Üç gün at sırtında yolculuğun sonunda, Ulular Dağı'nın sisli dorukları ağaçların dallarıyla birlikte göğe yükselir halde karşılarında belirdiğinde avcılar grubu taze bir heyecanla yenilenmişti. Manzara muhteşemdi.
Ulular Dağı civarının Gandrodi’de başka hiçbir yere benzemediğini pek çok avcı Letruce’ye söylemişti. Avcılar bu uyarıyı muhtemelen Letruce’yi düşündükleri için yapıyor olsalar da Letruce uyarı duydukça daha da geriliyordu. Sürekli etrafına bakınmaya başlamıştı. Ulular Dağı’nın bu kadar farklı olmasına da anlam verememişti, o bahsedilen büyülü hayvanlar ya da bitkiler niye başka yerlere, örneğin Agrum’a kadar yayılmıyordu?
"İşte buradan sonra tetikte ol Letruce. Burada karşımıza ne çıkacağı belli olmaz, daha önce hiç görmediğin şeyler görebilirsin. Dediğim gibi, Ulular Dağı’nda görülenler uzak ülkelerde masal diye anlatılır."
Lider Yak-Pab uyarıyı yaptıktan sonra atıyla uzaklaştı. Av grubu Letruce ve Yak-Pab dahil on kişiydi; normale göre çok daha düşük, mesele Ulular Dağı olunca ise komik bir sayıydı. Burada tek başına gezinmeye ancak bazı büyücüler cesaret edebilirdi.
Mesele tek bir hayvanı avlamak değildi, mesele Ulular Dağı civarında gezinen büyülü hayvan sürülerine denk gelindiğinde hayatta kalmaktı. Kaçarak hayatını kurtaranlara çok nadir rastlanırdı çünkü buradaki hayvanların çoğu insanlardan daha hızlıydı. Bu işin düzgün olan tek yolu insan grubunun büyülü hayvanları alt etmesiydi. Tabii bu durumda ganimet de büyük oluyordu.
Diğer avcıların yüzeysel konuşmalarının dışında Yak-Pab yolda Letruce'ye bunlar gibi bir sürü şey anlatıp onu bilgilendirmişti. Şimdi, Ulular Dağı ormanlarında av için yürürken çocuğun bu bilgilerin hepsine ihtiyacı vardı.
Letruce etrafına bakındı, bu bölge Yafren'in kalbiydi. Denilenlere göre ne başkent Utagre, ne doğu sınırlarındaki ruhbanların büyük manastır şehirleri ne de kuzeydeki verimli tarım arazileri buradan iyi olabilirdi. Ulular Dağı'nın güzelliğinin yanında hepsi sönük kalırdı.
Bazısı uzun ve geniş yapraklı bazısı ise kısa ve çalı gibi rengarenk ağaçların arasındaki patikada at sürerken bunları düşünüyordu Letruce. Ormanın ileride derinleşip yolun da belirsizleştiğini görünce Yak-Pab gruba durmalarını işaret etti.
"Atları açıklıkta bırakacağız," dedi sonra, etrafına bakındı. "Burası yeterince güvenli görünüyor." Kısa kumral sakallı, temiz yüzlü, genç bir avcıya döndü. "Ekale, sen atların başında bekle."
Ekale'nin yüzü düşse de bir şey diyemedi, Yak-Pab'ı çok seviyordu ve atların başında bekleme sırasının bir gün elbet ona da geleceğini biliyordu. Yine de Ulular Dağı avında bu talihsizliğe yakalanacağını bilse önceki avların beşinde atların başında beklemek için gönüllü olurdu.
"Ganimetten payını ben vereceğim."
Liderin dedikleri içini biraz rahatlattı, Ekale hafif bir tebessüm etti ve başını salladı. Avcılar atlarından indiler.
Yak-Pab, Ekale'nin omzuna hafifçe vurdu.
"Burada bir tehlike olacağını sanmıyorum. Ama bir tehlike sezersen ne yapacağını biliyorsun Ekale."
"Evet liderim."
Avcılar ormanın derinliklerine adım attılar. Karşılarında Ulular Dağı, yüreklerinde avın heyecanı, birbirlerine paralel bir şekilde ilerlemeye başladılar.
Yürümeye başlayalı çok kısa bir süre olmasına rağmen Letruce önünü doğru düzgün göremez olmuştu, Yak-Pab'ın yolda ona verdiği geniş avcı palasını savurarak yolunu açmaya gayret etti. Böyle yerlerin en tehlikelileri olduğunu söylemişti Yak-Pab, burada avcı değil av onlardı. O yüzden Letruce bir an önce bu sarmaşık, dal ve yaprak yığınından kurtulmak istiyordu. Palasını telaşla savururken adımları çok hızlıydı.
"Çok heyecanlısın, biraz sakinleş." Lithina'nın rahatlatıcı sesi bile Letruce'yi yatıştıramadı. Kynoax Letruce'nin pelerininin iç cebindeydi.
"İstersen senin için ileriyi gözleyebilirim."
Lithina tekrar konuştu, Letruce ise oflamakla yetindi. Avcılar gayet gürültülü, varlıklarını belli ederek ama ağaçlarda gizlenen potansiyel saldırganların kafasını karıştıracak şekilde ilerlemeye devam ettiler. Lithina yardım teklifini yineleyince Letruce sinirlendi.
"İstersen benim yerime sen avla," dedi alayla. "Bu kendimi ispatlamam gereken bir görev, yardımını alamam Lithina."
"Avcıların yöntemlerini sevmesem ve size hiçbir zararı olmayan hayvanları buraya gelerek öldürmenizi tasvip etmesem de sana yardım teklif ettim Letruce, sen bilirsin…"
Lithina uzun uzun açıklama yaparken Letruce onu duymamıştı bile. Hemen yere eğilmiş ve hayret içinde ileriyi gözlemeye başlamıştı. Labirentin sonuna gelmişti; karşısında kızıl ve sarı yapraklı ağaçlardan oluşan bir orman, ormanın girişinde ise öylece dikilen ve uzun boynuzları adeta gökyüzüne yükselen geyik türü bir hayvan vardı. Sanki heykeldi, hiç kıpırdamadan avcıların geldiği doğrultuya bakıyordu.
Letruce Yak-Pab'ın ona yanaştığını gördü.
"Bu Jelacim geyiği," dedi Yak-Pab. "Tek atış hakkın var."
Yak-Pab daha fazla şey söylemek istiyordu ancak hassas bir durumun içindelerdi. Buraya tecrübeli avcılarla gelmişlerdi ve hiçbiri açıklığa adımını atıp geyiği kaçırmamıştı. Hepsi sarmaşıklı labirentin sonunda gizlenmiş ve yaylarını hazırlamışlardı. Yine de geyiğin tedirgin olduğu belliydi, gelenlerin varlığını algılamış fakat onları tanımlayamamış olmalıydı. Avcılar Letruce'nin geyiğe hamlesini bekliyorlardı. Letruce ıskalarsa diğerleri oklarını fırlatacaktı, Yak-Pab da yayını hazırladı.
Letruce yeşil orsanadan yapılma yayını omzundan aldı. Sadağından bir ok alırken eli titredi, zor durumda kaldığı zamanlarda onu sakinleştiren içindeki o ses, o güç yoktu şimdi. Letruce terlediğini hissetti.
Bu da zor bir durum, bana yardım et, diye içinden sayıkladı ama kime seslendiğini kendisi de bilmiyordu. Oku yaya takarken elinin titrememesine özen gösterdi. Hafifçe yana doğru eğilerek ve kamuflajını bozmamaya çalışarak doğruldu, yayını gerdi. Nefes alıp verişini düzenleyip odaklanmaya çalışırken geyik birden ona doğru döndü, göz göze gelmişlerdi.
Bu anın tarifi çok zordu. Duyular, duygular, kaygılar, hepsi önce birbirine girmiş sonra yavaş yavaş silinmiş ve en sonunda tek bir duyguda yeniden vücut bulmuşlardı: Korku.
Letruce sadece korku hissetti, üstelik bu durumda avcı kendisi olmasına rağmen. Yaşam denen ormanda, avcılar da avlarının birer avına dönüşüyorlardı. Sahi, Letruce bu ormanda ne arıyordu? Yemek mi? Hayır; elbette avladıkları avın etini yiyeceklerdi fakat et yemek için avcılarla ava gitmek şart değildi. Onaylanma mı? Hayır; Letruce ustası Manhu tarafından ve Usemil ve Rantem gibi birçok kasabalı tarafından zaten onaylanıyordu. Tutku mu? Evet, tutku belki bir cevap olabilirdi ancak yine de yetersiz gibiydi.
Geyik kıpırtısızca ona bakarken hayvanın bacakları seğirince Letruce panikledi ve okunu fırlattı. Ok vınlayarak giderken aynı anda başka oklar da yaylarından fırladı ve hepsi de geyiği vurdu, Letruce'ninki hariç.
Geyik yere devrilirken avcılar saklandıkları yerden açıklığa çıktılar, Letruce'nin morali çok bozulmuştu. Dokuz kişi içinde geyiği bir tek vuramayan oydu, Ekale bile nöbet tuttuğu yerden okunu fırlatsa herhalde Letruce'den daha iyi bir atış yapardı. Avcılar geyiğin yanına toplaşırken Yak-Pab uzaktaki bir ağaca ilerledi, Letruce'nin ağacın gövdesine saplanan okunu çekip aldı. Ok siyah bir sıvıyla lekelenmişti ve ucunda ezilmiş büyük bir böcek vardı.
Oku Letruce'nin önüne fırlattı. "Avın bu, Letruce." Yak-Pab kılıcını çekerken Letruce ne olduğunu anlayamadı.
"Letruce."
"İyi bir atıştı," dedi Yak-Pab ona doğru yürürken. "Seni fazla hafife almışım..."
"Geliyorlar, dikkatli ol."
Letruce anlamazlıkla dehşet arasında bir hisse kapıldı, kılıcını çekmiş üzerine yürüyen Yak-Pab'a bakarken Lithina Yak-Pab'la aynı anda konuşmuştu. Letruce o şok anında birden cebine baktı, Lithina yoktu. Kynoax, Letruce okunu fırlattıktan sonra cebinden çıkmış olmalıydı ama neredeydi?
"Geldiler Letruce."
Lithina çocuğa tekrar seslenirken avcıların okları geldikleri sarmaşıklar labirentine, Letruce'nin arkasına doğru uçtu. Gorphanlardan bazıları çığlık atarak, bazıları sessizce devrildi. O sırada gökyüzünde ıslık çalarak Ulular Dağı'na doğru ilerleyen bir ok gördüler, Ekale'ydi bu, atlar ve genç avcı tehlikedeydi.
İkinci bir ok daha Ulular Dağı'na doğru vınlayarak uçarken avcılar ve gorphanlar birbirlerine atıldı. İlk ok tehlike uyarısıyken ikinci ok acil yardım çağrısıydı ancak avcıların başında başka bir bela vardı.
"Saldır avcı, yoz yaratıkları kov."
Bu Lithina değildi, içinde büyüyen öfkenin sesiydi bu. Letruce'nin yayının yeşil gövdesi tekrar parlamaya başlamıştı. Letruce Yak-Pab'ın arkasında kalan ve lidere doğru koşan gorphana nişan aldı, yayını tüm gücüyle gerdi ve duraksamadan fırlattı. Başından vurulan gorphan sessizce yere yığıldı. Yak-Pab ise kılıcıyla karşısındaki gorphanı biçtikten sonra arkasına döndü, yayını indiren Letruce'yi ve yere yığılan gorphanı gördü. Kısa bir baş sallamanın sonrasında kalan son gorphana yöneldi. Avcılar gorphanın etrafını sardılar.
"Avımızı bölmek sizin ne haddinize?" Yak-Pab gorphana doğru ilerledi.
"İstila başladı," derken kahkaha attı gorphan. "Sense geyik avlamaya devam et, ahmak."
Yak-Pab kılıcını şiddetle gorphana savurdu. Gorphanın eti kesilip kara kanı yere damlarken beyaz dudakları yukarıya kıvrıldı. Yak-Pab'ın düştüğü kısa süreli hayretten faydalanıp bıçağıyla üzerine atıldı, Yak-Pab hemen toparlanıp kenara çekilse de bıçak karnının kenarını kesti. Yak-Pab kılıcını dengesini kaybeden gorphanın ensesine saplayarak onu toprağa mıhladı.
"Bu… Daha… Hiçbir şey..." dedi gorphan yerde debelenerek can verirken. "Yakında bizi kılıçla okla öldüremeyeceksiniz. Yakında çaresizlik içinde haykırarak can..."
Yak-Pab ayağıyla kılıcının kabzasına yukarıdan bastırarak gorphanın sesini kesti.
"Çabuk olun!" diye bağırdı sonra, kılıcını geri çekip. "Ekale tehlikede, çabuk!"
Avcılar geldikleri yoldan koşarak, derilerinin çizilip yırtılmasına bu sefer aldırmadan geçtiler. Letruce de adeta seke seke ilerliyordu. Karşıdan ona doğru uçan Lithina'yı fark etti, kynoax bu sefer yanında uçmaya başladı.
"Neredeydin?" dedi Letruce nefes nefese.
"Mavi ruh kaplanları," dedi Lithina. "Atları yiyorlar, avcı ağaca çıktı. Muhtemelen avcıya bir şey yapmadan atları yiyip gidecekler."
"Gorphanın dedikleri doğruysa istila başladı," dedi Letruce koşarken. "Agrum'a hızlı yetişmemiz gerek. Atlar olmadan çok uzun sürer."
Lithina kanat çırpışını hızlandırarak tekrar oradan uzaklaştı. Letruce bir şey demedi, dikenler ve sarmaşıklar canını yakıyordu ancak Letruce aldırmadı, sadece yüzünü korumaya gayret ederek koşmaya devam etti.
Önce kükreme seslerini duydular, sonra kaplanları gördüler. Atlardan ikisi kanlar içinde yerdeydi, diğerleri ise kaçmıştı. Bir ağacın üzerinde ise Ekale elinde yayıyla kaplanlara ok fırlatıyordu ancak ağacın sık dal ve yaprakları doğru düzgün nişan almasını engelliyordu.
Avcılar kaplanları okladılar. Kaplanlardan ikisi birden fazla ok bedenlerine saplanınca acıyla kükredi. Letruce diğer ikisinden uzakta kalan kaplana nişan aldı ve okunu fırlattı, hayvan okun karnına saplanmasıyla birlikte irkildi ama diğerleri gibi kükremedi. Dönüp Letruce'ye baktı, Letruce kaplanla göz göze gelince yutkundu. Avcılar yeni bir ok yağmuru için yaylarını gererken Letruce'nin vurduğu kaplan kaçtı. Diğer ikisi ise ikinci ok yağmurunda can verdiler.
Ekale ağaçtan indi, kan ter içinde kalmıştı ve dehşete düştüğü her halinden belliydi.
"Korkunçtu, bir anda fırladılar ve atlara saldırıp ikisini yakaladılar. Ben canımı zor kurtardım ama atlar dört bir yana kaçıştılar."
Genç adamın korkusu gözlerinden okunuyordu, o sırada Yak-Pab'ın karnının kenarından damlayan kanı fark etti.
"Siz? Liderim, yaralısınız!"
"Bir şeyim yok," dedi Yak-Pab. "Şu pelerini sırtımdan çıkarmama yardım edin."
Letruce hemen atılıp Yak-Pab'ın pelerinini çıkardı. Avcılar bıçakla pelerinden bir parça kestiler, Ekale yaranın üzerine bastırırken başka bir avcı onlara yaklaştı.
"Ekale, çekil bakayım."
"Önemli bir yara değil gibi Takof," dedi Ekale, Yak-Pab'a döndü. "Şanslısınız liderim, sadece sıyırmış. Nasıl oldu?"
"Gorphanlar," dedi Yak-Pab. "Bizi izliyorlarmış."
Gelen uzun gri saçlı ve sakallı, biraz yaşlıca avcı homurdanarak genç avcıyı kenara kışkışladı ve yarayı inceledi.
"Lider Yak-Pab. Böyle bir şey olabileceğini tahmin etmiştim, ne yazık ki doğru. Bıçak zehirliymiş."
"Harika,” dedi Yak-Pab. “Ne zaman ölürüm Takof?" Başını eğerek yarasına baktı, üzerinde kabarcıklar oluşmaya başlamıştı. "Tuhaf, hiç de kötü hissetmiyorum."
"Bilemiyorum liderim," dedi Takof, elini Ekale'ye uzatıp kumaş parçasını aldı. "Yine de yarayı sarmamız gerekiyor. Yoksa Agrum'a kadar kan kaybından ölebilirsiniz. Ekale'nin dediğinin aksine, önemsiz bir sıyrık değil bu."
Adam onay beklemeden kanamayı durdurdu, Ekale kendi pelerininden başka bir parça kesip uzattı. Onla da yarayı sardılar.
Letruce olan biteni endişe içinde izliyordu, diğer avcılar da korku içindeydi.
"Gorphanın söyledikleri doğruysa hızlı ilerlemeniz gerek. Beni Takof ile bırakıp bir an önce Agrum'a gitmeye bakın, biz yavaş yavaş geliriz."
"Olmaz liderim," dedi Ekale.
"Sizi bırakamayız efendim."
"Birlikte olmalıyız."
Avcılardan birkaçı da reddettiklerini belirten cümleleri sıraladılar. Letruce de bir şey söylemek istiyordu.
"Gorphanların yalanlarına karşı beni siz uyarmıştınız Lider Yak-Pab," dedi sonunda. "Bu söylediği de bir yalan olabilir."
Diğer avcıların hepsi bir anda ona döndü, çocuğu başlarını sallayarak onayladılar. Sonra Takof, Yak-Pab’a döndü.
"Letruce doğru söylüyor efendim," dedi. "O ihtimali düşünmek istemiyorum ama Agrum'u istila ettilerse bile korkarım yapabilecek bir şeyimiz yok."
-
“Ne güzelsin, ey ölüm denilen! Doğumun ızdırabı yanında, insan çocuğuna yüklenen bunca yükün sonunda, sen ne güzelsin ey ölüm...”
/Zifars, Devrim Sonrası, İmparatorluk Sarayı Duvarlarındaki Bir Yazı