© Vehyor 2026 – Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.
← Tüm Bölümler

~ Agberian Senyörü / Başlangıç ~

Şatonun kütüphanesinin tozlu kapılarının açılmasıyla başı kel bir kâhya endişeyle içeriye seğirtti, adam oldukça telaşlı ve terliydi. Yarı karanlık odada, geniş masanın üstündekilerden başka her şey gölgede kalıyordu. Kitap ciltlerinden oluşan yığınlar masanın uçlarına sabitlenmiş bir çift şamdandan biraz uzak kalacak şekilde düzensiz olarak masanın üzerini doldurmuştu.

Masanın başında biri vardı, mumların alevi onun yüzünü gölgelemişti. Bu, kâhyanın yeni efendisiydi. Efendisi, önündeki kitaptan kafasını kaldırıp ona baktı. Alevlerin arasında ciddi ve sert ifadesi, gençliğini gölgeleyemeyen bir yüz vardı kâhyanın karşısında. Adam, eğilerek efendisini selamladı.

"Efendi Kehubia, babanız Senyör Lagn'ı kaybettik," dedi fısıldayarak. "Başınız sağ olsun."

Kehubia'nın donuk mor gözleri tekrar masadaki kitaplara takılmıştı.

"Tamam," dedi sadece, şaşırmamıştı, diyecek başka bir şeyi yoktu. Başını kaldırıp karşısında duran kâhyaya bir daha baktı. Uzun zamandır buranın idaresi karşısında duran kel adamın elindeydi, senyör hasta ve yatağa mahkum olduğundan her şeyle o ilgileniyordu. Demek senyör artık ölmüştü.

Kehubia, kâhyayı iyi tanırdı; babasına sadık olmasına rağmen iktidar için her şeyi yapabilecek türden bir adamdı. Eğer ki Kehubia’dan korkmuyor olsaydı şimdiye çoktan senyörlüğünü ilan etmişti. Yine de kâhya daha önceleri defalarca genç adamın yanına gelmiş ve kaleyi devralmasını istemişti ancak Kehubia teklifi her seferinde reddetmişti.

"Yeni senyör sizsiniz efendim."

O sırada kapılar gürültüyle yeniden açıldı. Civar derebeyliklere gönderilen gözcülerden biri gelmişti. Gözcü önce Kehubia'yı, ardından kâhyayı selamladı.

"Efendim, Senyör Vorgel babanızın kötü durumda olduğunu korkarım ki öğrenmiş ve buraya geliyor." Gözcü yutkundu. "Kalabalık bir orduyla ve yaklaşık beş günlük bir uzaklıkta."

Kâhyanın yüzünü ateş bastı ve yeniden, bu kez yalvarırcasına Kehubia'ya baktı. Hayatını düşündü. Adamın ömrünün yirmi yılı bu kalede hizmetle geçmişti, Kehubia'nın babası Senyör Lagn'a yıllardır en iyi şekilde hizmet etmişti ve onun en sadık adamıydı. Şimdi Vorgel bu kaleyi ele geçirmeye geliyordu, Lagn'ın en azılı düşmanıydı Vorgel. Kâhya, başta Lagn'ın maiyetindeki soylular olmak üzere neredeyse kaledeki herkesin öldürüleceğinden emindi. Belki serfler affedilir ve Lagn Lotharian yerine Vorgel'in hanesine çalışırlardı.

Kehubia'nın, babasının yerine geçmesi gerekiyordu.

"Kaleyi devralmadan önce belirtmem gereken birkaç konu var Uhovo."

Kehubia başka bir şey söylemedi. Ona ismiyle hitap etmesi dahi kâhyayı iliklerine kadar ürpertmeye yetmişti ancak daha kötüsü, Lotharian hanesinin ve hanedanlığa bağlı soyluların hemen buraya çağırılmasını ima etmesiydi.

"Tabi efendim," dedi kâhya itaatle. "Dediğinizi anladım, hepsini hemen buraya çağırıyorum."

Kâhya Uhovo bunun sonunu biliyordu, daha önce de birkaç defa buna benzer bir olay yaşanmıştı. Her çeşidine olmasa da Kehubia muhalefete bir yere kadar tahammül edebilirdi ancak küstah muhalefet için çeşitli işkence yöntemleri vardı.

Uhovo soyluları çağırmak üzere kendini dışarı attı. Hepsi toplandığı zaman olacakların düşüncesini aklından silmekle uğraştı, ne olursa olsun Kehubia'nın kararlarına kendisi itaat edecekti; soyluların tavrı onu ilgilendirmezdi.

Kehubia onlara birtakım kurallar koyacak, itaat etmeyenlerin bütün hak ve mülklerinden feragat ettikten sonra kaleyi terk etmekte serbest olduğunu söyleyecekti. Küstahlık yapıp itaat etmediği halde kaleden çıkmayı reddedenler ise acı verici bir şekilde öldürülecekti. İşin en korkunç yanı ise Kehubia'nın bunu yapmak için hiçbir askere veya müttefiğe ihtiyacının olmamasıydı. Uhovo her şeye rağmen gülümsedi, Kehubia kaleyi devraldıysa muhtemelen yaşayacaklardı. Vorgel denen ihtiyar, genç adamı hiçbir surette mağlup edemezdi.

Uhovo'nun az önce çıktığı odada Kehubia şimdi ayağa kalkmış ve odada volta atıyordu. Agberian onundu. Bu kale, hanedanlık, serfler, topraklar ve saltanat onundu; Nimgad Krallığı da onun olacaktı. Belcas'taki aç gözlü köpek Nimgad üzerine taarruza geçtiği vakit bölünmüş bir ülkeyle değil onun demir yumruğu ile karşılaşmalıydı.

Genç büyücü başını salladı, siyah xavkının üzerine giydiği gölge pelerini içeride hiç rüzgâr olmamasına rağmen dalgalanıyordu. Asi soyluları hangi güçle cezalandıracağı hakkında ince bir ipucuydu bu.