artık şunlara," diye çıkıştı silah ustası. "Temren uç, şaft gövde."
Letruce omuz silkti. “Tamam usta, her neyse…” İç çekti. “Çok yoruldum. Mafpi'nin yanına gideyim, daha akşama çok var ama beni bekliyor. Önemli bir şey olmalı.”
Silah ustası çocuğun sırtına hafifçe vurdu. "Çok iyi iş çıkardın evlat. Yarın işin yoksa yine gel, çalışalım."
"Bakalım usta," dedi Letruce. “Sağlıcakla kal.”
Rantem'le tokalaştılar ve çocuk kapıya yöneldi. Kapıyı açmasıyla birlikte bir kızın sendeleyerek üzerine kapaklanması bir oldu. Şanslıydı ki Letruce dengesini kaybetmeden sağlam durdu, kızla birlikte kapının önüne düşmesi pek iyi olmazdı. Belediye başkanının kızı Pifar'dı bu, çocukluğunda Letruce'yle dalga geçip zulmeden akranlarından biriydi ama kız uzun zamandır onunla konuşmuyordu, dolayısıyla kötü de davranmıyordu. Letruce bir süre kızı süzdü. Genelde kızı uzun saçlı olarak hatırlıyordu ama şimdi kısacık siyah saçları vardı. Üzerinde de gözleriyle aynı açık yeşilin tonunda bir elbise vardı. Bu aralar kasabadaki kadınların hepsi gözlerinin renginde kıyafetler giyiyordu herhalde.
"Affedersin Letruce," dedi kız kızararak. "Tam kapıyı açıyordum da."
Letruce önemli değil anlamında birkaç cümle söyleyecekti ki kızın gözlerinin bir anlığına kapandığını fark etti, kız düşmeden Letruce onu belinden yakaladı. Rantem Usta da endişeyle kıza yaklaştı.
"İyi misin Pifar?"
Kız kendine gelince Letruce'nin kollarından kurtuldu ve kendini panikle geri çekti.
"İyiyim, sadece biraz halsizlik var üzerimde. Annemin mezarından dönüyordum, yoruldum."
Letruce o sırada kızın yüzünün ne kadar çöktüğünü ve mutsuz göründüğünü fark etti.
"Başınız sağ olsun Pifar. Sanırım herhangi bir tören yapmadınız."
Rantem de baş sağlığı diledi, Mafpi ve babasıyla ara ara görüşse de kızı uzun zamandır görmüyor olmalıydı.
"Annemin vasiyeti böyleydi," dedi sonra Pifar. "Biz de isteğine saygı gösterdik, Mafpi, babam ve ben gidip sessizce gömdük."
Letruce'nin aklına kızın onla dalga geçtiği ve zorbalık yaptığı geçmiş günler gelirken Pifar'ın değişmiş olduğunu fark etti. Bu, yalnızca annesinin ölümünün etkisi değildi. Kız adeta hayata küsmüştü ve şimdi bu olay bunu tüm gerçekliğiyle serbest bırakmıştı.
Yine de Letruce bununla alakalı bir şey demedi, kızı teselli etmek ona düşmezdi zaten.
"Huzur içinde yatsın, Faenar teyze iyi bir kadındı," dedi son olarak. "Ben ağabeyinle buluşacağım. Kendine iyi bak, görüşürüz."
Kız başını salladı. "Görüşürüz."
Letruce dükkândan çıktı, kız da muhtemelen gorphan meselesi yüzünden ağabeyi Mafpi gibi bir kılıç istemek üzere gelmişti. Mafpi annesinin büyücü olduğunu bilen tek kişinin kendisi olduğunu ima etse de Letruce kızın da bundan haberdar olduğunu düşündü çünkü kasabada herkes bilirdi ki Pifar Mafpi'ye nazaran annesine daha düşkündü.
Her mesele hakkında bu kadar düşünmek zorunda mısın? diye kendi kendine geçirdi içinden. Başını sağa sola sallayarak kasaba meydanına doğru yürüdü. Çeşmeye geldiğinde Mafpi çenesini ellerinin arasına almış ve kamburunu çıkarmış bir halde banklardan birinde oturuyordu. Letruce çocuğun yanına oturdu, Mafpi onu fark edince toparlandı.
"Pifar'ın nesi var?" diye söze girdi Letruce. "Rantem Usta'nın dükkanına geldi, iyi görünmüyordu."
Mafpi başını doğuya, kasaba mezarlığının olduğu tepeye doğru çevirdi.
"Annemin ölümünün onda etkisi büyük oldu," dedi sonra. "O da bir kılıç isteyecektir muhtemelen, kasabalılar uzun bir süre Rantem Usta'yı rahat bırakmayacak. İyi ki hasat bu sene bol oldu da yemek sıkıntımız yok, en azından millet sadece kılıç derdine düştü."
Letruce başıyla onayladı, belediye başkanının çocuğu kasabayı ilgilendiren meselelerin çoğu hakkında bilgi sahibiydi.
"Benimle neden konuşmak istedin?"
"Usemil abla," dedi Mafpi, bir süre bekledi. Söze nereden gireceğini bilmiyor gibiydi. "Meydanda bazı şeyler söyledi, bir gorphan cesedi bulduğun hakkında." Söylemek istediği başka şeyler de vardı ama çekiniyor gibiydi.
"Ve?" dedi Letruce onu teşvik ederek. "Mafpi benden saklamak istediğin şeyler varsa benimle neden konuşmak istedin?"
Genç ozan derin bir nefes alıp verdi.
"Sadece kafamda çok fazla şey var Letruce," dedi ellerini dizleri üzerinde birleştirerek. "Ben de handaydım, Avcılar Birliğine katıldım ve birliğin sözcüsü olarak Utagre'ye, krala gideceğim."
Letruce duyduğu karşısında şaşkınlığını gizleyemedi, sadece birkaç günde her şey ne kadar da hızlı değişivermişti.
"Utagre ha?"
Rüzgâr şiddetini arttırdığı için pelerininin başlığını kapattı, Mafpi de onu taklit etti. Agrum yaz kış fark etmeden akşama doğru hep böyle serin olurdu.
"Ne konuştular?" diye sordu Letruce. "Ben Rantem Usta'nın yanında ok yapıyordum."
"Bilge Manhu sizin yaşadığınız olayları anlattı. Mantar meselesini, şahinle karşılaşmanızı ve gorphan cesedini. Lider Yak-Pab da senin Rothamin'le karşılaşmanı anlattı."
Mafpi neredeyse her şeyi öğrenmişti, ustasının Rothamin'le karşılaşmasını akşam ona ayrıca soracağını biliyordu Letruce.
"Peki sonuç?" dedi Letruce merakla. "Ne yapacağız?"
"Lider Yak-Pab'ın bazı planları var, krala haberci olarak gidecek olsam da Utagre'den gelecek yardıma bel bağlarsak gafil avlanacağımızı söylüyor. Komşu kasabalarla, özellikle Akmar'la iletişime geçeceğiz ve iş birliği yapmayı deneyeceğiz. Akmar büyük bir kasaba, neredeyse bir şehir olacak."
"Avcıların orada da bir kampları olduğunu biliyorum," dedi Letruce. "Lider Yak-Pab gerçekten akıllı bir adam, yanımızda olduğu için şanslıyız."
Mafpi başıyla onayladı. "Ben seninle konuşmak istediğimde bunları bilmiyordum, gorphan cesedini görmek istemiştim sadece. Şimdi şu kimyası değişen mantarı da merak ediyorum, sanırım Bilge Manhu onun zehrini başka bir mantara aktarmış. Gorphanlara karşı o kullanılabilirmiş. Böyle bir şey mümkünse ve sürdürülebiliyorsa tabi."
"Ustam bir yolunu bulur," dedi Letruce. "Deniz alevi mantarı toplamıştık, muhtemelen onlar üzerinde yapmıştır."
Bir süre konuşmadan oturdular ve çeşmeden akan suyu izlediler.
"Ulular Dağı'na ava gidecekmişsin," dedi sonra Mafpi. "Sana henüz söylemediler, muhtemelen ustan bu akşam söyleyecek. İyi denk geldiğini söylüyorlardı." Genç ozan donuk bir tebessüm etti. "Senin için büyük planları var gibi."
-
“Ey kendine, varlığa ve ilkeye ihanet etmiş olan biçareler! Sizin bana hiçbir zararınız dokunamaz, ne diye yolumun üzerine çıkıyorsunuz? Beni durdurabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Arayanı arayışından alıkoyabilir misiniz ki?”
-Güney Yafren, Taş Yazıt