© Vehyor 2026 – Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.
← Tüm Bölümler

İlk Av [12. Bölüm]

Letruce'nin aklına Yak-Pab'ın onun ilk avıyla ilgili söyledikleri geldi. Demek bunu kastetmişti. Ama Letruce daha eğitime başlamamıştı bile, kendi kendine edindiği yay kullanma becerisi dışında hiçbir avcı eğitimi yoktu. İz sürmeyi bilmezdi, takip etmeyi bilmezdi, daha önce canlı bir hedefe nişan bile almamıştı.

"Muhtemelen çuvallayacağım, umarım tek göndermezler."

"Avcılar büyük avlara tek gitmezler," dedi Mafpi. "Bunu sen de biliyorsun. Lider Yak-Pab bunun büyük bir av olacağını söylüyor." Çocuk kasaba meydanına, kurulu tezgahların olduğu ve insanların alışveriş yaptığı yöne baktı. "Yine de kasaba civarından çok fazla avcının ayrılması şu zamanda uygun olmaz, az kişilik bir grup çıkacağını düşünüyorum."

Letruce başıyla onayladı. "Doğru söylüyorsun." Akşama bir saat kadar vardı, Letruce bugün yaşadıklarını aklından bir kere daha geçirdi. Sonra ayağa kalktı. "Gorphanı görmek istiyorsan seni götürebilirim ama bedeni yanmıştı. Çürümeye başlamıştır bile."

"Duyduklarımdan sonra gorphanlar hakkında yeteri kadar bilgi edindim," dedi Mafpi. "O yüzden görmeme gerek yok." O da ayağa kalktı. "Sen ustanı bekletme istersen."

"Tamam, görüşürüz o halde," dedi Letruce. Avcılar Birliğinin iki yeni üyesi tokalaştılar ve birbirlerini selamlayıp çeşmeden ayrıldılar, Mafpi kuzeye doğru, Letruce güney batıya doğru yürüdü.

Agrum'un güneyindeki tarlaların üzerine güneşin göz alıcı kızıllığı düşmüştü. İki tepenin arasında, küçük bir vadiyi andıran açıklıkta kalan taş kulübenin etrafında alacakaranlık vardı. Letruce çayı yine atlayarak geçti, bugün dünküne göre daha az balık vardı ve cansız görünüyorlardı.

Havada tuhaf bir koku aldığında çayda gönülsüzce gezinen balıkları izlemeye devam ediyordu Letruce. Arkasına bakmak için şiddetli bir dürtü duydu ve aniden arkasına döndü. Hiçbir şey yoktu, Letruce önüne döndü, akşam vaktine doğru her zaman şiddetlenen rüzgâr durmuştu. Yaprak bile kıpırdamıyordu. Letruce gözlerini kısarak etrafa bakındı, kulübenin etrafında gezinen bir gölgeyi gördüğünde yüreği ağzına geldi. Karanlık figürü bir süre kıpırdamadan, sessizce izledi. Ürperdiğini hissedince pelerinine sarındı, hafifçe eğilip çayın etrafındaki sazlıkların onu kamufle etmesine izin verdi. Taş kulübenin içinde bir kandilin ışığı parladığında Letruce pencerenin kenarındaki silueti daha net gördü.

Tanrım, dedi Letruce içinden. Usta, lütfen dışarı çıkma.

Letruce omzuna asılı yayını aldı, ilk avı tahmin ettiğinden daha erken olacaktı anlaşılan. Gorphanın Bilge Manhu'yu öldürmek gibi bir derdi olmadığını anlamıştı Letruce. Bu bir gözcüydü; ihtiyar şifacının neler yaptığını öğrenmek maksadıyla onu gözlüyordu. Camlar muhtemelen buğuluydu ve dikkatlice bakılmadığı sürece gorphan içeriden görülemezdi. Ama gorphan oradan içeriyi çok net görüyordu. Letruce sadağından bir ok alıp kirişe sürerken yayı cılız, yeşil bir ışıkla aydınlandı.

Letruce'nin kirişi çekmesiyle küçük yeşil yayı Letruce'nin ellerine itaat ederek hafifçe gerildi, yayın kanatları da mor bir renkle parlamaya başlamıştı, Letruce kirişe asıldıkça okun çelik ucunda mor renkli bir alev giderek belirginleşti. Kirişi sonuna kadar gererken derin bir nefes aldı, yayıyla pencerenin kenarında durmuş gorphana nişan aldı ve nefesini tuttu. Gözlerini kısıp odaklandı ve kirişle birlikte nefesini de bıraktığında acı dolu, kulakları tırmalayan bir çığlık duyuldu. Letruce gorphanın üzerine koşarken kulübenin kapısı açıldı ve Bilge Manhu dışarı çıktı.

"Usta, kıpırdama!" diye bağırdı Letruce, yayı hala elindeydi.

"Neler oluyor?" dedi Manhu. Letruce'nin koştuğu yöne doğru bakınca toprağın üzerindeki cesedi gördü. "Sakin ol, kımıldamıyor."

Letruce yayını yeniden omzuna astı ve gorphanın cesedine yaklaştı.

"Seni gözetliyordu usta."

Çocuk nefes nefese kalmıştı. Manhu cesede yaklaşırken Letruce'nin içi içini kemiriyordu.

"Dikkatli ol usta," dedi dayanamayarak. Gorphanların ölümünün ne kadar zor olduğuna dair hikayeler zihnine hücum ediyordu.

Manhu gorphanın nabzını kontrol etti. Kanları insanlar gibi olmasa da gorphanların da kalpleri vardı ve o kalp durduğunda ölüyorlardı, bu gorphan da ölmüştü.

Manhu ve Letruce cesedi uzak bir yere sürüklediler. Letruce gün batarken bir çukur kazdı ve gorphanı sırf tiksindiren görüntüsünden kurtulmak ve olası bir belayı engellemek için yaktılar.

Tekrar kulübeye girdiklerinde akşam olmuştu. Sırayla ellerini yıkadılar, Letruce masayı hazırladı, ihtiyar şifacı ise hazır olan akşam yemeğini servis etti. Letruce tabağındaki tavuğa iştahla yumuldu ve bulgurdan büyük kaşıklar aldı. Bugün sabahtan beri bir şey yiyememişti.

"Bir gorphan casus sana musallat olmuş," dedi Manhu yemeğin sonunda. "Yak-Pab anlattı."

Letruce, Rothamin'in belli belirsiz sırıtan yüzünü hatırlayınca içi nefretle doldu.

"Evet usta," dedi sadece. "Ama bana bir şey yapamadı, sanırım insan gibi görünmek için bile çok fazla güç harcıyor."

"Yine de kılıç kullanabilirdi." Manhu bunu söylediği sırada Letruce'nin gözü duvara yeni asılmış olan kılıca takılmıştı.

"Ama kullanmadı," dedi Letruce. "Usta, sen de bir yere giderken kılıcını artık yanına alsan iyi edersin. Nereden çıkacakları hiç belli olmuyor."

İhtiyar şifacı ayağa kalkıp ocağın üzerindeki çaydanlığı aldı ve masaya iki bardak koydu.

"Benim için endişelenme evlat," dedi bardaklara çay doldururken. "Yarın ilk avına çıkacaksın."

Letruce’nin gözleri çaydanlıktan akan çaya ve sıcak dumana takıldı, izlerken dahi içi ısınmıştı.

"Biliyorum," dedi Letruce ihtiyar şifacıyı şaşırtarak. "Mafpi ile konuştuk, neredeyse her şeyi anlattı bana. Başkente gidecekmiş, Akmar'la iş birliği yapmayı deneyecekmişiz..."

Bilge Manhu başıyla onayladı, oturmadan ağzı kapalı küçük bir torbayı eline alıp Letruce'ye gösterdi.

"Kara alev mantarının zehrini deniz alevi mantarına aktardım. Bu sporları yarın avda Ulular Dağı'nın zirvesine yakın çam ormanlarına atmaya çalış. Oradan yayılması daha kolay olur, gorphanlara karşı bu zehri muhafaza etmeliyiz. Zehirli oklar ve kılıçlardan korkuyor olmalılar ya da bu zehrin bilmediğimiz başka bir gizemi daha var."

Letruce başını salladı. "Peki bu yaptığımız doğada olumsuz bir tepkiye sebep olmaz mı usta?"

"Bilmiyorum," dedi ihtiyar şifacı. "Ama gorphanların yaptığının olduğu kesin, o yüzden denemek zorundayız."

Letruce çayından bir yudum aldı. Efsun demircisi olduğunu kendi ustasından da gizleyecek hali yoktu ya, silah ustasının yaptığı uyarılar kulaklarında yankılansa da ustasına bu olaydan bahsetmezse vicdan azabı çekerdi.

"Usta ben bir efsun demircisiyim," dedi aniden. Manhu'nun yüzü bir tebessümle aydınlanırken Letruce'nin ifadesi değişmedi. İhtiyar şifacının tebessümü büyüdü.

"Şaka yapmıyorsun değil mi?" dedi sonra. "Neden yapasın ki?"

"Şaka yapmıyorum usta," dedi Letruce omuz silkip. "Yayımı mor orsana ile efsunladım." Omzundaki yayı alıp ustasına uzattı. Manhu yayı elinde incelerken onun yüzünde hafif bir hayret ifadesi yakaladı Letruce.

"Gerçekten de öylesin," dedi Manhu. İhtiyar şifacının yüzü ciddileşti, hatta endişeli bir hal aldı. "Kimseye söylememelisin."

"Biliyorum," dedi Letruce. "Rantem Usta, sen ve ben biliyoruz sadece. Kimseye söylememem için bana yeterince nutuk çekti."

"Çok dikkatli ol Letruce," dedi ustası. "Tehlikeli bir zamandayız, Agrum hiç güvende değil. Aslında ava çıkmanı istemedim ama saklanarak başaramayacağız. Bu konuda büyük bir yükün var evlat: Vehyor'la konuştun, gorphanların casusu sana bilendi ve efsun demircisi olduğunu öğrendin."

Letruce başıyla onayladı. "Elimden geleni yapacağım usta, kaderim her neyse yaşarım."

"Kader dediğin şey Gandrodi'yi yürüten ölçülerdir evlat. Alın yazısı ve gelecekle ilgili kehanetler zırvalıktan ibarettir. Burada her şey bir sebebe bağlıdır ve her etkinin bir tepkisi olur, olay bundan ibaret. Bunu sakın unutma."

Letruce başıyla onaylarken ne kadar yorgun olduğunu fark etti. Başı ve kolları ağrıyordu. Demircilik onu epey yormuştu.

"Usta, bugün biraz erken yatabilir miyim?"

"Evet," dedi Manhu. "Yarın uzun bir yola çıkacaksın, dinlensen iyi olur." İhtiyar şifacı yüzünü karanlık geceye, pencereye döndü. "Yak-Pab buraya güvenlik amacıyla küçük bir avcı grubu göndereceğini söylemişti, muhtemelen gelmişlerdir. Gorphan casus bizden haberdar olduğu için Yak-Pab bizi korumak istedi."

"Evet," dedi Letruce. "Rothamin tehlikeli bir... Bir şey." Çocuk esnedi, bu gece ölümle burun buruna gelse direnmezdi bile. “İyi geceler usta."

"İyi geceler evlat."

Letruce küçük odasının kapısını ittirdi, kapı gıcırdayarak açıldı ve Letruce içeri girdi, ardından kapıyı kapattı. Oda karanlıktı, pencere camından içeri hafif bir ay ışığı süzülüyordu sadece, o kadar. Letruce perdeyi çekmek üzere tutmuştu ki denizin kenarındaki küçük ağaçların ordan ona doğru gelen beyaz bir ışık gördü. Yorgun gözlerini ovuşturdu.

Birileriyle daha konuşmak, daha fazla acayip olaylar yaşamak istemiyorum. Yeter!

Beyaz ışık yaklaştıkça Letruce'nin perdeyi tutan eli gevşedi, geleni tanımıştı. Pencereyi açtı ve içeri girmesine izin verdi. Sonra pencereyi kapatıp perdeyi çekti.

"Uyuyacağım, sessiz ol. Seninle uğraşamam." Yorganını çekip yatağına uzandı ve sonra yorganı üzerine örttü. "Ben uyuduğumda da şu kanatlarından yayılan ışığı söndür. Anladık, büyülü bir kelebeksin ve değişik özelliklerin var."

Lithina uçarak Letruce'nin kafasına çarptı.

"Bir hanımefendi ile nasıl konuşacağını hala öğrenememişsin," dedi kynoax. "Bütün gün yoktum ve beni özlememişsin bile. Karşılamaya bak."

Letruce bugün için kalan son enerjisini Lithina'nın söylediklerine hayret ederek harcadı.

"Ne hanımefendisi?"

"Hayvanların cinsiyeti olduğunu ilk defa mı duyuyorsun?"

"Hayır da ne bileyim." Letruce o sırada Lithina'nın biraz daha büyüdüğünü, hatta hafifçe tombullaştığını fark etti. "Türünüzün erkekleri de bu kadar yiyor mu?"

Lithina kanatlarının parlaklığını arttırdı ve öfkeyle havada taklalar attı.

"Küstahlığa devam edersen bu gece uyuyamayacaksın avcı."

"Tamam tamam," dedi Letruce kıkırdayarak. "Sadece kendimi senin yanında rahat hissediyorum o kadar. Yanında çocuk gibi davranabildiğim bir tek Usemil ablam vardı, şimdi sen de varsın."

Çocuğun kıkırdaması durdu ve yüzüne üzgün bir ifade oturdu. "Belki anne ve babam hayatta olsaydı her şey daha farklı olurdu."

Lithina süzülerek Letruce'nin göğsüne çektiği dizine kondu.

"Üzülme tatlı bal," dedi gülümseyerek. "Benim de annem babam yok."

Letruce de gülümsedi. "Sen kelebeksin, bir aileye ihtiyacın yok ki."

"Ama sevgiye var," dedi Lithina kanatlarını hüzünle indirerek.

Letruce minik kynoaxı eline aldı.

"Seni seveceğim Lithina," dedi sonra yüreğinden gelen bir sıcaklıkla. "İnsan türünde bilinip görüldüğü gibi sana aşık olamam ama seni aşkın gerçek biçimi ve onuruyla seveceğime söz verebilirim."

Lithina'nın kanatlarının pembeliği arttı, ışığı yanıp söndü. "Beni mutlu ettin Letruce. Ebediyen yanında olacağım, bunu unutma. Karanlığında sana ışık, yolunda yoldaş olacağım."

"O halde iyi geceler ebedi dostum," dedi Letruce. "Gandrodi'nin tek gerçek prensesi Lithina."

Kelebeğin minik yüzü pembe bir gülümsemeyle aydınlandı. "İyi geceler tatlı bal, güzel rüyalar."

Letruce yan dönüp gözlerini kapatırken küçük kynoax ışığını söndürdü. Sadece örtülü bir beyazlık görünüyordu şimdi karanlık ve küçük odada. Lithina çocuğun uzun saçlarına kondu, onun yatağı da bundan sonra burasıydı. Halinden memnundu Lithina, çocuğu seviyordu ve her zaman onun yanında olacaktı. Yemek yediği zamanlar hariç.

Büyük bir dostluğun, büyük bir sevginin başlangıcıydı bu gece. Avcı ve onun minik yoldaşı sessiz, huzurlu bir uykuya daldılar. Birbirlerine duydukları sevgi ve güvenin sıcaklığı kucakladı onları, tıpkı bir bebek gibi. Bir annenin koynunda uyumak, bir babanın kollarında taşınmak gibi...

*
Ne bunalım ne buhran ne de hüzün
Hepsinin sebebi aynı tek bir düğüm
Bütün çok renkli hayallerin ortasında
Göğe açılan bir çift kanattır aslında hüzün