Uzun ve sıkıntılı bir yolculuğun sonunda, kasaba yolu yorgun argın dokuz avcının önünde nihayet belirdi. Güneş doğalı biraz olmuştu, Letruce bütün sevdikleri için endişeliydi.
Lithina da günlerdir ortalıkta yoktu, en son kasabaya herhangi bir baskının olmadığını haber vermiş, sonra Letruce'ye kızıp gitmiş ve tekrar da gelmemişti. Letruce onu da merak ediyordu.
“Her şey yolunda görünüyor,” dedi Ekale. “Bıraktığımız gibi.”
"Ev, güzel yemek, çadır, ateş, güvenlik." Inace kelimeleri söyledikten sonra müzik aletini çıkarıp tıngırdatmaya başladı, bitkin avcıların yüzleri gülüyordu. Yak-Pab bile diğer avcılarla şakalaşmaya başlamıştı.
Avcıların liderinin adımlarını hızlandırmasıyla grup da hızlanırken Letruce ona yaklaştı.
"Ben ustamın yanına gidebilir miyim liderim?"
"Git," dedi Yak-Pab gözleriyle uzaktaki kasaba meydanını tarayarak. "Bilge Manhu'yu avda yaşadıklarımız hakkında bilgilendir."
Letruce başını salladı, geyik boynuzlarını taşıyan Ekale ve diğer avcılara da el salladıktan sonra taş kulübenin olduğu tarafa yönelerek avcılardan ayrıldı. İçine dolan taze mutluluğun enerjisiyle koştu. Her şeye rağmen ilk avının dönüşüydü bu, demek avcılar böyle hissediyordu. Kulübenin olduğu vadiyi ve Yafren’in güney kıyılarının maviliğini gördüğünde gülümsedi.
"Evim. Ustam."
Söylediği iki kelimeyi daha batıdaki küçük avcı kampını görmesi takip etti. Ateşlerinin dumanı görülüyordu, demek ki birileri ayakta ve nöbetteydi. Bunlar Yak-Pab'ın Bilge Manhu'nun korunması için gönderdiği avcılar olmalıydı, Letruce'nin içi daha da rahatladı. Tekrar koşmaya başladı. Ustasına sormak istediği o kadar çok soru vardı ki rüzgarla yarışırcasına koşuyordu. Çayı atlayarak geçti, bu sefer balıkları izlemekle oyalanmayıp kulübeye doğru adeta uçarcasına gitti ve kapıyı neşeyle açtı.
"Ben geldim usta!"
Onu karşılayan manzarayı aradan uzun yıllar da geçse tarif etmesi çok zor olacaktı. Tavana asılı duran Bilge Manhu'nun gözleri donuk ve cansızdı. Masalar kırılmış, yemek ve ilaç malzemeleri dört bir tarafa saçılmıştı. Bilge Manhu'nun cansız bedeninin üzerinde bir not asılıydı.
Sanki dünya yerin dibine girecek olsa, bütün korku imgeleri birden, aynı anda belirecek olsalar ve sonunda kıyamet kopacak olsa Letruce işte şimdi derdi.
'İşte şimdi sırası.'
Letruce gözyaşlarıyla, içinde büyüyen dehşet ve öfkeyle ilerledi. Titreyen elleriyle notu aldı.
"Evde bir misafir vardı, ne umduğunu ne bulduğunu aldı ancak bulduğunu umduğuna çevirdi. Ve bu daha başlangıç, Bekçiler Çıkmazında elbet tekrar görüşeceğiz..."
Letruce, notu yumruğunun içinde ezdi, hıçkırıkları içine dolarken ustasının gözlerine bakmaya cesaret edebildi. Ve tekrar ağlamaya başladı. Dizleri üzerine yere çöküp haykırdı, defalarca intikam yeminleri etti ve gorphanlara lanetler okudu.
"Rothamin! Seni ateşler içinde bağırtarak geberteceğim!"
Ahşap döşemeleri yumruklarken sürekli aynı cümleyi sayıkladı. Arkasından gelenleri fark etmemişti bile. Nöbetçi avcılar onu tutup kaldırırken Letruce ağlamaya devam ediyordu.
"Usta. Özür dilerim. Ustam, babam."
"Sakin ol," dedi avcılardan biri. "Burada neler oldu?"
Letruce onu tutan kolları öfkeyle savuşturdu ve avcının yakasına yapıştı.
"Bu soruyu ben size sormalıyım aptal!" diye haykırdı. "Ustamı korumuyorsanız siz ne işe yarıyorsunuz?"
Nöbetçi olan avcı sinirlense de çocuğun yaşadığı acıyı hissedebiliyordu, bu yüzden yakasındaki ellerin orada kalmasına izin verdi.
"Dün gece ben gözcüydüm ve gözümü kırpmadan burayı izledim. Hiç kimse yoktu, yemin ederim. Ekavon seni kulübeye girerken görmüş. Bizle kahvaltı etmek ister misiniz diye sormak için gelmiştik. İstemezseniz de yemeğimizi paylaşalım diye sıcak ekmek ve biraz zeytin getirmiştik."
Diğer avcı elindeki bohçayı açarak içindekileri Letruce'ye gösterince çocuk içine içine ağlamaya başladı. Yakası serbest kalan avcı ona sarıldı.
"Letruce, çok üzgünüm."
Diğer avcı ise ne yapacağını bilemez bir halde, elinde bohçayla öylece kalakalmıştı. Sonra elindekini sağlam kalan tek masaya bırakıp cesede doğru yöneldi. Bilge Manhu'yu bağlayan ipi bıçağıyla kesti, ihtiyar şifacının cesedini kucaklayıp yavaşça yatağa yatırdı ve üzerini örttü.
"Ben lidere haber vereyim."
Cevap beklemeden hızlı adımlarla kulübeden çıkarken zaten kimse cevap vermemişti. Letruce'yi teselli etmeye çalışan avcı onu bir sandalyeye oturttu.
"Olan oldu Letruce, uzun bir yoldan geldin. Sana yakışan bu şekilde kendini harap etmek değil Bilge Manhu'nun hatırasını yaşatan bir adam olmaktır."
Letruce gözyaşlarını eliyle silerken avcıya cevap vermedi, onu kimse anlayamazdı. Bilge Manhu onun her şeyiydi, onun kurtarıcısı, ustası ve ailesiydi Manhu.
"Usta," diye fısıldadı yatağa bakarken. Ayağa kalkıp ustasının yatağına yürüdü, diz çöktü ve başını ustasının göğsüne yasladı.
"Ustam… Babam. Evim. Işığım."
Kulübede Letruce'yle birlikte bulunan avcının adı Osmalt'dı. Osmalt pek çok zorlu ava gitmişti, yıllar önceki Belcas-Zifars savaşında Belcas'ın müttefiki olan Yafren ordusunda da görev almıştı. Nice ölümler ve nice vedalar görmüştü ama şurada ağlayan çocuğun bağlılığı kadar yüreğini yakanların sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi.
Sustu Osmalt; çocuğun ustasına son sözlerini söylemesini dinledi, ölü bir bedenin duyup duymadığı meçhul sözler. Uzunca bir süre sustu ve dinledi Osmalt. Sayısız anı, hayal ve sonsuz sevgi gömülüydü o sözlerde. Osmalt çıt çıkarmadan, yutkunarak ve yaşlı gözlerle dinledi çocuğun sözlerini.
Yarım saat kadar sonra avcıların lideri kulübeye hiddetle daldığında ayağa kalktı avcı.
"Ben gözcü Osmalt, liderim. Batıya gönderdiğiniz avcılardanım. Bilge Manhu muhtemelen dün gece tespit edemediğimiz bir kişi tarafından öldürülmüş."
"Seni tanıyorum Osmalt," dedi Yak-Pab, gözleri kulübenin öteki ucunda yataktaki cesette ve yerdeki Letruce'deydi. "Nasıl oldu? Hiç mi bir şey görmediniz?"
"Dün gece gözümü kırpmadan burayı izledim liderim. Hayatım üzerine yemin olsun ki cisme sahip hiçbir şey görmedim ve kulübenin kapısı bir kez dahi olsun açılmadı. Işık hep yanıyordu, sabaha karşı söndürüldü ve sonrasında da kapı açılmadı. Diğer gözcü arkadaşım Ekavon ise Letruce'yi görmüş, kapıyı açan ilk kişiydi Letruce."
“Şifacının intihar edecek hali yok ya,” dedi Yak-Pab. “Ne buldunuz?”
Osmalt buruşturulmuş notu gösterdi, Yak-Pab notu eline aldı ve okudu.
“Her yerden bu çıkıyor. Nasıl mümkün olabilir?” Pilano’ya döndü. “Bu işin içinde başka bir iş var. Henüz farkında olmadığımız bir tehlike.”
Yak-Pab Letruce’ye baktı. Hiç ses çıkarmadan, hareket etmeden Manhu'nun üzerine başını koymuş yatıyordu. Çocuğun sırtı muhtemelen terden sırılsıklam olmuştu, öyle ki gömleğini aşmıştı ve artık pelerininden bile belli oluyordu. Manhu'yu bir an önce gömmelilerdi yoksa Letruce her geçen saniye daha kötü olacaktı, çocuğun bunu tek yüzleşmede halletmesi ve sineye çekmesi gerekiyordu.
"Bilge Manhu'nun naaşını alın ve kasaba mezarlığına defnedin." Sesini daha da yükseltti. "Letruce, ustanla vedalaş evlat."
Letruce ellerini ustasının yüzünde gezdirdi.
"Ustam. Evim. Işığım. Söylediklerin her daim aklımda ve kalbimde kalacak, onları tutacak ve üstlerine bir şey kabul etmeyeceğim."
Son bir damla gözyaşı daha Bilge Manhu'nun yüzüne düştü.
"Ustam, huzur içinde uyu. İntikamın benim vazifemdir."
Osmalt ve kapının önüne yığılmış avcılardan üçü Manhu'yu aldılar ve kulübeden çıkardılar. Letruce de onlarla birlikte çıkmak isteyince Yak-Pab önüne geçerek onu durdurdu.
"Veda bir kere olur Letruce," dedi sertçe. "Tekrar tekrar veda etmek zayıflıktır ve seni perişan eder."
Letruce başını kaldırdı, buğulu gözlerini Yak-Pab'ın gözlerine dikti.
"Bir kez olsun, bugün bari zayıf olayım," dedi dişlerini sıkarak ve sesi titreyerek. "Bir kez olsun."
Yak-Pab çocuğun önünden çekilmedi ama Letruce de çıkmak için yeni bir hamle yapmadı. Başını önüne eğdi ve öylece bekledi.
"Kaldır başını Letruce," dedi Yak-Pab. "Almamız gereken bir intikam var."
Dışarıda bekleyen avcılardan biri olan Pilano taş kulübenin kapısını yavaşça kapattı ve içeride yalnızca Yak-Pab ve Letruce kaldı. Avcıların lideri bir sandalyeye oturdu, Letruce'ye de oturmasını işaret etti.
"Metanetli olacaksın Letruce. Rothamin'in amacı seni kin ve nefretle doldurup tuzağa çekmek."
"Ustamı öldürdü!" dedi Letruce ani bir öfkeyle. "İstediğini alacak."
"Daha çok zayıfsın çocuk!" dedi Yak-Pab sertçe. "Kendini öldürtmene izin veremem, bunu biliyorsun. Bilge Manhu'nun intikamını beraber alacağız."
Letruce sandalyeye oturmadı, yüzünü yeniden kapıya döndü ve yürüdü, bir şey söylemeden kulübenin kapısını açtı. Dışarı adım attığında Pilano karşısında dikildi. Liderin yardımcısı çocuğun omzu üzerinden Yak-Pab'a baktı, avcıların lideri başını hafifçe sallayınca Pilano kenara çekildi. Letruce kasaba mezarlığına doğru yürümeye başladı, Pilano ve Yak-Pab da onu takip etti.
Cinayetin haberi kasabada da yayılmıştı. Rantem, Usemil, Badgu, belediye başkanı ve kızı, garnizon komutanı cenazeyi takip eden kalabalığın arasındaydı.
Usemil birini arıyor gibi sürekli etrafına bakınıyordu, Letruce onlara yetişmek için adımlarını hızlandırmadı, sessiz sakin bir şekilde kalabalığı takip etti. Usemil onu uzaktan gelirken fark edince yanına koştu, çocuğa sarıldı.
"Ablacım, iyisin?"
Letruce cevap vermedi ama genç kadının sarılmasına karşılık verdi. Gözlerinden birkaç damla daha yaş süzüldü, bu yaşlar ustasının ölümü için değildi, kendi zayıflığı ve çaresizliğinin gözyaşlarıydı bunlar.
Usemil başka bir şey söylemedi, birlikte mezarlığa doğru yürüdüler. Bilge Manhu iyi bir adamın, bilge bir adamın şanına yaraşacak biçimde, saygıyla sade bir törenle defnedildi. Kasabalılar iyi dileklerini ve dualarını mırıldandılar. Onu sevenler ihtiyar şifacıya, kasabanın ve belki Yafren'in en bilge adamına sessiz gözyaşlarıyla veda ettiler. Ağlayanlar arasında Manhu'nun ilaçlarıyla hayata tutunmuş olan Badgu ve Çavuş da vardı. Çavuş ağladığını kimsenin görmemesi için bir köşeye çekilmişti, eski garnizon komutanı ise Badgu ise gözyaşlarını gizlemiyordu.
“Ruhun şad olsun Büyük Manhu, Agrum’un onuru.”
Belediye başkanı Bael her cenaze töreninde birkaç kelime söylerdi ancak bu sefer söyleyeceklerinin hepsi boğazına düğümleniyordu. Yak-Pab yanına gelip ona birkaç kelime söyledi, Bael başını hafifçe salladı ve daha sonra gözyaşlarını silerek oradan ayrıldı.
“Bilge Manhu,” diyerek söze girdi avcıların lideri. “Güzel kasabamızın en güzel adamı.” Yak-Pab, sesi titreyince hafifçe öksürdü ve kaşları çatıldı. “Onu koruyamadık, elimden geleni yapmama rağmen.” Avcıların lideri yumruklarını kaldırdı. “Demek ki elimden gelen yeterli değildi. Elimden gelenin fazlasını yapmalıydım…”
“Siz gerekeni yaptınız Yak-Pab,” dedi kalabalığın içinden bir ses. “Bu olayda hata tümüyle benimdir.” Garnizon komutanı Milanor, omuzları düşük bir halde öne çıktı. “Tedbir almakta geciktim, Bilge Manhu benim yüzümden öldü.”
“Bilge Manhu doğduğu için öldü,” dedi Yak-Pab. “Ona sorsak o da böyle söylerdi. Onu koruyamadığımız bir gerçektir ancak böyle bir meselede hatanın çoğunun kimde olduğunu tartışmak bize yaraşmaz.”
Yak-Pab, avcılarına dönüp şöyle bir baktı ve sonra tekrar kasabalılara döndü. Çok uzatmak istemiyordu.
“Bilge Manhu’nun intikamını alacağız. Yemin olsun ki alacağız, ben ölene değin bu işin peşini bırakmayacağım...”
Avcıların liderinin sesi yükselirken Letruce bir ara bakışlarını topraktan kaldırıp ona yöneltti. Yak-Pab, kontrol etmeye çalışmasına ve bunu bir ölçüde başarmasına rağmen oldukça öfkeli görünüyordu.
“Bilmelisiniz ki en büyük intikam Agrum’un düşmemesi olacaktır. Avcılar Birliği bunun için bütün şartları zorlayacaktır. Artık hata yapma lüksümüz yok. Kenetlenin ve silahlanın.”
Yak-Pab, Bilge Manhu’nun defnedildiği yerin dibinde diz çöktü ve kılıcını kınından çıkarıp toprağın üzerine koydu. Ardından elleriyle önce toprağa, sonra kılıcına dokundu.
“Bilge Manhu,” dedi gözlerini kapatarak. “İntikamını alacak ve Agrum’u bu beladan kurtaracağız. Huzur içinde uyu.”
Avcıların lideri ayağa kalkıp avcılarının yanına dönerken kasabalılar Letruce'ye sırayla baş sağlığı dilediler, tanıdıklarından birkaçı daha uzun konuştu. Yak-Pab en geç yarın kampta olmasını istedi, Badgu onlarla birlikte kalmasını teklif etti, Rantem de birlikte yaşamayı ve çalışmayı teklif etti. Fakat Letruce baş sağlığı haricindeki teklifleri cevapsız bıraktı.
Sonrasında herkes evlerine dağılırken Letruce bir süre mezarın başında bekledi. Ellerini toprağın üzerine koydu, veda etmek ne kadar da zordu, asla sonu gelmiyordu. Ayağa kalkıp kulübeye doğru yürümeye başladı ama Usemil'in peşinden geldiğini fark edince durdu.
"Abla yalnız kalmak istiyorum."
"Olmaz Letruce," dedi Usemil. "Konuşmalıyız."
Letruce içinde biriken öfkeyi Usemil'in üzerine salmamak için kendine zorlukla engel oldu, kırmak isteyeceği en son kişiydi Usemil.
"Sonra konuşalım abla, lütfen."
"Bundan sonra bizimle kalmalısın Letruce," diye üsteledi Usemil. "Bu akşam kulübeye geleceğim, son gününü orada geçirmene izin vereceğim ama sonrasında bizle beraber duracaksın."
Letruce bir şey söylemeyince Usemil çocuğa tekrar sarıldı.
"Akşam evinde ol. Seni bulamazsam bütün garnizonu ayağa kaldırırım."
Hafifçe geri çekildi, çocuğa buruk bir tebessüm ettikten sonra onu serbest bıraktı, ayrı yönlere dağıldılar.
Letruce kulübenin olduğu vadiye girdi, birkaç saat kadar önce neşe ile adım attığı bu toprak şimdi kasvetiyle onu boğuyordu. Kulübeye girmedi Letruce, güney kıyısına doğru yürüdü. Seyrek ağaçların arasından geçerek kumsala geldi, denizin karşısına oturdu ama yeniden ağlamadı. Sustu ve Yafren kıyılarında her zaman çarşaf gibi dümdüz ve sakin olan denizi izledi. Ölüm çok şeye benziyordu; ama insana yakın birisi öldüğünde her şey ölüme benziyordu.
Biraz uzakta denize açılmış birkaç balıkçı teknesi vardı. Daha da uzakta, Yafren'in güney kıyılarına asla yanaşmayan, Belcas Krallığına ait, hatları ancak belli belirsiz seçilebilen büyük gemiler vardı.
Bir kelebeğin omzuna konduğunu fark ettiğinde gemilerin hatlarını seçmeye çalışıyordu Letruce. Sonra gelenin bir kelebek değil kynoax olduğunu fark etti.
"Neden bu haldesin tatlı bal?"
"Ustam öldü."
Lithina 'usta' kelimesinin anlamını bilmese de Letruce'nin kimden bahsettiğini ve ölümü çok iyi biliyordu. Başka bir şey söylemedi, çocuğun omzunda ses çıkarmadan öylece durdu ve acısını paylaştı.
Biraz daha batıda, uzun çalıların arasında çocuğun acısını paylaşan biri daha vardı. Denizle aynı renk gözleri buğuluydu, geçmişte o da tıpkı Letruce gibi gorphanların şerrinden nasibini almıştı.
Ama Gandrodi'de hakim olan büyük yasa işte onları bir araya getirmişti, şimdi müttefik olma ve çarpık varlıkları defetme zamanıydı. O gözlerin sahibi bunu çok iyi biliyordu...
-
“Oysa ne başlangıç var ne de son.”
-Bilge Manhu, Taş Kulübe Kütüphanesi