© Vehyor 2026 – Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.
← Tüm Bölümler

Kıskacın Ucundaki Mücevher [16. Bölüm]

Letruce kirişi tutan elini yavaşça gevşetti, okunu alıp sadağına geri yerleştirdi ve yayını da omzuna aldı.

"Egonia, seninle bir gün karşılaşmayı umuyordum."

Kurdun bir yay gibi gergin duran bedeni gevşedi, okyanus mavisi gözleri gecenin karanlığında parladı. Kendi asaletinin ağırlığı altında eziliyor gibiydi Egonia, söylemek istediği çok şey vardı ama hepsini bir anda anlatamazdı.

"Biz yoldaşız Letruce."

Letruce ona doğru bir adım attı. Egonia'dan korkmuyordu, sanki çok daha önceden tanıdığı biriydi karşısında duran mavi kurt.

"Bu bir dostluk teklifiyse,” dedi çocuk fısıldayarak. “Teklifini kabul ediyorum Egonia.” Kurtla aralarında bir kol mesafesi ya kalmış ya kalmamıştı. "Bu savaşta yardımına ihtiyacımız olabilir."

"Benim kimseye ne bir faydam dokunur ne de böyle bir borcum var avcı.”

Kurdun cevabı çok hızlı ve bıçak gibi keskin oldu. Dişleri görünmüştü, Letruce hafifçe gerilerken Egonia'nın öfkesi dindi ve ona bir adım daha yaklaştı.

"Öfkem sana değil Letruce. Ben sadece sana destek olacağım, başkasına değil."

"Peki neden?" diye sordu Letruce. "Egonia, seni doğru düzgün tanımıyorum. Sen de beni tanımıyorsun, öyleyse neden çok önemli biriymişim gibi davranıyorsun?"

"Öyle davranmıyorum," dedi Egonia. "Sen öyle zannediyorsun."

Zihninde yankılanan seste bir suçlama sezdi Letruce, kurt konuşmaya devam etti.

"Beni tanımadığını iddia ediyorsun ama benim size yardım edebileceğimi düşünüyorsun, nasıl bir çelişki bu?"

"Neyi değiştirir?" dedi Letruce. "Beni bulmak için gelen sensin."

"Vehyor'la konuştun," dedi kurt, dışarıdan onları gören biri olsa hiç ses çıkarmayan mavi kurdun karşısında kendi kendine konuşan çocuğun deli olduğunu düşünürdü.

"Ne olmuş? Bana sadece uyarı yaptı," dedi Letruce. "Hem şahinin uyardığı herkese yoldaşlık mı ediyorsun Egonia?"

"Bu benim seçimim avcı," dedi mavi kurt. "Ben türümün son örneğiyim, ben bir okyanus ışığı kurduyum. Nasıl ki insan oğlunun kendine özgü meziyetleri varsa benim türümün de özel becerileri vardı."

Avcıların uyuduğu taraftan bir ses gelince kurdun bedeni tekrar gerildi ve o tarafa döndü.

"Hakkımda bilmen gerekenler bu kadar Letruce," dedi gözlerini avcıların kampı yönünden ayırmadan. "Dostluğumu istiyor musun, istemiyor musun?"

"İstiyorum," dedi Letruce düşünmeden. "Seninle karşılaşacağımı tahmin etmem tesadüf olamaz. Birbirimize yardım etmeliyiz."

"Tesadüf diye bir şey yok avcı," dedi Egonia. "Yazgı diye bir şey de yok, sadece düzen ve seçimler var. Bunu unutma." Kurt arkasına döndü. "Tekrar görüşeceğiz."

Okyanus ışığı kurdu ordan uzaklaşırken Ekale'nin sesi duyuldu.

"Letruce hangi cehennemdesin?"

Ses oldukça yakından geliyordu ama etraf çok karanlık olduğu için Ekale, Letruce’nin yerini bulamazdı. Çocuk hemen cevap vermedi, önce derin bir nefes alarak kendini sakinleştirdi ve heyecanını verdiği nefesle birlikte dışarıya attı. Sonra cevap verdi.

"Buradayım ağabey."

Ekale hemen çocuğun yanına geldi, yüzü endişeliydi ve kaşları çatıktı. "Napıyorsun burada? Yerinden neden ayrıldın?"

"Bir şey duydum sandım," dedi Letruce sakince. Nabzı hâlâ hızlıydı ve kanın damarlarındaki basıncını kulaklarında hissediyordu. Yine de bozuntuya vermemeliydi. "Bakmak istedim."

Ekale bir süreliğine suçlayan gözlerle çocuğu süzdü, sonra arkasına döndü.

"Kampa dönelim Letruce," dedi sertçe ve arkasına bakmadan kampa yürümeye başladı. "Bir daha tek başına bir işe kalkışma."

Sanki Ekale de daha fazlasını aramak konusunda isteksizdi çünkü bulabileceklerden korkuyor olmalıydı. Ekale'nin son günlerde yaşadıklarının da onun yaşındaki bir adama göre kolay olmadığını düşündü Letruce.

Ormandan çıkıp kampa döndüklerinde Yak-Pab'ı uyumamış bir halde, ateşin başında kılıcıyla oynarken buldular.

"Nereden böyle?" diye sordu avcıların lideri, gayet suçlayıcı bir bakışla. "Hem de bizi kurda kuşa terk edip?"

Letruce sessiz kaldı ve zor soruya Ekale'nin cevap vermesini bekledi.

"Bir ses duyduk liderim," dedi Ekale, Letruce'ye bakarak. "Letruce ile kontrol edelim dedik."

Letruce hafifçe kafasını sallamakla yetindi, aklında hâlâ Egonia vardı. Onu tekrar görmek istiyordu.

Yak-Pab ise bir süre konuşmadı, onlara bakmadan yanan kamp ateşiyle oynadı. Sonra elindeki kılıcını ateşten çekip toprağa sapladı ve destek alarak ayağa kalktı.

"Ekale sen uyu," dedi ona doğru yürüyerek. "Ben bu gece uyumayacağım."

"Emin misiniz liderim?" diye sordu Ekale. "Yaralısınız, çok bitkin düşersiniz."

"Yara falan yok Ekale, basit bir sıyrık sadece." Yak-Pab karnının kenarındaki kabuk bağlamış yarayı gösterdi. "Bak, yara kapandı bile. Rothamin piçi yarayı havasız bırakarak beni yavaş yavaş öldürmek istedi, o kadar."

Kılıcını sapladığı yerden çıkarıp karanlığa doğrulttu. Ateş ve gölgelerin avcıların liderinin yüzünde oluşturduğu dansın kendisi de şimdi ölümcül bir silahı andırıyordu. "Bir kere daha karşılaşmak istiyorum onunla, sadece bir kere daha."

Ekale bir süre şaşkın şaşkın baktıktan sonra kafasını salladı. "Peki liderim, eğer iyiyseniz öyle olsun."

Yak-Pab kılıcını indirdi ve gülümseyerek genç avcının omzuna hafifçe vurdu.

"İyi geceler avcı. İyi uyu, yarın uzun bir yol tepeceğiz."

Ekale de gülümsedi. "İyi geceler liderim." İmalı bir ifadeyle Letruce'ye döndü, sonra ona da gülümsedi. "İyi geceler Letruce."

"İyi geceler ağabey."

Ekale uyumaya giderken Yak-Pab ateşin başına oturdu ve yanı başındaki toprağa vurarak Letruce'nin de oturmasını işaret etti.

"Gel, az sohbet edelim."

Letruce de ateşin başına oturdu, kızıl bir sıcaklığın kemiklerini ısıtmasına ve gözlerini yaşartmasına izin verdi.

Yak-Pab ise dikkatli gözleriyle çocuğu süzüyordu, sanki onun aklından geçenleri okumaya çalışıyor gibiydi.

"Ateşi tanıyorsun Letruce."

"Anlamadım liderim."

Letruce kısa bir süreliğine Yak-Pab'a döndü, sonra yüzünü tekrar ateşe çevirdi.

"Ateşin nesini tanıyayım, ateş işte."

Yak-Pab kamp ateşinden biraz uzağa yığılan düzgün kesilmiş odunlara uzandı ve birkaç tanesini ateşe bıraktı.

"Bana ateşi anlat Letruce."

Çocuk gözlerini ateşe dikti ve onu ne için kullandıklarını düşündü.

"Ateşle yemek pişiririz," dedi sonra. "Onunla ısınır, onunla aydınlanır, onunla silahlar..."

"Ateşle ne yaparız demedim Letruce," dedi Yak-Pab araya girerek. "Bana ateşi anlat dedim, onu tanıyorsun."

Letruce söylediklerinde bir yanlış olduğunu zannetmiyordu, yine de gözlerini ateşten ayırmadan uzunca düşündü.

"Ateş sıcaktır."

"Evet," dedi Yak-Pab. "İşte böyle. Başka?"

"Ateş parlaktır… Yanan bir şeye ve alevlenmeye ihtiyaç duyar, ateş katı da değildir sıvı da."

Letruce ellerini ateşe uzattı. "Ateş bir sonuçtur, su onu söndürür. Kendine bir yol bulursa ateş tekrar engellenene kadar ilerler ve yangına dönüşür."

Yak-Pab'a döndü, avcıların lideri sessizce onu dinliyordu. Çocuk devam etti.

"Ateş, insanların kontrolünde de bulunabilir. Kontrol altında olandan insanlar yararlanır, Gandrodi'de işlerin yürümesini sağlar."

"Yeterli," dedi Yak-Pab. "Bu seferki biraz daha iyiydi."

Letruce'nin gözlerinin önünde Rantem Usta'nın demirci ocağı canlandı, ateş eninde sonunda bu demekti onun için. Ama başka bir şey söylemedi.

"Mantarları hallettin mi?" diye sordu Yak-Pab konuyu değiştirerek. "Dağın zirvesine doğru ilerleyemeyeceğiz, buralarda bir yere atarsan daha iyi olur."

"Hallettim," dedi Letruce. "Yapılabilecek en mantıklı şey buydu."

"Bugünkü olaya kafanı takıyorsan daha Çavuş'la eğitime bile başlamadığını unutma. Buna rağmen gayet iyiydin, hem Rothamin'in tuzağını da bertaraf ettin."

Yak-Pab onun gergin halini fark etmiş gibiydi ama Letruce’nin endişesinin sebebi bu sefer farklıydı. Sebebi Egonia’ydı, Letruce lidere Egonia'dan bahsetme konusunda da kararsızlık yaşıyordu. Yak-Pab avcıların lideriydi. Egonia ve gorphanlar arasındaki düşmanlığı öğrenirse elbette kurda bir zarar vermezdi ama diğer avcılar arasında türünün son örneği olan bir kurdun herhangi bir parçası için insanlıktan çıkacak tipler olabilirdi. Letruce, Egonia ile gelişecek ilişkilerinin özel kalmasına karar verdi, Lithina ile olan gibi.

"Elimden geleni yaptım," dedi Letruce sonra. "Olayların bu kadar hızlı gelişmesi beni şaşırtıyor, o kadar."

"Biliyorum," dedi Yak-Pab iç çekerek. "Belki sana garip gelebilir ama bana da oluyor."

Avcıların lideri gülerek çocuğun koluna vurdu. "Ama sanki sende başka bir şeyler de var gibi, yoksa aşık mı oldun?"

Letruce de güldü. "Kime olacağım ki? Akranlarımın neredeyse hepsiyle senelerdir konuşmuyorum."

"Ne bileyim," dedi Yak-Pab. "Pilano senin yanında bir kız görmüş. Eğer oysa Pilano'yu ben hallederim, ben söylersem uzak durur."

"Usemil, ablam olur," dedi Letruce. "Ben aşık değilim ama onu çok seviyorum. Pilano ise ondan hoşlanmış gibiydi ama umutsuz vaka olduğunu söylemeliyim."

"Orası belli olmaz," dedi Yak-Pab. "Bu işler birden parlar ve yangına dönüşür Letruce. İleride neler olacağını bilemezsin, Pilano kızı beğendiyse peşini bırakmayacaktır."

"Bilmiyorum," dedi Letruce. "Usemil ablamı tanırım, erken samimiyeti ya da çapkınlığı sevmez. Bilirsiniz işte, yani Pilano’nun yaptığı türden işleri..."

"Daha çok küçüksün Letruce," dedi Yak-Pab tebessüm ederek. "Kadınlar hakkında bu kadar kesin konuşmamalısın, hele onları tanıdığın gibi bir yanılgıya asla kapılmamalısın."

Yak-Pab'ın gözleri uzaklara daldı, gecenin karanlığını delip geçti ve gölgeler arasından iki cümle daha çekip aldı. "Yafren'de ve dahi tüm Gandrodi'de uzak durman gereken iki şey vardır. Birincisi din adamları, ruhbanlar ya da o tarz şeyler, ikincisi ise kadınlardır."

Letruce söylenenler üzerine kısa bir süre düşündü, kadınlığa ve kadınlara dair bildiği ve hatırladığı şeyler çok sınırlıydı: Çocukluğundaki sıcak anne şevkati, Usemil'in koruyucu dostluğu ve diğer kızların onunla dalga geçmesi; hepsi bu kadardı.

"Belki haklısınızdır," dedi Letruce. "Henüz bir şey bilmiyorum."

"Öğreneceksin," dedi avcıların lideri. "Öğreneceksin Letruce."

Letruce, Avcılar Birliğinde hiç kadın olmadığını fark etti, bu absürt bir durum değildi elbette ama krallıkta kadın askerlere de rastlanıyorsa birlikte kadın avcılar da olabilirdi; tabi eğer birlik Yak-Pab'ın tekelinde olmasaydı.

"Birlikte bu yüzden mi hiç kadın avcı yok?" diye sordu Letruce. "Kadınlar hakkındaki düşünceleriniz yüzünden."

"Birlikteki ahmak adamlar sözümü dinlemeye devam etsinler diye bir kadın avcı yok Letruce. Sadece avcı da değil, bu yüzden herhangi bir kadın yok."
Yak-Pab hiddetlenmiş gibiydi, derin bir nefes alıp verdi. "Bu böyle olmasa Avcılar Birliği diye bir şey olmazdı, bölünme kaçınılmaz olurdu."

Letruce Yak-Pab'ın sözlerine fazla anlam veremese de başını salladı.

"Anladım liderim."

"Anlamadın Letruce ama anlayacaksın. Her şeyin bir zamanı vardır, sadece bu konuda değil, bütün bildiklerinin yanlış olabileceğini gözlerinle göreceksin."

"Belki de sizinki yanlış çıkar," demeye cesaret etti Letruce. "Yani, kadınlar konusunda."

Yak-Pab bir süre sessiz kaldı, sonra düşünceli bir şekilde gri sakalını sıvazladı.

"Sanmam evlat. Ama olabilir, olamaz diyemem. Bugüne kadar bu da olmaz herhalde dediğim ne varsa olabildiğini gördüm, o yüzden bu da olursa şaşırmam."

Birbirlerine gülümsediler, Yak-Pab ayağa kalkıp çocuğa elini uzattı.

"Yine de sakın onlara bel bağlama, bir yere dayanacaksan bu bir erkek olmalı. Sağlam bir kayaya dayanmakla kuru bir dal parçasına dayanmak aynı olmaz."

Letruce liderin elinden destek alarak ayağa kalktı. Yak-Pab'ın bu dediğinde çok da haksız olmadığını düşündü, avcıların lideri güven veriyordu, söylediği gibi sağlam bir kayaydı ve Letruce için çok değerliydi.

Ama onun değeri Usemil'in değerinden bir şey götürmezdi, hem Usemil de Letruce'ye yapabileceğinin en iyisini yaparak destek olurdu ve Letruce de onun için aynısını yapardı. Usemil kesinlikle kuru bir dal parçası olamazdı. Usemil bir ağaçtı, hayat dolu meyveleri olan bir ağaç.

"Dediklerinizi düşüneceğim," dedi yine de Letruce. "Usemil ablamın şimdiye kadar bana bir kötülüğü dokunmadı, ondan başka bir kadınla da muhabbetim yok."

"Ben bunu Usemil'in özelinde söylemiyorum Letruce," dedi Yak-Pab. "Onunla alakalı yanlış fikirlere kapılma. Ben kadınlar konusunda ileride uyanık olman için söylüyorum."

Letruce bu sefer baş sallamakla yetindi. Bu mesele biraz canını sıkmıştı ve liderin ısrarcı uyarıları aklında kuşkuya sebep olmuştu, Yak-Pab bir bildiği olmasa bu kadar ısrar edecek bir adam değildi. Belki de aklına başka bir şey gelmediği için muhabbet olsun diye konuşmuştu.

Gece ilerlerken Letruce Yak-Pab'ın nasihatlerini dinledi, hepsi kadınlar hakkında değildi elbette, aralarında ilginç ve daha yararlı olanları da vardı.

Avcıların lideri ona bazı anılarını da anlattı, Letruce hepsini dinledi ama ileride bunları ya bölük pörçük hatırlayacak ya da hiç hatırlamayacaktı. Çünkü aklında Egonia geziyordu, mavi kurtla konuşması gerekenler vardı.

Egonia eski bir dosttu ve avcı için geleceğe açılan bir kapıydı. Letruce onu mutlaka bulmalıydı.

*
Kaybolmuş şiirler gibiydi
Sana dokunduğumda hissettiğim
Yürümekten aşınmış yolların
Sonlarında durup bekleyişim