Okyanus ışığı kurdu beklemeye daha fazla dayanamayıp ağaçların arasından çıktı, çocuğun onu fark etmesi çok uzun sürmedi.
"Egonia," dedi kısık sesle, başka bir şey söyleyecekmiş gibi durdu, sonra sustu.
Egonia, çocuğa doğru ilerlerken omzundaki kynoaxı fark etti.
"Merhaba Okyanusışığı," dedi Lithina bütün tatlılığıyla. "Hoş geldin."
"Merhaba kynoax yavrusu," dedi Egonia. "Yurdundan uzaktasın."
"Benim yurdum Letruce'nin omuzlarıdır ve adım Lithina, üstelik adımı Letruce koydu..."
Lithina tatlı tatlı konuşmaya devam ederken Egonia başka bir şey söylemedi, yüzünü denize dönerek Letruce'nin yanına oturdu. Çocuk, ikisinin sesleri de zihninde yankılanırken aralarında tuhaf bir dostluk ve rekabet sezdi. Egonia ön bacaklarından birini çocuğun bacağının üzerine koydu.
"Acımız, avımız olmalı Letruce."
Letruce kurdun gözlerine baktı.
"Evet, ben de bunu düşünüyordum. Planın var mı Egonia?"
"Gorphan öncülerinin inini biliyorum," dedi okyanus ışığı kurdu. "Doğu'da, ruhbanların manastırlarına yakın büyük bir mağaradalar."
"O kadar içlere sızabildiler demek, biz de onları hala denizden gelecekler diye bekliyoruz."
"Bunlar öncüler Letruce." Kurt ayağa kalktı. "Daha hepsi gelmedi. En kısa zamanda harekete geçmeliyiz."
Letruce elini kumlara daldırdı, sonra kumları avcunun içinde sıkarak elini havaya kaldırdı.
"İkimiz mi?"
"Başka birine ihtiyacın mı var?"
Mavi kurt alay etmiyordu, bu ciddi bir soruydu. Letruce düşündü, bir insan ve bir kurt kalabalık bir gorphan grubuna karşı ne yapabilirdi?
Ne önemi var, diye geçirdi içinden. Rothamin'i boğazlamak için gerekirse Gandrodi'nin öteki ucuna kadar tek başına gidebilirdi.
"Hayır yok," dedi Letruce. "Sen ve Lithina yetersiniz."
"Yasının kendiliğinden bitmesini bekledikçe sonu asla gelmez avcı, bunu biliyor olmalısın artık."
Egonia'nın söylediği doğruydu, Letruce üzgün bir tavırla tebessüm etti. "Yanımda olduğun için sağ ol Egonia."
"Biz dostuz Letruce." Okyanus ışığı kurdunun gözleri kararlılıkla parladı. "Gidelim mi?"
Letruce ayağa kalktı. "Gidelim."
Omzundaki kynoaxı eline aldı.
"Lithina'nın önden gidip etrafı kontrol etmesi tehlikeli olur mu?"
"Kynoaxlar için tehlike diye bir şey yoktur Letruce," dedi Egonia. "Sadece aç kalırlarsa ölürler. Asıl tehlike kynoaxın sahibi için olur, gorphanlar kynoaxları tanırlar ve bir sahipleri olabileceğini de bilirler. Kynoax yavrusu oraya gidecekse dikkatli olmalı."
"Dikkatli olurum," dedi Lithina. "Ben akıllıyım."
Egonia kynoaxtan tarafa bakmadı, onu fazla ciddiye almıyor gibiydi. Letruce'nin karşısına geçti.
"Uzun bir yol gideceğiz."
"Ruhbanların manastırları buraya çok uzak değil mi? Akşam evde olamayacaksam ablama not yazmam gerekiyor."
"Üç saat," dedi Egonia beklemeden. "Onları öldürmemizin ne kadar süreceğini ise bilmiyorum."
'Onları öldürmemiz' diyordu Egonia, yapacaklarına sanki kesin gözüyle bakıyordu.
Letruce, Usemil'i düşündü. En azından ona bir not yazmalıydı çünkü Usemil garnizonu ayağa kaldırırım demişti ve söylediğini mutlaka yapardı. Letruce kendisi için bütün garnizon ve avcıların ayaklanmasını istemiyordu.
"O zaman beş dakika beni bekleyebilir misin Egonia? Notu yazıp geleyim."
Mavi kurt başını hafifçe sallayarak kabul etti, Lithina ise hâlâ orada, havadaydı ve onların konuşmasını dinliyordu.
"Uç artık kynoax yavrusu," dedi Egonia. "Çok bekledin."
Lithina kanatlarını öfkeyle çırptı ve okyanus ışığı kurdunun etrafında turladı.
"Ben sadece Letruce'yi dinlerim!"
Letruce iç çekti. "Gidebilirsin Lithina, bilgiye ihtiyacımız olacak."
Lithina doğu yönüne doğru rüzgarla birlikte uçtu ve iki saniye içinde gözden kayboldu. Letruce kulübeye doğru yürürken Egonia yavaş adımlarla onu takip etti. Vadinin yakınlarındaki avcılar kampı dağılmıştı, şimdi kimseler görünmüyordu.
Letruce kulübeye girdi, sağlam olan tek masanın üzerinde avcıların getirdiği ekmek ve zeytin dolu bohçayı gördü. Bohçayı sarıp heybesine sıkıştırdı. Raftan düşmüş olan 'Gandrodi'nin Mitolojik Varlıkları' kitabını yerden aldı, kitabı yeniden rafa koydu, sonra raftan bir parşömen çıkarıp bir parça kopardı ve Usemil'e bir not yazdı.
"Abla,
Bu akşam gelemeyeceğim, garnizon beni aramasın. Avcılara da haber verirsen sevinirim."
Letruce etrafı biraz toparlamak istedi ama Egonia'nın kapının önünde onu beklediğini fark edince vazgeçti.
"Gidebiliriz," dedi kulübeden çıkarken, genç avcının eli omzuna asılı yayına gitti. Ruhbanların manastırlarının ne kadar uzakta olduğunu tekrar düşününce kafası karıştı.
"Üç saatte nasıl gideceğimizi sormayı unuttum."
Letruce Ulular Dağı gibi çok da uzak olmayan bir yere at sırtında üç günde gittikleri için ruhbanların manastırlarının çok daha uzun sürmesi gerektiğinden emindi.
"Biz Ulular Dağı'na at sırtında üç günde gittik," diyerek devam etti. "Doğru, yolumuz engebeliydi. Ama… Üç saat diyorsun, imkansız gibi geliyor.”
Ruhbanların manastırları Ulular Dağı için gittikleri yolun en az iki üç katı olmalıydı.
"Zihnini ve bacaklarını güçlendirirsen çok daha hızlı koşabilirsin," dedi Egonia. "Ama bu seferlik seni ben götüreceğim."
"Bacaklarımı nasıl güçlendireceğim de üç saatte oraya koşacağım?" diye sordu Letruce. "Rüzgara mı dönüşeceğim?" Ses tonunda alay olmaması için özen göstermişti.
"Sayılır," dedi Egonia. "Sana doğru düşünmeyi öğreteceğim ama şimdi değil."
Letruce yüzünü doğuya, uzun otlara, çay kenarındaki sazlıklara doğru döndü. Güneş tepeye yaklaşıyordu, öğlenin geç saatlerinde gitmeleri gereken yerde olurlardı. Lithina'yla onlar yolun çeyreğini gittikleri zaman karşılaşacaklarını tahmin etti ama Lithina'nın hızı konusunda çok az bilgi sahibiydi.
"Gidelim."
Letruce, Egonia'nın sırtına bindi. Okyanus ışığı kurdu bir kez uluduktan sonra gerindi, Letruce hayvanın cüssesinin büyüdüğünü fark edince hayretini gizleyemedi.
"Bu da ne? Sihir mi?"
"Değil," dedi Egonia. "Türümün özelliklerinden yalnızca birisi."
Egonia neredeyse bir at kadar olunca büyümesi durdu. Hayvan, sazlıkları bacaklarının altında sanki kum taneleriymiş gibi ezerek geçti ve koşmaya başladı.
Kuzeyde, kasaba meydanında Letruce'yi kurdun üzerinde onu sürerken görüp hayretle seslenenler oldu ama Letruce durmadı. Egonia bomboş toprak yol üzerinde bir saat kadar koştu. Letruce'nin tahmininin aksine Lithina ile karşılaşmadılar.
"Yol neden boş?" dedi Letruce. "Ve seni başka insanların görmesi sıkıntı olmaz mı?"
"Sıkıntı olmaz," dedi Egonia. "Bana kolay kolay zarar veremezler. Yolun boş olmasının sebebi ise türünüzün fakir köylülerinin işlerini güçlerini bırakıp ruhbanların manastırlarına tırmanmak kadar boş bir işle uğraşmak istememeleri olabilir. Nasılsa ruhbanlara para lazım olduğu zaman bağış veya vergi için kendileri gelirler."
Letruce, Egonia'nın insanların kendi aralarındaki ilişkileri hakkında bu kadar bilgi ve yorum sahibi olmasına şaşırdı.
"Türünüz acayip," dedi Egonia sanki onun zihnini okumuş gibi. "Gorphanlardan bile tutarsız, karmaşık işleriniz var."
Letruce bu hakaret karşısında alınmadı ve sessiz kaldı, hem Egonia'ya bir yere kadar katılıyordu.
Yarım saat kadar sonra Lithina karşılarından onlara doğru geldi ve Letruce'nin omzuna kondu.
"Sadece on beş kişi," dedi Lithina. "Uzun liderleri de orada."
Uzun liderleri dediği Rothamin olmalıydı, Letruce içinde kabaran öfkeyi hissetti. Vahşetin çağrısı damarlarında gezinmeye başladı.
"Diğerleri etrafta iş üstünde olmalı," dedi Egonia. "On beş kişi çok az. Ama fark etmez, bugün hepsi ölecek."
Letruce yolun çok ilerisinde hatlarını seçemediği karartılar gördü.
"Önümüzdeki ne Egonia?"
"Onlar," dedi Egonia. "İşlerinden dönen ahmaklar, bazısını yolda avlayacağız demek."
"Beni indir," dedi Letruce ama kurt durmadı. "Egonia! Beni indir dedim!"
"Sadece yayını ger ve fırlat avcı!" diye aynı sertlikte karşılık verdi Egonia. "Ezelim şunları."
Lithina Letruce'nin omuzlarından kanatlanıp ağaçlık alanda uçmaya devam ederken Letruce yayını omzundan aldı, kirişe hemen bir ok sürdü ve kurdun koşarken şaşırtıcı bir şekilde çocuğu hiç sarsmaması sayesinde rahatlıkla nişan aldı. Gorphanlardan birini tam ensesinden vurduğunda Egonia bir başkasının üzerine atlamış ve dişleriyle onu paramparça etmişti. Sağ kalan üç tanesi bu sefer gorphanlardan beklenmeyeceği şekilde kaçmaya başladılar.
"Ulaştırmaları gereken bilgiler olduğu için kaçıyorlar, yoksa kaçmazlar."
Egonia bir başkasının üzerine atılırken aynı anda Letruce'yi bilgilendirmişti. Letruce ormanlık alana doğru kaçan gorphana nişan aldı. Epey uzaklaşmıştı.
Letruce kontrolü kaybetmeden, paniğe kapılmamaya çalışarak nişan almaya odaklandı. Gorphanı dalların arasında görür görmez okunu fırlattı. Acı dolu bir çığlık sesi duyulduğunda Egonia diğer gorphanın üzerine koşuyordu; ancak Letruce'nin vurduğu gorphan ölmemişti, bacağından vurulmasına rağmen hala koşmaya devam ediyordu. Egonia yol üzerinde kaçan diğer gorphanın üzerine atılınca Letruce'nin nişan aldığı gorphan avcının görüşünden kaçtı. Okyanus ışığı kurdu gorphanı kendi kanında boğarken yaralı olanı kaçmıştı.
"Kaçtı," dedi Letruce. "Yaralıydı."
"Kaçamaz," dedi Egonia, ormanlık alana atılıp koşmaya başlamıştı ki kovandan boşalan arıları ve onların arkasında arıları yaralı gorphana doğru süren Lithina'yı gördüler. Gorphan arılar arasında çığlıklar atarak can verirken Letruce'nin ağzı hayretle açılmıştı.
"Bunu sen mi yaptın Lithina?"
"Evet tatlı bal," dedi Lithina. "Arılar arkadaşımdır."
Lithina'nın kanatlarından bal damladığını görünce Letruce kendini tutamadı ve saatler sonra ilk kez gülümsedi.
"Ballarından bu kadar yersen arkadaşlığınız çok uzun sürmez gibi."
Lithina, Letruce'nin kafasına çarparken Letruce onu yakalamaya çalıştı ama başaramadı, kynoax hızla uçup oradan uzaklaştı.
Egonia doğuya doğru koşmaya devam etti, nihayet sık ormanlarla karşılaştıkları ve ruhbanların dağların tepelerine kurulmuş iki manastırını gördükleri zaman Letruce okyanus ışığı kurdunun sırtından indi ve yan yana yürümeye başladılar. Lithina da onlardan biraz uzakta uçuyordu.
"İnleri iki manastırın ortasında, ormandaki büyükçe bir mağarada."
Egonia ulumaya başlayınca Letruce panikle yayını eline aldı ve bir ok takıp etrafına bakındı. "Ne yapıyorsun?"
"Yardım çağırıyorum," dedi Egonia. "Normalde ikimiz yeterliyiz ama soydaşlarımın da ava ortak olmasını istiyorum."
"Hay hay," dedi Letruce gergin bir tavırla. Etraflarına kurtlar doluşmaya başlamıştı, başka bir zamanda ve başka bir yerde olsa çocuk aklını kaçırırdı herhalde. Kurtların bazıları meraklı gözlerle onu süzseler de çoğu ona dikkat etmedi.
Egonia önde yürümeye başlayınca kurtların hepsi onu takip etti, Letruce de koşarak onun yanına yetişti, arada tedirginlikle arkasına dönüp diğer kurtlara bakıyordu.
Bir mağara ve girişinde bekleyen iki gorphan görülünce Egonia ve kurtlar koşmaya başladılar. Letruce yayıyla gorphanlardan birini hemen vurdu. Diğeri Egonia'nın atılmasıyla, ısırmaya bile gerek kalmadan başını kayalara vurarak can verdi.
Letruce gorphanların çok dayanıklı olduklarını, kılıçla yayla öldürülemeyeceklerini duyduğu için bu olanlara anlam veremiyordu. Bu olaydan, daha doğru tabirle bu avdan sonra Egonia'ya sormalıydı.
Letruce, Egonia ve kurt sürüsüyle birlikte mağaraya dalarken Lithina girişe yakın bir meşe ağacının üzerine konmuş ve onun bir yaprağını kemirmeye başlamıştı. Savaş ne kadar uzun sürerse o kadar iyiydi onun için, Letruce için endişelenmesine de gerek yoktu. Nasılsa yanında yeryüzünün en kudretli, en baskın canlısı vardı. Memnuniyetle yaprakları kemirmeye devam etti.
Letruce karanlık mağarada kurt ulumaları ve hırlamalarıyla birlikte ilerlerken yayının gövdesindeki parlaklık nabız gibi atmaya başlamıştı. Işık hafifleyip birden şiddetleniyor ve etrafını aydınlatıyordu. Yayın mor kanatlarındaki parlaklık bakılamayacak düzeydeyken gövdesindeki yeşil ışık daha sakindi. Letruce’nin yayı, mağara duvarlarında yer yer ışık oyunları meydana getiriyordu.
Önde Egonia, yanında kurtlar, damarlarında kaynayan ve çırpınan kanla ışıkta ilerledi Letruce, ta ki karşılarına Rothamin ve tayfası çıkana kadar.
Egonia'nın bütün dişleri meydana çıktı ve bedeni bir yay gibi gerildi. Diğer kurtlar gorphanları çevrelerken Letruce soğukkanlı bir şekilde Rothamin'e doğru yürüdü.
"Evine bir misafir geldi Rothamin," dedi içindeki deliliği serbest bırakıp sırıtarak. "Ve misafirin, Bekçiler Çıkmazı dediğin boktan yeri beklemeden hem umduğunu hem bulduğunu cehenneme yollayacak."
*
Yağmur yağdıkça bu şehrin göğünün çığlıkları ardına
Eskimeyen ne varsa gömülmüş senin yamaçlarına
Kovdum artık düşleri, salıverdim sert ayazına
Yaktım çileleri, astım sükût tablosunu ruhuma