Rothamin gönülsüz bir kahkaha attı, gorphanların baş casusu şimdi asıl görünümündeydi. Diğer gorphanlara göre daha uzun ve ince yapılıydı, daha az dişi ama daha sivri ve büyük köpek dişleri vardı.
"Beklenmedik bir hamleydi avcı," diye itiraf etti. "Aslında bekliyordum ama bu kadar erken değil."
Egonia'ya dönüp yüzünü tiksintiyle ekşitti. "Senin soyunu yıllar evvel kurutmadık mı? Ne diye hâlâ ortalıkta dolanıyorsun?"
Rothamin konuşurken diğer gorphanlar, elleri biçimsiz kılıçlarının üzerinde sessizce bekliyorlardı. Letruce onların korkularını gözlerinden rahatlıkla okuyabiliyordu. Egonia'nın çevresindeki kurtlar ise kuduz gibi hırlıyor ve atılmak için okyanus ışığı kurdunun hareketini bekliyordu.
"Yapamadınız gölge dölü ama ben yapacağım," diyerek hırladı Egonia. "Ulular Dağı ve Yafren ormanlarına yemin olsun ki tek birinizi bile parçalamak için Hamthus'a kadar giderim..."
"Boş lakırdı," diye kesti Rothamin. "Şimdi küçük zaferinizi kutlayın. Hepinizi, kendini nimetten sayan bütün mahlukları zincirleyip gemilerle Kıyamet Çukurlarına götüreceğim. Onbeşler bir olsa bile sizi elimden alamazlar."
Baş casus eliyle gorphanlara saldırı işareti verir vermez Egonia ve kurtlar sayıca az olan gorphanların üzerine atıldılar ve çarpık yaratıkları paramparça ettiler.
Rothamin ise ondan bekleneceği üzere kayboluvermişti. Ama Letruce bu sefer onun bu kadar kolay kaçmasına izin veremezdi. Dikkatli gözlerle etrafını tararken zihninde Egonia'nın sesini duydu.
"Mağara çıkışını tut!"
Letruce başını oraya çevirir çevirmez gölgeli bir figürün çıkışa doğru koştuğunu gördü.
"Rothamin!"
Gorphanların baş casusu mağaranın önünde birtakım cümleler haykırdı. Mağara sallanmaya ve kayalar yuvarlanmaya başladı, kendisi hariç gorphanların hepsi çoktan ölmüştü.
Letruce yayına hemen bir ok sürdü, sonuna kadar gerip bırakmasıyla oku Rothamin'in omzunu gorphan casusa çığlık attıracak kadar deldi.
Rothamin'in beyazı olmayan siyah gözlerinin rengi kırmızıya dönerken bir şişe çıkardı ve mağara girişinin zeminine fırlattı. Şişenin kırılmasıyla birlikte yeşil bir duman bulutu mağara girişinden içeriye doğru yayılmaya başladı.
"Dışarı çıkın!" dedi Egonia, bu seslenme hem Letruce hem kurtlar içindi. "Sakın dumanı solumayın."
Letruce önde, kurtlar arkasında koşarak mağaradan çıktılar. Egonia en son gayet yavaş yürüyerek mağaradan çıktı. Beyaz bir kurt zehirli dumanın birazını solumuş gibiydi ve kötü kötü hırıldıyordu.
Egonia etrafına bakındı. Lithina'yı meşe ağacının üzerinde yaprak kemirirken görünce ona seslendi.
"Kynoax yavrusu, çabuk meşe palamudu getir!"
Lithina sinirlense de ciddi bir durum olduğunu anladı ve küçük bacaklarıyla bir meşe palamudu kavrayıp okyanus ışığı kurduna getirdi.
Egonia ön ayaklarından birini Letruce'ye uzattı.
"Kan akacak kadar kes Letruce."
Letruce tereddüt ederek Egonia'ya, sonra etraftaki diğer kurtlara baktı. Hepsi onu bekliyordu. Kemerinden bıçağını çıkarıp kurdun bacağına dikkatlice küçük bir kesik attı. Kurdun mavi kanı meşe palamudunun üzerine damlayınca Egonia onu dumandan zehirlenmiş beyaz kurda ittirdi.
"Yut, soydaş."
Beyaz kurt söyleneni yaptı ve kanlı meşe palamudunu yuttu. Zehirlenmiş kurt iyileşirken Egonia yere damlayan kanını toprakla örttü.
Letruce heybesinden bir bez çıkarıp okyanus ışığı kurdunun bacağına sardı.
"Sağ ol Letruce." Egonia çocuğa teşekkür ettikten sonra kurtlara döndü, mağaranın önünde yaklaşık elli kurt vardı. "Ava geldiğiniz için teşekkürler soydaşlarım."
Kurtlar Egonia'ya uluyarak karşılık verdiler ve dağıldılar.
"Eve mi dönüyoruz?" diye sordu Letruce. "Yoksa Rothamin'in peşine mi düşeceğiz? Onu omzundan vurdum."
"İz yok," dedi Egonia. "Kanı akmış olsa belki bulabilirdik."
"Gidelim o zaman," dedi Letruce, bir şey aklına gelince durdu ve Egonia'nın gözlerine baktı. Kurdun başka bir planı olabilir miydi? "Tabi sen de istersen."
Egonia bir şey söylemedi, bir kez uluduktan sonra yeniden büyümeye başladı ve yüzünü batıya döndü.
Letruce onun cevap vermemesine sinir olsa da tekrar konuşmadı, kurt kendi talimatlarına koşulsuz şartsız itaat beklerken onun sözlerini sanki kibirle karşılıyordu. Letruce bu mücadeleden yorulduğunu ve yorulacağını fark etti, baskın olma savaşı vermek istemiyordu.
Kurdun sırtına bindi. Belki şunu bile sindiremiyordur, diye geçirdi içinden. Sanki ben istemişim gibi.
Egonia koşmaya başladı. Diyalogsuz bir saat geçti. Bir saatin sonunda yolun yakınında bir çobana ve bir koyun sürüsüne rastladılar. Egonia önce hırladı; koyunlara atlamak üzere hareket edecekti ki gözleri çobana takıldı. Bir eşeğin sırtındaki çoban da eşeğiyle birlikte onlara doğru dönmüştü. Egonia onu bir süre inceledikten sonra fikrini değiştirdi ve sürünün uzağından koşmaya devam etti.
Letruce kurdun bu davranışına anlam veremedi. Yolun kenarındaki çobana ve koyunlarına bakarken çobanın ona eliyle “gel,” anlamında bir işaret yaptığını gördü, bütün koyunlar da şaşırtıcı bir şekilde onlara bakıyordu.
"Bizi çağırıyor," dedi Letruce. "Gidelim mi?"
"Beni çağırmıyor," dedi Egonia yönünü değiştirmeden. "Seni çağırıyor."
Letruce onun en azından durmasını bekledi fakat kurt yavaşlamadı bile.
"O zaman indir beni!" dedi sonra Letruce, öfkesi kabararak. "İndir!"
Egonia aniden durdu ve Letruce'yi fırlatırcasına savurdu. Çocuk yere düşüp toprağın üzerinde biraz sürüklendikten sonra bıçağını çekerek ayağa kalktı.
"Kendini ne sanıyorsun ahmak?" diye çıkıştı, bu kadarı da fazlaydı. "Aptal kibrinin sebebi nedir, bu mu senin dostluğun?"
"Ben barış güvercini değil savaş kurduyum avcı. Aramızdaki dostluk senin evcil hayvanın olmamı kapsamıyor."
"Öyle bir şey isteyen olmadı!" diye bağırdı Letruce öfkeyle. "Bana zorla açıklama yaptırmaya ve üzerimde baskı kurmaya çalışıyorsun."
Kurdun dişleri görünmeye başlarken Letruce'nin de kaşları çatılmıştı. Rest çekme zamanının geldiğini düşünüyordu.
"Dostluktan anladığın söylediğim her şeyin altında bir açık aramaksa seninle dost olmak istemiyorum."
"Kendin bilirsin insan yavrusu," dedi Egonia onu küçümseyerek. "Aramızdaki dostluk bitti."
"Defol!" diye haykırdı Letruce. "Kibir abidesi aptal."
Egonia'nın hırlaması şiddetlendi, Letruce'nin üzerine atılacak gibi hareketlenmişti ki birden vazgeçti ve hızla oradan uzaklaştı. Letruce birinin yaklaştığını fark edince arkasına döndü ve çobanla karşılaştı.
"Sandığın gibi değil," diye söze girdi. "O biraz farklı bir kurt. Yani türü…"
"Biliyorum," dedi gri saçı ve sakalı birbirine karışmış çoban, yer yer beyazlarına da rastlanıyordu. "Onun şerri yaratılmış tüm evren üzerinde bir tek benden uzaktadır."
"Neden? Sen kimsin?" diye iğneleyici bir tavırla sordu Letruce, gizemli ve iddialı görünen tiplerden gına gelmişti artık.
"Çoban," dedi adam. "Sadece çoban."
"Sadece çoban olsan Egonia senden kaçmazdı," dedi Letruce. "Sürüye saldıracaktı, sonradan seni görünce vazgeçti."
"Neyse ne avcı," dedi çoban geçiştirerek. "Adım Çoban. Alfa kurtla barışırsanız beni ona sorarsın, o beni iyi tanır."
"Kavga ettiğimizi nereden biliyorsun?"
"Tahmin etmek zor değil."
Bütün koyunlar ikisinin etrafına dizilmiş ve Letruce ile çobanı çember içine almışlardı.
"Her zaman ikinci seçenek vardır, sana bunu öğretmek için buradayım Yeşil Gölge."
Letruce Yeşil Gölge de nesi diye soracaktı ki çoban eşeğinden indi ve hafif beyaza çalan kırçıl tüylü hayvanı yularından tutarak Letruce'ye yaklaştırdı. Letruce o sırada bunun bir eşekten çok ata benzediğini fark etti. Ama hayır, bu ikisi de değildi, bu bambaşka bir hayvandı.
"Aykılıç Agrum yolunu bilir. Seni kurttan hızlı götüremese de yürüyerek gideceğinden daha hızlı götürür."
"Sen ne yapacaksın?" dedi Letruce. "Bu kuş uçmaz, kervan geçmez yerde."
"Senin geçtiğin yerden elbet başkası da geçer," dedi çoban. Letruce'nin geldiği yöne doğru döndü. "Hem çok uzun da sürmeyecek. Şimdi sen yoluna, ben yoluma."
Çoban koyunlarıyla birlikte oradan uzaklaşırken Letruce yarı şaşkın halde onu izledi.
"Yeşil Gölge ne?" diye bağırdı arkasından. "Bana öyle dedin."
Çoban yürümeye devam etti. Kısa otların içindeki koyunlara karıştığında Letruce cevap almaktan umudu henüz kesmişti ki adam konuştu.
"Sensin."
Başka bir şey söylemedi ve uzaklaştı.
Adının Aykılıç olduğunu öğrendiği hayvan ise doğrudan gözlerine bakıyor ama kılını kıpırdatmıyordu.
"Harika, bakalım Agrum'dan çıktıkça daha neler göreceğim." Aklına Agrum'da olanlar gelince sinirleri daha da bozuldu ve güldü. "Gerçi orada da dursam bir şekilde beni buluyorlar."
Aykılıç'ın sırtına binmek için uzun uğraşlar verirken hayvan hiç kıpırdamadan, tepki vermeden bekledi. Uğraşların sonunda kan ter içinde kalmasına rağmen nihayet hayvanın tepesine çıkmayı başardı. Heybetli ve havalı adıyla çok uyumsuz bir görüntüsü olan Aykılıç hareketlendi ve ağır ağır yürümeye başladı. Hayvan yoldan çıkınca Letruce onu dizginlerinden tutarak yola çekmeye çalıştı ama Aykılıç bana mısın demedi.
"Napıyorsun?" dedi Letruce bağırarak. Atlamak için aşağı baktı ama bu sefer de Aykılıç koşmaya başladı. Hayvan tepelerin arasında bir vadiye girdiğinde Letruce çobanın sözlerini hatırladı.
'Aykılıç Agrum yolunu bilir.'
Letruce öfleyerek dizginleri bıraktı ve etrafı izlemeye başladı. Aykılıç tepelerin arasındaki vadide yürürken etraf da gittikçe karanlıklaşıyor ve vadi bir merdiven gibi aşağılara iniyordu.
İlginç bir yol, diye düşündü Letruce. Etraftaki çeşitli mantar ve çiçeklere iç çekerek göz gezdirirken ustasını hatırladı, daha bu sabah kaybettiği, gömdüğü ve intikamını almak için yollara düştüğü ustasını.
Hâlâ yaşasaydı şu çiçeklerden bazılarını ustasına götürürdü Letruce, şimdi ise hepsi boş süsler gibi geliyordu gözüne.
Bir gölgedeniz gördüğünde önce inanamadı, sonra gözlerini kısarak ve Aykılıç'ın üzerinde dikilerek heyecanla ona baktı. Çiçeğin etrafını saran mor renkli taç yaprakların oluşturduğu çukurun içinden daha açık renkli mor bir ışık yayılıyordu.
"Tanrım," diye mırıldandı. "Ustam olsaydı buna bayılırdı."
Yavaş yavaş yürüyen hayvanın bir an adımları birbirine girdi, adım atmak konusunda tereddüt eder gibi oldu ama sonra yürümeye devam etti.
"Tabi Aykılıç dursaydı," diye homurdandı Letruce. "Eh be. Bu kadar da olmaz, büyülenmiş gibisin gerçekten."
Letruce hayvanın onu anlayacağını hiç zannetmiyordu ama hayvan birden durdu ve beklemeye başladı.
Letruce hayret etti. Hatta öne doğru eğildi ve hayvanı kontrol etti. Sonra onun tekrar yürümeye başlamasından korktu ve aşağı atladı. Aykılıç da o inince vadide kendi kendine otlanmaya başlamıştı.
Letruce içinden soluk bir ışık yayılan gölgedeniz çiçeğine yaklaştı. Heybesindeki eşyaları çıkardı, ekmek ve zeytin dolu bohçayı da serip yere bağdaş kurarak oturdu. Şu saatten sonra hayvan gitse dahi umrunda değildi, sinirleri iyice bozulmuştu.
Ekmeği ve sarı zeytinleri yerken etrafın iyice karardığını fark etti Letruce. Derinlerine ilerledikçe giderek alçalan ve karanlıklaşan vadiye özgü bir durum değildi bu, artık gün de batıyor olmalıydı.
Letruce yemeğini yedikten sonra bohçayı silkeledi ve heybesine koydu. Sonra bıçağını çıkarıp çiçeğin etrafındaki toprağı kazdı, ardından pelerininin cebinden genişçe bir kavanoz çıkarıp toprağı çiçekle birlikte dikkatlice avuçlarına aldı ve kavanoza koydu. Biraz daha toprak ekledikten sonra elinde kavanozla Aykılıç'ın üzerine binmek için yürüdü.
Şimdi elinde kavanoz vardı ve ata binmesi çok daha zordu. Hayvanın sırtındaki eyerin cebi olduğunu fark edince kavanozu oraya yerleştirdi ve dikkatlice atın sırtına tırmandı. Bindikten sonra gölgedeniz kavanozunu tekrar eline aldı.
Bu çiçek nadir bulunmasına rağmen herhangi bir ilaç yapımında kullanılmıyordu, en azından Letruce ustasından öyle öğrenmişti. Güzel kokusuna bakılırsa belki lezzetli bir bitki çayı olabilirdi ama Letruce böyle güzel ve nadir bir çiçeği bitki çayına harcamak istemiyordu.
‘Belki Lithina'ya hediye ederim,’ diye geçirdi içinden, sonra vazgeçti. ‘Kötü fikir, Lithina çiçeği yer. Sahi, o nerede?’
Beyaz kanatlı kynoaxın saatlerdir yanında olmadığını fark etti. Egonia ile beraberken de görmemişti, kynoaxın en son zehirlenmiş kurt için meşe palamudu getirdiğini hatırladı. Yine küsmüş olmalıydı, Lithina sürekli kendi kendine Letruce'ye küsüyor, sonra yine kendi kendine barışıyordu.
Letruce iç çekti, vadi artık aşağı inmiyor, yukarı çıkıyordu. Bu sevindirici bir haber sayılabilirdi, zaten bunun sonunun ne zaman geleceğini düşünüyordu genç avcı. Hava karardığında hem yolunu hem akıl sağlığını kaybetmemek için dua ederek Aykılıç'ın sırtında yoluna devam etti Letruce.
-
“Beni yıktıkları yerde kuracağım karargahımı.”
-Batı Hamthus, Kara Krallık Sınırında Bir Yazıt