Yak-Pab bir süre sessiz kaldı, düşündü. Pilano'yu kampta bırakmıştı, Akmar'daki avcı grubuna da tetikte olmaları için haber göndermişti. Belediye başkanının oğlu, Mafpi başkent yolundaydı. Alabileceği bütün önlemleri almış ve her şeyi düşünmüştü. Ona rağmen Agrum'un gorphan istilasına uğramış olmasını kendine yediremiyordu. Hayır, bu doğru olamazdı.
"Peki," dedi nihayet Yak-Pab. "Yaşam ya da ölüm. Bakalım avım devam edecek mi yoksa kör talihe av mı olacağım?"
Letruce'nin aklına ustasının talih ve kaderle ilgili söyledikleri gelirken endişeleri büyüdü. Ustası, Usemil ablası, Badgu amca, Rantem Usta...
İsimler ve yüzler sıra sıra aklına gelirken Letruce kendini zorlayıp toparlandı. Umutsuz olmamalıydı, Lider Yak-Pab yaralıydı ve mümkün olduğu kadar onunla ilgilenmeliydi. Başarısız avın sebep olduğu çöküntüyü bir kenara bırakıp yapması gerekeni yapmalıydı. O bir şifacı çırağıydı, şimdi değilse ne zaman işe yarayacaktı? Yaraya bakmak için atılanın onun yerine Takof isimli avcı olmasından dolayı kendinden utandı.
"Boynuzları ve kaplanların kürklerini alın," dedi Yak-Pab o sırada. "Ben de şurada oturup biraz dinleneyim."
Yak-Pab yassı, büyükçe bir kayanın üzerine oturdu. Alnında ter damlaları birikmişti ve yüzünde sıkıntılı bir ifade vardı. Avcıların liderinin dişlerini sıktığını ve sağlam görünmek için çok büyük çaba harcadığını o sırada anladı Letruce.
Diğer avcılar emri yerine getirmek üzere kaplanlara yönelirken Ekale, Letruce'nin yanına geldi.
"Lidere göz kulak ol."
Letruce başını salladı ve Yak-Pab'ın yanına gitti. Oradaki küçük bir kayanın üstüne oturdu ve konuya dalmak için liderin mimikleri arasında bir boşluk aramaya başladı. Yak-Pab'ın suratı ona bakarken hafifçe buruştuğunda Letruce ayağa kalktı.
"Liderim, yaranıza bakabilir miyim?"
"Yara acımıyor Letruce," dedi Yak-Pab. "Ama bitkin hissediyorum, çok bitkin." Avcıların lideri son cümleyi söylerken gözlerini kapatmış ve derin nefesler almaya başlamıştı.
"Belki sizi rahatlatacak bir şey yapabilirim," dedi Letruce. Ses tonunu mümkün olduğu kadar ikna edici yapmaya çalışmıştı. "Ustam bana sadece ot toplatmaz, bir şeyler biliyorum."
Yak-Pab kısa bir sessizliğin ardından itiraz etmedi, ağır hareketlerle sargıyı çözdü. "Gel bak bakalım. Izdırabı sonlandıracak bir uyku fena olmazdı." Avcıların liderinin terli yüzünde bitkin bir tebessüm belirdi. "Şu an ebedi uykuya da hayır demezdim."
Letruce dizlerinin üzerine oturdu ve yarayı titizlikle inceledi. Sargının ucuyla yaranın beyazlaşmış kısımlarına hafifçe bastırdı.
"Acıyor mu?"
"Yara hayır," dedi Yak-Pab dişlerini sıkarak. "Başıma ağrı giriyor."
Letruce'nin aklına tek bir şey geliyordu, aynı anda hem komik hem korkunçtu ama belirtilerle çok uyumluydu. Letruce yine de tereddütte kaldı.
"Takof zehirlendiğinizi nasıl anladı?" diye sormaya cesaret etti sonunda.
"Takof krallığın doğusundan geldi. Manastırdaki ruhbanlar küçükken ailesinin yanından almışlar. Bilirsin, krallığın kan emici vampirleri."
Yak-Pab yarayı yeniden sarmak üzere davranacaktı ki Letruce onu engelledi.
"Başka?"
"Büyüyünce ruhbanlardan kaçmış, dağlarda tek başına çok uzun süre yaşamış. O yüzden bu işlerden biraz anlar."
"Peki neden zehri bilmiyor?" dedi Letruce. "Boasor kökünden yapılan bir karışım kadar basit bir zehri?" Durumun vahametini belirtmek istiyordu, bu yüzden devam etti. "Normalde zehir bile değil, o yüzden ağrı hissetmiyordunuz. Peki neden yaranın üzerini kapatmanın zehrin kurbanının daha kötü olmasına sebep olacağı kadar ince bir bilgiden haberi var?"
Letruce sargıyı alıp fırlattı. "Takof, hain köpeğin teki."
Yak-Pab'ın duruşu dikleşirken kaşları çatıldı.
"Letruce, bahsettiğin zehri ben de biliyorum ama peşin hüküm veremem. Emin misin?"
Letruce, Ekale ve Takof’un yara hakkındaki konuşmalarını hatırladı. Ekale yaranın küçük olduğunu söylemiş fakat Takof onu görmezden gelmişti.
"Yayım ve hayatım üzerine tanrıya yemin ederim," dedi Letruce hışımla. "Gorphan değilse bile ayartılmış biri. Belki de kafasını bulandırmışlardır, gorphanların yapabileceklerinin sınırını bilmiyoruz ama şuna eminim ki Takof şu an çok tehlikeli biri."
"Ne yapabiliriz?" dedi Yak-Pab, sesi bitkin geliyordu. "Şu haldeyken ne yapabilirim? Diğerlerine söylesem yakalayıp bağlarlar, sonra ne yapacağız? Onu öldürmekten başka?"
"Yara hava alırsa iyileşecek," dedi Letruce. "Yarım saat olmadan iyileşirsiniz."
Yak-Pab avcıların gittiği yöne doğru baktı, Letruce onun tam da şu an bir plan yapmakta olduğunu yüz ifadesinden anladı. Takof'un görme ihtimaline karşı, fırlattığı sargıyı bir koşu alıp cebine sıkıştırdı ve liderin nihai kararını bekledi.
"Diğerlerine hiçbir şey söyleme," dedi Yak-Pab gömleğini indirip pelerinine sarınırken. Avcıların lideri dudaklarını yaladı. "Yarım saat boyunca yaram sarılı sansınlar, bakalım ne olacak."
"Peki liderim," dedi Letruce. "Bugünkü hayal kırıklığı için özür dilerim."
Yak-Pab elini çocuğun omzuna koydu.
"Geyiği vuramadın Letruce," dedi başını sallayarak. "Yine de tuhaf. Tesadüf müydü yoksa seni yönlendiren gizemli bir güç mü var bilmiyorum ama okun gorphanların gözcülerinden bir böceği ağacın gövdesine mıhladı."
"Gorphanların gözcüsü mü? Onu nereden anladınız?"
"Kanından," dedi Yak-Pab. "Kıvamı ve renginden, normal bir böcekte bu kadar kan olmaz. Gorphan kanını gördün, kendine has bir akışkanlık derecesi var, sanki jöle gibi. Daha önce bu böcekler hakkında bir şeyler duymuştum."
Avcıların lideri gökyüzüne baktı. "Gorphanlar yerimizi biliyordu, böcek sadece saldırı alanındaki bir alarmdı." Bakışlarını gökyüzünden toprağa indirdi. "Hala da biliyorlar. Bu mesele..."
Yak-Pab konuşmasını yarıda kesti, avcılar gelmişti. Ekale iki kılıç uzunluğundaki geyik boynuzlarını omuzlamıştı, kaplanların kürk ve dişleri ise bir çuvala doldurulmuştu ve Takof taşıyordu. Avcılardan ikisi de geyiği akşam yemeği için sürüklüyordu.
"O çuval yırtılmasın," dedi Yak-Pab sertçe. "Atları paramparça etti o dişler, bir çuvalı kolayca delebilirler."
"Kürklere sardık efendim," dedi Takof. "Bir sorun olmaz."
"Yola koyulalım o halde," dedi Yak-Pab, sonra biraz fazla canlı davrandığını fark edince acıyla yüzünü ekşitti. "Umarım Agrum'a kadar gebermem."
Avcılar doğuya doğru ilerlemeye başladılar. Letruce ve Yak-Pab yan yana yürüyordu. Ekale boynuzları başka bir avcıya verdi, sonra gülümseyerek Yak-Pab'ın yanına geldi.
"Liderim, kamp kurduğumuzda yemeği ben pişirebilir miyim? Parmaklarınızı yiyeceksiniz."
Yak-Pab hafifçe tebessüm etti. "Olur Ekale," dedi, sonra tebessümü büyüdü. "Kaplanlara yaptığın servis gibi olmaz umarım."
Genç avcının yüzü düştü, sol eliyle sağ omzunu utangaçça kaşıdı.
"Özür dilerim liderim, keşke yapabileceğim bir şey olsaydı. Atlar, eşyalarımız, yemeğimiz, suyumuz… Hepsi gitti."
"Takılıyorum Ekale," dedi Yak-Pab. "Büyük bir talihsizlik ya da planlı bir pusuya yakalandık. Kaplanlar da aksiliğin baharatı oldu. Sen yanlış bir şey yapmadın."
"Gorphanlar," dedi Ekale düşünceli bir şekilde. "Gerçekten çok tuhaf, Ulular Dağı'nda."
Yak-Pab önlerinde ilerleyen avcılara baktı, gözleri Takof'a takıldı. "Daha bizim hamle sıramız gelmedi Ekale."
Ekale de Yak-Pab'ın baktığı yöne döndü. "Ne hamlesi liderim?"
"Her şeyin bir zamanı var Ekale," dedi Yak-Pab ifadesizce. "Sıranı bekle." Genç avcıya göz kırpıp omzuna hafifçe vurdu ve Ekale tam o sırada meselenin çoğunu kavradı.
"Peki liderim," dedi sakince. "Yemek çok lezzetli olacak, yemekten sonra ise sohbete kaldığımız yerden devam ederiz."
Yak-Pab başını salladı. "Evet, yemekten sonra. Şimdi Letruce ile sohbet edeyim, başarısız avından dolayı hala canı sıkkın."
Avcıların lideri gülümseyerek Letruce'nin omzuna vurdu, Letruce de gönülsüz bir şekilde gülümsedi. Rol yapmıyordu, casus böcek meselesine rağmen bu konuda hala canı sıkkındı.
"Hangimiz ilk atışımızda vurabildik ki?" dedi Ekale de gülümseyerek. "Kafana takma Letruce, daha iyi olacaksın.”
"Umarım daha iyi olurum Ekale ağabey," dedi sonra. "Teşekkür ederim."
Ekale Letruce'nin hitabı karşısında biraz afalladı, avcılar birbirlerine her zaman ismiyle hitap ederdi. Genç avcı nasıl bir tepki vereceğini bilemedi, sonra içinden geldiği gibi, hitap hoşuna gittiği için çaylak avcıya gülümsedi.
"Inace bana sövmeden boynuzlardan birini alayım, çok ağır değiller ama olsun. Enstrüman taşımaya benzemiyor sonuçta."
Ekale avcıların liderine döndü, Yak-Pab başını salladı ve genç avcı oradan ayrıldı. Yak-Pab, Letruce'ye döndü.
"Bu akşam bu işi bitireceğiz."
"Benden istediğiniz bir şey var mı?" diye sordu Letruce. "Konuşmalardan pek bir şey anlamadım." Öndeki avcılarla mesafe epey açıldığı halde sesini mümkün olduğunca alçak tutmaya çalışmıştı.
"Ekale ve ben halledeceğiz," dedi Yak-Pab. "Bir sıkıntı çıkarsa yapman gerekeni yaparsın."
O sırada Lithina gökyüzünde süzülerek Letruce'nin yanına geldi. Öndeki avcıların gözleri de ona dönmüştü.
"Bu bir kynoax, yakalayın!" diye bağırdı avcılardan birisi.
"O BENİM!" diye daha yüksek sesle kükredi Letruce.
Avcılar çocuğun bu çıkışı karşısında hem korkmuş hem de afallamışlardı, Yak-Pab kendini tutamayıp bir kahkaha attı.
"Canınıza susamadıysanız devam edin çocuklar," diye seslendi öndekilere. "Duydunuz işte, sahibi varmış."
"Agrum'a baskın olmamış," dedi Lithina o sırada. "Gidip baktım, her şey yolunda."
Letruce omzundaki kynoaxa bakıp başını sallarken avcılar yürümeye devam ettiler. İleride çam ormanları vardı, Letruce cebindeki mantar sporlarını hatırladı. Ulular Dağı'nın zirvesine yakın ormanlara kadar ilerleyememişlerdi bile. Geç olmadan sporları bu ormana saçmayı kararlaştırdı.
"Ne zamandır seninle?" diye sordu o sırada Yak-Pab. "Tırtılken mi buldun?"
"Evet," dedi Letruce omzundaki Lithina'ya bakarak. "Bir hafta falan oluyor. Çok yemesi haricinde bir sıkıntısı yok."
"Suusssss!"
Lithina'nın sesi beyninin içinde yankılanırken Letruce kahkaha atmamak için kendini zor tuttu.
"Ya," dedi Yak-Pab gülümseyerek. "Kynoaxlar aslında fazla yemek yemez, seninkini tırtılken fazla yemeye alıştırmış olabilirsin."
"Sanmam," dedi Letruce. "Onu bir laenor yaprağının üzerinde bulmuştum, başka küçük tırtıllarla birlikte. Onların kozalarını bile yemişti."
"Küstüm."
Lithina, çocuğun omzundan uçup giderken Letruce onu durdurmak için bir hamle yaptı ama başaramadı. Seslenecekti ki diğer avcıların varlığından dolayı vazgeçti.
"Sana küstü herhalde," dedi Yak-Pab gülerek. "O kadar ava gittim, o kadar yer gezdim, bir tane bile kynoax bulamadım. Şanslısın, kynoaxlar harika yaratıklardır, ona iyi bak ve sürekli konuşup ilgilen. O konuşamasa da bir süre sonra senin söylediğin her şeyi anlayacaktır."
Letruce, Lithina ile aralarındaki küçük sırrı Lider Yak-Pab'la paylaşıp paylaşmamak konusunda kararsız kaldı. Bir süre düşündükten sonra gerek olmadığına karar verdi, ikisinin de odaklanması gereken başka şeyler vardı. Söyleyecekse bile bugün değildi, bugün başka meseleler vardı ve onlara odaklanmak gerekliydi.
Gün batarken avcılar ormanın içinde derme çatma bir şekilde kamplarını kurdular. Atları, eşyaları, çadırları kaybolduğu için böyle idare etmek zorundalardı. Yemek için bir ateş yakılırken ve Ekale'nin arkadaşı, Inace adlı avcı saz türü bir aletle avcıları eğlendiriyordu.
Letruce kamptan uzaklaştı, torbadaki deniz alevi mantarı sporlarını toprağa saçarak karanlığın içinde yürüdü. Tam olarak ustasının istediği şekilde olmasa da bu mesele de tamamdı. Geriye sadece Takof kalmıştı, Letruce huzursuzdu. Gorphanlar nerede olduklarını biliyordu ve bu ölümle aynı avda avcı olma yarışı demekti. Ancak bu avda sadece bir kazanan olabilirdi.
En azından Takof'u ortaya çıkarmıştı ve bu gece hamle sırası avcılardaydı. Genç avcıyı teselli eden tek şey de buydu...
*
Kırılgan umutların ince ipleri
Seher yelinin cılız kollarında
Ufuktayken kırlangıcın gözleri
Fırtınalar kopar memleket bağrında