© Vehyor 2026 – Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.
← Tüm Bölümler

Saksı [20. Bölüm]

Vadi yokuşu nihayet bittiğinde Agrum'un doğusunun tanıdık düzlükleriyle karşılaştı Letruce. Güneş kızıl bir gülümsemeyle Yafren’e veda ederken bulutlar da onun rengine bürünmüştü.

Letruce'nin stresi azaldı, sakinliğin bütün bedenine yayılmasına izin verdi ve elindeki çiçeğe bakarak içini huzurla doldurdu.

'Ustam. Kalbimdesin, ışığım.'

Aykılıç emin ve ağır adımlarla yürümeye devam ediyordu. Hayvanın yavaş temposuna rağmen şaşırtıcı derecede hızlı gelmişlerdi. Letruce başını göğe kaldırdı, sonra yeniden toprağa indirdi. Toprağa bakarken Aykılıç’ın tüylerinin daha beyaz ve daha parlak göründüğünü fark etti. Saatler önce gördüğü hayvanla aynı hayvan değildi sanki.

"Aykılıç, sana ne oldu?"

Hayvan yürümeyi bırakıp durdu, birkaç kez şaha kalktıktan sonra ön ayaklarını yere vurdu. Letruce bunu susması için bir uyarı olarak algılayıp tekrar ses çıkarmadı. Ama hava giderek karardıkça Aykılıç'ın da tüyleri ve yelesi beyazladı ve daha fazla parladı.

Letruce sessizce ve hayranlık içinde bu ilginç olayı seyretti. Agrum'un doğusundaki evleri, Yujiti Nehri’ni ve akşamın karanlığını ancak kasabaya iyice yaklaştıklarında başını kaldırıp fark etti. Nöbetçiler onu tanıdıkları halde bazıları önünü kestiler.

"Bu at da ne böyle Letruce?"

Letruce nereden geldiğini sormamalarına şaşırsa da belli etmedi.

"Yeni atım," dedi hiç düşünmeden. "Av ganimetim."

Garnizon askerleri hayranlıkla ata bakmaya devam ederken çocuk daha fazla vakit kaybetmek istemedi.

"Geçebilir miyim?"

"Ha… Tabi tabi, geç."

Aykılıç ağır adımlarla yürümeye devam etti. Letruce atın ününün nöbetçiler tarafından kasabada yayılmasından başta endişe etse de sonradan bunu dert etmekten vazgeçti.

Görüntüsü değişince fikrin de değişti, diye kızdı kendine. Hem hâlâ yavaş ve sinir bozucu.

Letruce evine vardıktan sonra atı serbest bırakmaya karar verdi, hayvan nereye istiyorsa oraya gidebilirdi.

Issız kasaba meydanından geçtiler; oysaki vakit çok geç değildi. Bazen gece geç saatlerde bile kasaba meydanında insanlar olurdu ve yanan lambaların altında sohbet ederlerdi. Lambalar avcıların yapımıydı; yıllar öncesinde Agrum’a yerleşirken hediye edilmişlerdi. Kentleri aydınlatan büyülü lambalar gibi değillerdi. Yine doğal bir kaynaktan güç aldıkları düşünülüyordu ancak kaynağın ne olduğu bilinmiyordu. Hepsi turuncu renkli bir ışık yayıyordu.

Garnizon askerlerine rastlamasa kasabanın terk edilmiş olduğunu düşünürdü Letruce. Gorphanların insan kılığına girebildiğine dair vesveseleri kovdu ve telaşa kapılmamaya çalışarak Aykılıç'ın üzerinde ilerlemeye devam etti.

"Burada durabiliriz.”

Letruce çayın kenarında durmak istedi. Aynı anda hayvanın dizginlerine asılmıştı çünkü Aykılıç'ın onun söylediklerini anlayıp anlamadığına emin değildi. Hayvan söyleneni yaptı ve orada durdu, Letruce aşağı inip onun bembeyaz parlak tüylerine ve çakmak çakmak ışıldayan yeşil gözlerine baktı. Çobanın ona verdiği bu at, yaratık ya da türü her neyse muhteşem bir canlıydı.

Yine de Letruce kararından dönmedi.

"İstediğin yere gidebilirsin Aykılıç. İstersen sahibine dön, beni buraya kadar getirdiğin için teşekkür ederim."

Aykılıç hareket etmeyince Letruce onun arkasına geçip atlara yapılan şekilde hayvana bir kez vurdu.

Aykılıç ne hareket etti ne de herhangi ani bir tepki verdi. Onun yerine yavaşça arkasına dönüp Letruce'ye ayıplayan, hatta suçlayan gözlerle baktı. Sonra otlanarak yavaş yavaş oradan uzaklaştı.

Letruce iç çekerek çaydan atladı ve kulübeye yürüdü. Gölgedeniz çiçeği hâlâ elindeydi. Çiçek karanlıkta çok güzel görünüyor, etrafa mor bir ışıltı yayıyordu. Letruce içerinin aydınlık olduğunu görünce büyük bir dikkatle pencereye yaklaştı. Usemil miydi? İyi ama ona not yazmıştı.

"Şaka herhalde," diyerek söylendi ve pencereden içeri baktı. Usemil de tam o sırada pencerenin önünden geçiyor olmalıydı çünkü Letruce'yi, daha doğrusu pencereye yapışmış belirsiz suratı görünce bir çığlık attı. Letruce benim demek için cama daha çok vurdukça Usemil'in çığlıkları çoğaldı.

Letruce en son öfkeyle söylenerek kapıya yaklaştı ve kapıyı yumrukladı. "Abla benim bennn!"

İçeriden hafif bir tıkırtı sesi geldi, sonra kapı hızlıca açıldı. Usemil'in beti benzi atmıştı ve kaşları çatıktı.

"Ödümü patlattın, manyak!"

Letruce gülmesini tutamadı. "Ben sana not yazdığım halde evimde gecenin bir yarısı ne yapıyorsun?" diye karşılık verdi. "Artık garip yöntemler kullanarak kontrol etmek alışkanlık oldu. Paranoyaklık karakterime işledi, gorphanlar sağ olsun."

Usemil çocuğa kuvvetlice sarılırken Letruce elindeki çiçekli kavanozu düşürmemek için şekilden şekle girdi. Kadın geri çekilince çocuğun elindeki çiçeği ve ondan yayılan ışığı fark etti.

"Aman tanrım bu güzellik de ne böyle?"

"Bu mu?" diye soruya soruyla karşılık verdi Letruce. "Şey, buna gölgedeniz derler." Zekice bir manevranın aklına gelmesiyle gülümsedi. "Senin için getirmiştim. Ama sen zaten buradaymışsın."

Letruce kavanozu Usemil'e uzatınca genç kadın bir süre ağzı hayretle açık bir halde çocuğun yüzüne baktı, sonra neşeyle çocuğa tekrar sarıldı ve yanaklarından öptü.

"Sen gerçek bir centilmensin."

Letruce kavanozu düşürmemek için yine çabalarken Usemil nihayet kavanozu elinden aldı ve çocuğu kolundan içeri çekti.

"İçeri gir artık, üşüyeceksin. Şöminenin başına geç."

Letruce içeri girmesiyle sıcaklığın bütün vücuduna yayıldığını hissetti. O yokken Usemil etrafı toparlamış ve şömineyi yakmıştı. Bir tane yeni masa, sandalyeler ve saksıda çiçekler de gördü Letruce. Çiçekler Badgu amcanın botanik evinden getirilmiş olmalıydı. Ustasının yatağının yeri dahil birçok şeyin yeri değişmişti. Letruce şöminenin başına gitti, yere oturdu ve yan bir şekilde Usemil'e döndü. Kahverengi saçlarını tek bir toka yardımıyla toplamıştı, üzerinde genelde çalışırken giydiği beyaz gömleklerden ve kahverengi bir pantolon vardı. Omuzlarında farklı olarak Letruce'nin daha önce hiç görmediği çok güzel, yeşil ve siyah renklerinde bir pelerin vardı. Letruce dikkatini yeniden eve yöneltti, evin resmen havası değişmişti.

"Teşekkür ederim abla," dedi. "Keşke zahmet etmeseydin. Ben gelince etrafı toparlayacaktım..."

Usemil bir tabağı onun eline tutuşturdu. "Yemeğini ye ve nerelerde olduğunu anlat ufaklık."

Letruce tabağı aldı, biraz kabak ve patates vardı. "Seninki nerede?"

"Ben yedim," dedi Usemil. "Daha sıcakken sen de ye."

"Çok uzağa gitmedim," dedi Letruce sonra. "Halletmem gereken bir iş vardı."

Usemil'in kınayan bakışları üzerindeyken Letruce konuşmaya devam etti.

"Abla Badgu amca seni merak eder. Seni eve kadar bırakayım mı?"

"Yemeğini ye," diye çıkıştı Usemil. "Bugün burada kalacağım. Sen gelmesen de kalacaktım."

"Ama..."

"Beni kovacak mısın?"

Letruce sustu ve Usemil'in ona söylediği gibi yemeğini yemeye başladı. Usemil de çocuğun karşısına oturdu ve çocuk yemeğini yerken gülümseyerek onu izledi.

Letruce yemeğin sonuna gelirken etrafına bakındı, Usemil kulübedeki dağınıklığı nasıl temizlemişti, etrafa saçılan şeyleri nasıl toplamıştı bilmiyordu ama gerçekten iyi bir iş çıkarmıştı.

"Eline sağlık abla, yemek de ev de çok güzel olmuş."

Usemil neşeyle ellerini çırptı. "Beğeneceğini biliyordum."

Letruce kadının bugün onu yalnız bırakmamak ve mutlu etmek için özel bir çaba gösterdiğini o anda fark etti. Yak-Pab kadınlar konusunda haklı mıydı haksız mıydı onu bilmiyordu ama Usemil bambaşka biriydi.

"İyi ki varsın abla," dedi Letruce. "Bugün seni kırdıysam kusura bakma. Ustamı benden aldılar, ne yapacağımı bilmiyorum."

Usemil yerinden kalktı, çocuğun yanına bağdaş kurarak oturdu ve ellerini onun yanaklarına götürdü.

"Biliyorum canım, biliyorum."

Letruce'nin gözlerinden birkaç damla yaş akarken Usemil baş parmaklarıyla onları sildi.

"Unutma. Yalnız değilsin Letruce, ben buradayım."

Bu sefer sarılan Letruce oldu, Usemil omzunu ıslatan gözyaşlarını hissederken elini çocuğun saçlarına götürdü.

"Sen güçlüsün Letruce, ustan seninle gurur duyuyordur. İstediğin kadar ağlayabilirsin, kendini umutsuzluğa bırakma yeter."

Letruce hafifçe geri çekildi. "Gorphanlardan nefret ediyorum, biz onlara ne yaptık?"

"Bilmiyorum tatlım," dedi Usemil. "Bilmiyorum. Ama Gandrodi böyledir, sadece gorphanlar yapmıyor bunu. Gerekçesiz o kadar saldırı var ki anlatmakla bitmez. İnsanlar çok mu masum?"

"Haklısın," dedi Letruce, aklına Egonia'nın gelmesiyle yüzünü ekşitti ve kaşları çatıldı. "Keşke bütün aptallar birbirini yese de bize dokunmasalar."

Usemil çocuğun elini tuttu. "Letruce, şimdi beni dinle," dedi ciddiyetle. "Sözümü kesmeden."

Letruce kadının gözlerine baktı, avcılarla alakalı bir şeyler söyleyecekti ve çocuk bundan adı gibi emindi. Tartışmaktan yorulmuştu Letruce, sürekli talimat ve nutuk işitmekten de usanmıştı.

"Bir süre hiçbir şeyle uğraşma," dedi Usemil. "Bırak başkaları yırtınsın. Sana ne oluyor? Ne kadar zarar gördün, şu yaşında birdenbire ne kadar büyüdün farkında mısın? Sen daha çocuksun ve çocukluğunu yaşaman gerekiyor."

"Gorphanlar kasabayı istila ettiklerinde bir erkek olarak seni korumam gerekiyor," dedi Letruce. "O yüzden bana akıl verme abla."

"Letruce lütfen, dediklerimi yanlış anlama. Daha on beş yaşındasın, tıpkı o avcılar gibi ganimet peşinde koşman çok mu normal? Ulular Dağı'na neden gittin? Gerçekten avcı mı olmak istiyorsun yoksa kabul görmek, takdir edilmek hoşuna gittiği için mi bunları yapıyorsun? Kendine sor Letruce, kim olduğunu sor. Yalvarırım..."

"Yeter!" diye bağırdı Letruce ayağa kalkarak. "Şu acıklı ses tonunu duymaktan nefret ediyorum. Sanki dünyanın en kötü şeyini yapmışım gibi davranıyorsun."

"Mantıksız davranıyorsun Letruce," diyerek diretti Usemil, o da ayağa kalktı. "Gözünü açmaya çalışıyorum, uyanmanı istiyorum. Sen ustanı kaybettin, ama ben seni kaybedemem."

Letruce kadının gözlerinden yaşlar süzüldüğünü görünce daha da öfkelendi.

"Ağlamanı görmek istemiyorum."

Cümlesindeki ağırlığın farkına varsa da bunu fark etmesi onu daha da öfkelendirdi, içinde hakim olamadığı bir duygu büyüyüp onu ele geçirirken Letruce bir şey yapamadı.

"Bilmediğin meselelere karışma."

Usemil'in gözleri önce inanmazlıkla kocaman açıldı, sonra omuzları hayal kırıklığı ile düştü.

"Peki Letruce,” dedi. “Öyle olsun."

Kadın kesik hıçkırıklarını tutarak hızlıca kapıya yöneldi ve gitti.

Letruce otuz saniye içinde yaptığı aptallık sebebiyle dehşete düşüp bin pişman oldu.

'Artık çok geç,' dedi kendi kendine, sonra kendine sinirlendi. 'Kes sesini ahmak, geç falan değil.'

Letruce koşarak kapıyı açtı, ileride kuzeydoğu yönüne doğru koşar adım giden Usemil'i gördü. Onu gidene kadar takip etmeye başladı, en azından evine güvenle gittiğini görmek istiyordu.

Usemil ahşap evlerinin önüne geldi, Letruce ağaçların arasından onu izliyordu. Kadının eve girmesini bekledi ama Usemil içeri girmedi. Evin önündeki tahta sıraya oturdu, başını ellerinin arasına aldı ve sessiz sessiz hıçkırmaya başladı.

Letruce içi parçalanırken ve vicdan azabı onu yakıp kavururken kadının yanına gidip gitmemek arasında kararsız kaldı. En sonunda içinden geleni yapmaya karar verip kadının yanına gitti. Usemil pelerinini çıkarmış, başını ona bastırarak ağlıyordu.

"Abla," dedi Letruce hafifçe onun omzuna dokunarak. "Affet, ahmaklık edip seni üzdüm. Çok özür dilerim."

Usemil kafasını kaldırmadan hıçkırmaya devam etti.

"Abla. Dilim kopsaydı da sana öyle demeseydim, içimdeki öfkeye hakim olamadım. Öfkem sana değildi, lütfen ağlama."

Usemil kafasını kaldırdığı zaman Letruce onun ay ışığında gözyaşı nemiyle parlayan gözlerini gördü ve onların ne kadar güzel olduklarını düşündü, onun yüzünden ağlamışlardı. Letruce çaresizce ona baktı, Usemil'in gözlerinde hayal kırıklığı vardı. Letruce'den bu kadar ağır bir tepkiyi asla beklemediği çok belliydi, şok olmuştu.

"Abla..."

Başka bir şey diyemedi. Usemil ne yapsa, ne dese haklıydı şu an. Letruce ona sarılmak ve her şeyi eskisine çevirmek istiyordu ama yapamazdı.

"Neye dönüştüğünü görüyor musun Letruce?" diye sordu Usemil burnunu çekerek. "Bak, görüyor musun neye dönüştüğünü?"

Letruce hiçbir şey diyemedi, yerin dibine girip yok olmak istiyordu. Kadın ağlamıyor olsa belki bir şeyler söyleyebilir ve olayın aslında öyle olmadığını anlatmaya çalışabilirdi ama konuşamayacaktı.

Usemil gözyaşlarını silip toparlandı. "Seni zorlayamam. Denedim ve ne olduğunu gördüm, merak etme."

Elindeki pelerini Letruce'ye uzattı. "Bunu senin için yapmıştım. Bir ay boyunca uğraştım, seveceğin gibi olması için. Bu gece gelmeseydin sana bir notla birlikte bunu bırakacaktım. Ama geldin.” Usemil acı bir tebessüm etti. “Uyumadan önce ya da sabah kalktığında sana hediye etmek istiyordum. Ama böyle olacakmış."

Kadının elleri belli bir süre havada kaldı, Letruce pelerini gönülsüzce aldı. Gözlerine tekrar yaşlar dolmaya başlamıştı ama ağlamaya hakkı olmadığını düşünüyordu, hemen gözlerini ovuşturdu.

Usemil ayağa kalktı.

"Teşekkür ederim Letruce," dedi buz gibi bir sesle. "Kimseyi o istemediği sürece değiştiremeyeceğimi ve kurtaramayacağımı bana öğrettiğin için…"

Kadının gözleri tekrar yaşlarla dolarken Usemil ellerini yüzüne götürerek arkasına döndü.

"Teşekkür ederim."

Letruce hiçbir şey diyemedi, Usemil eve girdi ve kapıyı ardından çarparak kapattı. Letruce dakikalarca orada bekleyerek boş boş kapıya baktı. Kafası ona bomboş, büyük ve ağır bir saksı gibi geliyordu...

*
Geçip giden günlerin ardında
Yürümek, kendinin peşi sıra
Yersiz yurtsuz bir gezgin gibi
Ah olmak var gecenin bağrında