© Vehyor 2026 – Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.
← Tüm Bölümler

Karşı Saldırı [15. Bölüm]

"Ellerime sağlık," dedi kumral sakallı genç avcı, ay ışığı kazınmış kafasının üzerinde parlıyordu.

"Gerçekten güzel olmuş Ekale ağabey, eline sağlık."

Letruce diğerlerinden ve ateşten biraz uzakta bir ağacın dibine oturmuş ve gövdesine yaslanmıştı. Vurmayı beceremediği geyiğin etine yumulmuş, iştahla büyük ısırıklar alıyordu. Ekale o sırada elindekini bitirip ayağa kalktı ve çocuğun yanına geldi, cebinden bir baharat çıkarıp Letruce'nin tuttuğu etin üzerine serpiştirdi.

"Bir de böyle dene bakalım."

"Cebinde baharatla mı geziyorsun?" diye uzaktan homurdandı arkadaşı Inace. "Garip adamsın Ekale."

"Senin koca sazla gezmen sorun değil de benim baharat taşımam mı garip?" diye dalga geçerek karşılık verdi Ekale. "Ben yanımda her zaman baharat taşırım." Baharatla dolu küçük şişeyi yeniden, özenle cebine koydu. "Bu annemin yaptığı, en sevdiğim."

Inace kendi kendine bir şeyler söylendikten sonra sazını çalmaya devam etti. Yafren'de herkesin bildiği eski bir ezgiydi bu, avcıları anlatıyordu.

"Büyük ocak küçük azık
Gökyüzünde karanlık
Gitmeli, vakit geldi
Şimdi gün aymak üzere"

Ekale kalkıp diğer avcıların yanına giderken Letruce ise baharatlı etten büyük ısırıklar almaya devam etti, baharat gerçekten ayrı bir lezzet katmıştı ve Letruce şimdi yerken gözlerini kapatıyordu. Bu yokluk ve tehlikenin ortasında yediği yemek, herhalde hayatında yediği en lezzetli yemekti.

"Yıldızlar neden parlar
Avcı bilir, avcı bildirir
Ocağımızın kalbinde
İşte gün aymak üzere"

Yak-Pab'ın gülerek yanına oturduğunu fark edince Letruce toparlandı ama geyikten küçük ısırıklar almaya da devam etti.

"İlk defa tattığımda ben de senin gibi yemiştim," dedi Yak-Pab, düşünceli görünüyordu.

“Şüphem yok, biliyorum
Bir gün görüşeceğiz
O ezgiyi duyunca
İlk günkünü kuşanarak”

"Daha iyi misiniz liderim?.."

Letruce sorusunu sorarken Takof onlara doğru yürümeye başlamıştı; Yak-Pab, Letruce'nin sorusuna cevap vermeden onlara doğru yürüyen potansiyel gorphana dikti gözlerini.

"Ne oldu Takof?"

Ekale uzakta, ateşin başında diğer avcılarla birlikte oturuyordu ama gözleri onların üzerindeydi, Letruce'nin ona baktığını görünce göz kırptı.

"Efendim, yaranıza tekrar bakmam gerekiyor," dedi Takof. "Sargı gevşediyse tekrar bağlayalım, yaranın hava almaması gerekiyor."

"Hiç halim yok Ekale!" diye yüksek sesle söylendi Yak-Pab. "Pardon, Takof."

Takof'un suratı asılıp kaşları çatılsa da bir şey söylemedi.

Yak-Pab gönülsüzce sırıtırken Ekale ateşin başından kalkmıştı yavaş adımlarla oraya doğru yürüyordu.

"Zehrin yan etkilerinden biri kafa bulanıklığı herhalde," diye devam etti Yak-Pab sallanarak. "Kusura bakma Takof."

"Olabilir efendim," diye başını salladı Takof. "İşte bu yüzden yaranıza bakmalıyım." Heybesinden karışım dolu bir bulamaç çıkardı, bu da şifalı demeye bin şahit isteyen ilacıydı herhalde. "Bundan sürersem zehrin bünyenize yayılma hızı yavaşlayacaktır."

"İstemiyorum Takof," diye sertçe cevapladı Yak-Pab. "Ama senden istediğim başka bir şey var."

"Nedir efendim?" Takof yerinde huzursuzca kıpırdanırken Yak-Pab Letruce'nin yanından kalkıp ayaktaki Takof'a doğru bir adım attı.

"Bana gerçeği söylemen Takof."

"Ne gerçeği efendim?"

"Bu gerçeği, Takof…"

Yak-Pab yumruğunu Takof'un çenesine indirince Takof yarı takla atarak yere düştü, yere düşmesiyle birlikte Ekale ve beraberindeki iki avcı Takof'un üzerine çullandı, hemen ellerini ve ayaklarını bağladılar.

"Ateşin başına götürün," dedi Yak-Pab, kendisi de oraya doğru yürüyerek; Letruce ise yerinden kalkmamıştı.

"Ne yapıyorsunuz?" diye çıkıştı Takof. "Bu şaka mı?"

Avcılar Takof'u sürükleyerek ateşin başına getirdiler, Ekale onu ateşe yakın bir ağaca sıkıca bağladı, sonra çenesinden tutup yüzünü Takof'un yüzüne yaklaştırdı.

"Benim tanıdığım Takof bana bu kadar kötü davranmazdı," dedi. "Gorphanlarla alakalı biri olduğunu biliyoruz, mesele kim olduğun ve Takof'a ne yaptığın."

Takof'un yüzünde hain bir sırıtış belirdi.

"Ve sen de beni bu şekilde engelleyebileceğini düşündün, öyle mi?"

Ekale'nin kaşları çatılırken bir adım gerileyince Takof bir kahkaha attı.

"Beni çözebilirsin avcı, bağlı olmamla serbest olmam arasında hiçbir fark yok."

"Kes sesini."

Yak-Pab sessizce olan biteni izliyordu, ta ki Ekale ne yapacağını bilemez halde ona dönene kadar. Avcıların liderinin yüzü de en az, şu an ağaca bağlı olan Takof'un kimliği kadar gölgeliydi.

"Sen," dedi nihayet Takof'a bir adım atarak. "Küstah piç. Sen Rothamin'sin, değil mi?"

Takof yeri göğü inleten iğrenç bir kahkaha attı. "Beni bu kadar hızlı tanımana sevindim Yak-Pab, kendime özgü bir kişiliğim olduğunun farkındayım."

"Kişiliğin yok," dedi Yak-Pab düz bir sesle. "Haddini bil piç kurusu. Sen kim kişilik kim, senin sadece küstahlığın var. Üstelik sadece sende yok, gorphanların hepsi böyle." Bıçağını çıkarıp Takof'un boğazına dayandı. "Ama seninki bambaşka bir seviye. Kendini tanrı mı sanıyorsun? Köpek?"

Yak-Pab bıçağı hafifçe Takof'un boğazına bastırdı.

"Arkadaşını gebertmek mi istiyorsun Yak-Pab?" dedi Rothamin, Takof'un bedenini ele geçirmiş gibi görünüyordu.

Yak-Pab'ın eli tereddütle gevşedi ve bir adım geri çekildi.

"Yafren'le derdiniz ne?” diye sordu avcıların lideri. “Geçmiş geçmişte kaldı, işinde gücünde insanlardan ne istiyorsunuz?"

"Anlayamazsın Yak-Pab," diye tısladı Rothamin. "Hepinizi buradan süreceğiz. Adalar ülkeleri bize ait, okyanusu aşıp kendinize yeni yurt bulmadığınız sürece gebereceksiniz."

"Ben doğduğumdan beri Yafren'deyim Rothamin," dedi avcıların lideri. "Hiçbir yere gitmeyeceğim. Ama gücüm yetse giderdim, siz neden yeni yurt bulmak yerine insan memleketlerini istila etmeyi tercih ettiniz peki? Böylesi daha mı kolay?"

"Sefil insan, bana akıl mı veriyorsun?" dedi Rothamin nefretle. "Gideceksiniz, o kadar!"

"Burası size ait değil iblis, geçmişte ne boksanız şimdi de aynısınız. Ben var olduğum sürece Yafren asla size teslim olmayacak." Bıçağın ucunu ona doğrulttu. "Takof'a ne yaptın, söyle de belki canını bağışlarım. Yoksa o öldüğünde sen de gebereceksin, bilmediğimi mi sanıyorsun?"

"Bana hiçbir şey yapamazsın Yak-Pab," dedi Rothamin. "Ahdımı unutma, kafatasını Bekçiler Çıkmazına götüreceğim. Bunu unutma Yak-Pab, bunu unutma…"

Yak-Pab öfkeyle tekrar ağaca yaklaşırken Takof'un başının öne düştüğünü ve gözlerinin kapandığını gördü. Ekale oraya yaklaştı, bir eliyle Takof'u boğazlayıp diğer eliyle nabzına baktı.

"Ölmüş," dedi. "Orospu çocuğu."

Ekale, Takof'u ağaca bağlayan ipleri çözerken Yak-Pab arkadaşının cesedini kucakladı, tarifi çok zor bir gece yaşanıyordu. Letruce ve iki avcı, lidere yardıma koşsalar da Yak-Pab istemedi. Avcıların lideri Takof’un cansız bedenini kamptan uzak bir yere götürürken diğerleri onu takip etti. Avcılar bir süre beklediler, her biri sessizce yas tutuyordu. Yarım saat kadar sonra Takof’u gömdüler ve ateşin başına döndüler.

"Bu durum canımı çok sıkıyor," dedi Yak-Pab, ateş başında devam eden sessizliği bozarak. "Gorphanlara kaybettiğim ilk adamım oldu Takof. Kimsesiz bir adamdı ve birliğin ocağı ona ev, avcı kardeşleri de aile olmuştu."

"Huzur içinde uyusun," dedi Ekale, genç avcının omuzları düşmüştü.

Tüm avcılar da onun gibiydi. Üzüntüleri, korkularını bastırmıştı fakat o soru içten içe herkesi kemirmeye başlamıştı. Düşman kimdi? Ne kadar yetenekli olurlarsa olsunlar; avcılar, adı üstünde, avcılardı. Yafren bir savaş alanına dönerse avla avcı arasında ayrım da ortadan kalkıyor gibiydi. Avcılar, tüm ayrımların ortadan kalktığı o devasa belirsizliğin içinde savaşmaya hazır mıydı?

"Gorphanlar hakkında çok az şey biliyoruz." Letruce'nin konuşmasıyla birlikte gözler ona döndü. "Sorun şu ki Yafren'in güney ve batı kıyıları korunmuyor. Bu yaratıklar hiç yoktan birdenbire peydahlanmıyor, bunlar denizden geliyorlar."

"Utagre'deki soytarının vergileri ve cariyeleri dışında hiçbir şey umrunda değil," dedi Yak-Pab ellerini yumruk yaparak. "Vergi toplayacak, erzak getirecek köyü kalmayınca görürüm ben onu."

"İşler o kadar büyür mü liderim?" diye sordu Inace. "Gorphanlar bütün Yafren'i istila edebilir mi?"

"Savaşacak biri olmayınca neden edemesinler Inace?" dedi Yak-Pab. "Köy ve kasaba garnizonları onlara dayanacak güçte değiller. Tecrübeli ve düzenli ordular gerek bunun için, yerel savunma taktikleri ile onları ancak yavaşlatabiliriz."

"Uzun sürmez," dedi Letruce. "Bunların istilasının da belli bir hedefi yok. Muhtemelen insanlar köylerinde ve kasabalarında kuzu kuzu beklerken her köy ve kasaba birer birer avlanacak."

"Agrum gerçekten istila edilmemiştir, değil mi?" diye çekinerek sordu Ekale.

"Hayır," dedi Letruce, der demez de bu kadar kesin konuştuğu için pişman oldu. "En azından Agrum'a dönene kadar böyle düşünmeliyiz..."

"İlk nöbet sizde beyler," dedi Yak-Pab, Ekale ve Letruce'yi göstererek. "Gün ağarmadan yola çıkacağız, herkes uyusun."

Letruce ve Ekale birbirlerine bakıp başlarını salladılar. Takof'un ölümü, daha doğrusu bu şekilde ölümü av grubunun moralini çok bozmuştu. Herkes çok yorgun ve endişeliydi. Sadece Letruce ve Ekale diğerlerine göre daha sağlam duruyorlardı, ve Yak-Pab da bu yüzden nöbeti onlara vermişti.

Letruce bunca olumsuzluğa ve avdaki başarısızlığına rağmen avcılar arasında konuştuğunda dinlendiği için mutluydu. Avcıların lideri de ona hala güveniyordu. Avcılar kısa süre içinde uygun bir yere kıvrılıp pelerinlerine sarınırken Ekale Letruce'nin yanına geldi, elini çocuğun omzuna attı ve yürümeye başladılar.

"Yaşıtlarına göre çok güzel konuşuyorsun Letruce."

"Sadece bildiklerimi söylüyorum ağabey."

Avcıların yattığı yerden biraz uzakta, devrilmiş bir çam gövdesinin üzerine oturdular.

"Bugün iyi iş çıkardın," dedi Ekale. "Çavuş'un eğitiminden geçmeye fırsat bulamamış olsan da iyi bir avcı olacaksın."

Letruce gülümseyerek karşılık verdi. Çavuş ile eğitime başlayamamıştı ama belki de Agrum üzerindeki felaket hafiflerse başlayabilirlerdi. Tabi yakın zaman için bu olası görünmüyordu.

"Kaplanlar sana saldırdığında korktun mu abi?"

"Kaplanlar bana saldırmadı," dedi Ekale. "Ama gerçekten korktum. Sonlarının ölüm olması içimi biraz rahatlatsa da bir tanesi kaçtı."

"Ama yaralıydı, onu vurduğuma eminim." Letruce yayını omzundan alırken kaplanın gözlerini hatırlayınca bedenini bir ürperti sardı. "Kriz anlarında çok hızlı tepki verebiliyorum ama normal zamanlarda kendimi beceriksiz gibi hissediyorum."

Ekale çocuğun yayını eline aldı ve inceledi. "Büyük kamplarda yalnız başına takılmamaya çalış. Bu yay yüzünden başın belaya girebilir." Yayı çocuğa geri uzattı.

Letruce bu meselede birden fazla insanın bu kadar vurgu yapmasına şaşırıyordu. Oysaki Lider Yak-Pab, Avcılar Birliğini gayet iyi idare ediyordu. Yine de söylemler, Letruce’nin henüz farkında olmadığı bazı gerçekler olabileceğini gösteriyordu.

"Diğer meseleye gelince," dedi Ekale hafifçe gerinerek. "Daha küçüksün. Kriz anlarında büyüyorsun ve acı çektikçe daha sağlam bir insan, daha sağlam bir avcı olacaksın.” Bileğini gösterdi. “Ve eğer normal zamanlarda da yerinde hamleler yapabilmek istiyorsan çalışman gerekiyor. İşleyen demir pas tutmaz."

Letruce onu onaylamak üzere konuşacaktı ki geceyi yırtan bir uluma sesi duyuldu ve ses çok yakındaydı.

"Kaplan olamaz, değil mi?" diye sordu Letruce içi ürperirken. "Buraya kadar takip etmiş olamaz ve kaplanlar ulumaz?"

Ekale ayağa kalktı, Letruce'nin sorularına cevap vermedi çünkü o da fazla bir şey bilmiyordu.

"Sen burada bekle," dedi sonra. "Ben diğer uca gideceğim. Bir şey görürsen bana mümkün olan en yüksek sesle bağır, hem bu sırada diğerleri de uyanır."

Letruce başını salladı ve Ekale hızlı adımlarla diğer uca doğru gitti. Letruce yayının kirişine bir ok sürdü, bu sefer hazırlıksız yakalanmayacaktı. Yüzünü ormana dönerken iyice odaklandı ve bir işaret yakalamak üzere bütün duyularını açtı.

Bir çatırtı duyulunca "Av başladı," dedi içinden bir ses.

Letruce yavaş adımlarla ormana girdi, normalde Ekale'nin onu fark edip seslenmesi gerekse de böyle bir şey olmadı, o da diğer tarafa doğru ilerliyor olmalıydı.

Letruce yayından etrafa yayılan cılız ışıkla karanlıkta yürürken çok yakından bir çatırtı sesi daha geldi. Bu seferki çok daha yakındı. Letruce hemen sesin geldiği yöne döndü ama dönmesiyle olduğu yerde kalakalması bir oldu. Gecenin ortasında bir çift mavi göz bir mücevher gibi parlıyor ve ona bakıyordu. Letruce hayvanın biçimli yüzünü ve her an tetikte olan gergin bedenini tanıdı.

Gandrodi'nin Mitolojik Varlıkları kitabındaki kurttu bu. Egonia karşısındaydı, tıpkı kitapta resmedildiği gibiydi. Letruce kararsızlık içinde beklerken kurt ona doğru biraz yaklaştı.

"Günlerdir seni arıyorum avcı. Nihayet buradasın."

-

“İçinde savrulup durduğum bu memleket, ah içinde savrulup durduğum ama bir türlü duramadığım bu memleket...”

-Yeşil Gölge