Letruce koşarak diğerlerine yetişti.
"İstilanın başlangıcı olabilir mi bu?"
"Çok kalabalıklardı," dedi Mafpi. "Ama kasabaya değil bize saldırdılar."
"Ya kasabaya da saldırdılarsa?"
Usemil'in sözleri üzerine grup telaşa kapıldı ve hepsi adımlarını hızlandırdı.
"Öyle bir şey olsa yaşlı büyücünün haberi olurdu bence," dedi sonra Pifar. "Çok güçlü birine benziyordu."
Letruce'nin aklına yine ilk defa gördüğü kül olmuş gorphan cesedi geldi. Gorphanın dikkat dağıtmasını yaşlı büyücü engellemişti ama Faenar teyzenin ölümüne ve garnizon askerlerinin atlarının dağılmasına engel olamamıştı. Garip bir durumdu.
"Yine de dikkatli olalım," dedi Letruce düşüncelerinden sıyrılıp. "Mafpi, istersen sen Avcılar Birliğine haber ver. Ben de garnizona gideyim."
"Biz de babana haber verelim ve kasabalıları uyaralım Pifar," dedi Usemil. "En zor iş bizde."
Kasaba meydanına girerlerken hepsi ayrı yönlere doğru dağıldı. Meydana göre garnizon kuzeydeydi, Avcılar Birliği ise doğudaydı.
Letruce iki nöbetçinin bakışları üzerinde garnizon alanına girdi. Ellerinde kılıçlarla tembel tembel talim yapan on kadar asker vardı. Bunlar garnizona yeni katılan ve Letruce'den birkaç yaş daha büyük kasaba delikanlıları olmalıydı. Aralarından bazılarının yüzleri tanıdık bile geliyordu. Letruce'ye nazaran hepsi de iri yarıydı.
"Kovulmuş avcı, asker olmaya mı geldin?"
"Komutan Milanor burada mı?" diye sordu Letruce. "Ona haber vermeye geldim."
Askerler yaklaşarak etrafını sardılar. "Ne haberiymiş bu koçum? Bize söyleyebilirsin."
"Gorphanlar döndüler," dedi Letruce. "Batı'da, Yujiti kıyısında en az otuz tane gördük."
Garnizon askerlerinin yüzleri şekilden şekle girerken Letruce onların korkularını gözlerinden anladı. İki senedir gorphanlar piyasada olmadığı için rahatlamışlardı, olası bir gorphan tehdidine karşı acilen silah altına alınmalarına rağmen gevşeklik gösteriyorlardı. Durum buyken bir de Letruce'nin birlikten atılmasıyla dalga geçiyorlardı.
"Noldu betiniz benziniz attı? Korkuyor musunuz yoksa? Bu kadar ödlek olduğunuzu bilmiyordum..."
"Sen ne sanıyorsun lan kendini?" Askerlerden biri Letruce'nin yakasından tutup ittirince çocuk sendeleyerek geriledi.
O sırada garnizon komutanı Milanor kışladan henüz çıkmıştı ve olayı görmüştü.
"Enair!" diye kükredi. "Gel lan buraya! Hepiniz gelin!"
Milanor geçen iki sene içinde çok daha olgunlaşmasına rağmen kasabanın genç kuşağı içinde her zaman en cesuru ve en delisi olagelmişti. Akranlarının hepsi ondan çekinir ve dost olmaya çalışırlardı. Yıllar evvel belediye meclisi onu bu yüzden garnizon komutanı seçmişti.
Askerler ve Letruce Milanor'un yanına gittiler.
"Neler oluyor burada?"
"Adam bize hakaret etti komutanım," dedi Letruce'yi itekleyen asker.
Milanor Letruce'ye döndü, kaşları çatıktı ama garnizon komutanı Letruce'yi iyi tanır ve çocuğu severdi.
"Doğru mu bu Letruce?"
"Doğru," dedi Letruce. "Korkak olduklarını söyledim ama az söylemişim, yüzsüz olduklarını da eklemeliydim."
Milanor'un kaşları daha da çatılırken gözlerinde hafif bir merak ifadesi belirdi ve gür kaşları hafifçe yukarıya doğru kalktı.
"Nedir seni bu kadar sinirlendiren? Ne oldu?"
"Gorphanlar döndü," dedi Letruce. "Nehrin kenarında, batıda balık tutarken onlara rastladık, en az otuz tanelerdi. Ben bunu size bildirmek için geldim ama izin vermediler. Onun yerine benim Avcılar Birliğinden atılmamla dalga geçmeyi tercih ettiler."
"Çünkü küstahlık yaparak..." Letruce'yi itekleyen asker tekrar konuşurken Milanor genç adamın yüzüne okkalı bir tokat patlattı.
"Aptal!" dedi garnizon komutanı. "Seni buradan sürerim. Hem bir boka yaramayıp hem de işlere engel olacaksınız öyle mi?"
Dönüp diğerlerinin yüzüne baktı. "Hepinizi atarım, adam gibi işinizi yapın ya da terk edin garnizonu. Yıkılın şimdi karşımdan, ahır uşakları!"
Genç askerler ses çıkarmadan Milanor'dan mümkün olduğu kadar uzağa giderlerken Milanor söylenerek onları izledi, sonra Letruce'ye döndü.
"Siz kaç kişiydiniz ve yanında kim vardı?"
"Belediye başkanının çocukları, eski komutanın torunu Usemil ve ben vardık, dört kişi."
"Ve bu ekiple otuz gorphanı hakladınız öyle mi?"
Letruce omuz silkti. "Şansımız yaver gitti ve Mafpi akıllıca bir hamle yaparak etrafımızı koruma altına aldı."
Milanor'un şüphesi yok olmasa da başını salladı.
"Peki Letruce," dedi. "Gereken tedbirleri alacağım. Belediye başkanının oğlu da avcılara haber verseydi, ben Yak-Pab denen hıyarla çok fazla muhatap olmak istemiyorum. Ustanın cenazesinde bir şeylerin değiştiğini düşünmüştüm ama yanılmışım."
Letruce avcıların liderinin bu hakareti duysa ne yapacağını kısa bir süreliğine aklından geçirdi. Olası bir Milanor Yak-Pab kavgasında kimin kazanacağını tahmin etmek güçtü, Letruce'nin gözleri Milanor'un kuvvetli kaslarına ve iri omuzlarına takıldı. Yakın dövüşte muhtemelen Milanor kazanırdı ama mesele öldürmekse Yak-Pab Milanor'u akla hayale gelmeyen binbir farklı şekilde öldürebilirdi.
"Avcılara haber verdiniz mi?" diye sordu o sırada Milanor.
Letruce başını salladı. "Evet, söylediğiniz gibi Mafpi onlara haber vermeye gitti Komutan Milanor. Diğerleri ise belediye başkanını ve kasabalıları uyaracaklar."
"Bu meseleyi birleşme konseyinde de tartışmalıyız," diye sesli düşündü Milanor, Letruce'nin anlamazlıkla ona baktığını fark etti. "Agrum ve Akmar birleşecek Letruce. Nasıl olacağını ben bilmiyorum ama daha fazla asker, daha fazla insan demek bu. Güçlerimizi ve kaynaklarımızı birleştireceğiz. Akmar gibi büyük bir kasaba bile istilaya tek başına karşı koyamaz. Agrum ise savrulur gider."
Letruce başını salladı. "Galiba daha fazla silah yapmamız gerekecek."
"Akmar'da da demirciler vardır," dedi Milanor. "Ama fazla silah zarar getirmez, gerekirse diğer köylere kasabalara dağıtırız."
"Evet, Rantem Usta'ya da haber vereyim," dedi Letruce sıvışmak için. "Görüşürüz Komutan Milanor."
"Görüşürüz Letruce."
Letruce garnizondan çıkarken Milanor'un azarladığı askerler dik dik ona bakıyordu.
'Yeni düşmanlar, harika,' diye düşündü Letruce. 'Sanki gorphanlar yetmiyormuş gibi.'
Kasaba meydanına indiğinde insanlar telaş içindeydi ve hepsi doğuya, avcılar kampı ve Rantem Usta'nın dükkanına doğru yürüyordu. Silah ustasından yine kılıç isteyeceklerdi anlaşılan.
Letruce de o tarafa doğru yönelmişti ki tanıdık bir el onu kolundan tutup çekti.
"Gel buraya," dedi Usemil ve çocuğu batıya, kendi kulübesine doğru sürükledi.
"Nereye gidiyoruz abla?" diye sordu Letruce. "Mafpi ve Pifar nerede?"
"Evindeler."
Usemil çocuğun elinden çekiştirerek hızlı hızlı yürümeye devam ederken Letruce elini kurtardı ve kadını kolundan tutup durdurdu.
"Abla tamam geliyoruz işte, bir yere kaçtığım yok."
"Sus bakayım."
Letruce, Usemil'in kendine özgü stres belirtileri gösterdiğini fark etti. Yine ne olmuş olabileceğini düşünürken Usemil'in yanaklarının kızardığını ve terlediğini fark etti.
"Sana ne oldu?" diye sordu genç kadına. "Ne buldunuz veya ne gördünüz?"
"Bir şey görmedik," diye çıkıştı Usemil. "Toplantı yapacağız. Mafpi çabuk olmanı istedi çünkü birleşme konseyine gidecek."
“Akmar’la birleşiyormuşuz, onun için mi?”
“Evet.”
Çaydan atladılar ve kulübeye doğru neredeyse koşarak gittiler. Taş kulübenin açık kapısından içeri daldıklarında Mafpi ve Pifar'ı sandalyelerde otururken gördü Letruce ama yanlarında biri daha vardı. Letruce onu görür görmez tanıdı.
"Bunun ne işi var burada?"
Letruce sırıtarak ona bakan kızı boğazlamamak için kendine zorlukla engel oldu. Bu Zidsa'ydı, geçmişte ona en çok zulmedenlerden birisiydi. Letruce onu yıllardır görmese de nefreti tazeydi, Zidsa'ların büyük bir çiftlikleri vardı ve kız büyüdükçe çiftlikten hiç çıkmaz olmuştu. Babası Thitos Onalmivo kasabanın en zengin adamıydı, Zidsa adamın tek çocuğuydu ve Thitos Zidsa'nın matematik, coğrafya, tarih ve felsefe alanlarında eğitim alması için ta Utagre'den hatta Belcas Krallığından özel öğretmenler getirtirdi.
"Letruce kavga etmeye zaman yok," dedi Mafpi. "Zidsa sorun çıkarmayacak, sadece toplantıya katılıp fikirlerimizi geliştirmemize yardım etmek istedi. O bir marangoz ve mühendis, yardımına ihtiyacımız olabilir."
Letruce içindeki kini gözlerine yansıtarak kıza baktı. Zidsa sıradan zorbalardan değildi: Kız güzel, ukala ve sivri dilliydi. Üstelik güzel olduğunun farkındaydı ve bunu bir silah olarak kullanıyordu. Bütün bunlar onu daha da tehlikeli ve çekilmez yapıyordu. Şimdiyse buraya neredeyse çırılçıplak gelmişti. Üzerinde kısacık bir etek ve kıyafet demeye bin şahit isteyecek bir kumaş parçası vardı.
"İstemiyorsan gideyim," dedi Zidsa sırıtarak. "Sana çok meraklı değilim, budala. Ben buraya Mafpi rica ettiği için geldim." Kız dudaklarını ısırarak Mafpi'ye bakarken Mafpi gülümseyince Letruce olayı anladı, Mafpi bu kıza vurgundu ve kız da bunu biliyordu.
"Bu gorphan kılıklının bize bir faydası dokunacağını zannetmiyorum," dedi Letruce. "Gerçi gorphanlar bile en azından arada çizme, pelerin, pantalon falan giyiyorlar. Giydiği kıyafetlerin boyundan da kısa aklı var bu kızın..."
Letruce yılların acısını tek celsede kızın yüzüne kusarken Usemil ve Pifar'ın yüzleri şekilden şekle girdi, öyle ki Pifar bir ara şaşkınlıktan ellerini ağzına götürdü.
"Yeter!" diye bağırdı Mafpi, sonra bağırdığı için pişman oldu ve Letruce'nin yanına gidip koluna girdi. "Letruce lütfen, yarım saate konsey var. Senin de katılman için babama çok ısrar ettim ama babam konseyin katılımcılarının ona bağlı olmadığını ve bir şey yapamayacağını söyledi. O yüzden burada konuşalım istedim ki ortak bir fikre varalım ve bu fikri konseyde dile getireyim."
Letruce çocuğun yalvaran gözlerine baktı, başlayacak konseyin stresi üzerine Zidsa ile onun arasında kalmanın stresi eklenmişti. Mafpi için kıza tahammül etmeye karar verdi Letruce, sakince boştaki sandalyelerden birine oturdu.
Kızın burada olmasından Pifar ve Usemil de hiç memnun değildi, hatta sanki onu kıskanıyor gibilerdi ve belli etmemek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Ama bu çabaları daha da komik görünüyordu; kız adeta odadaki herkese, Letruce de dahil hükmediyor gibiydi.
"Ben şöyle düşündüm ki," diyerek söze girdi Mafpi. "Akmar büyük ve zengin bir kasaba, Agrum ise her işinde düzenli, hiçbir sıkıntısı olmayan ve işleri gayet tıkırında bir kasaba."
Diğerleri başlarıyla onaylarken belediye başkanının oğlu konuşmaya devam etti.
"Akmar ve Agrum birleşecek,” diye söze girdi. “Bu olaydan bugüne kadar size hiç bahsetmedim çünkü babam son ana kadar bunu kimseye söylemememi tembihlemişti.”
Açıklamasını yaparken biraz mahcup olmuş gibiydi. Derin bir iç çekti ve konuşmaya devam etti.
“Bu yüzden iki kasaba arasında bir bölgede maksimum savunma verimi almak için yeni binalar, yeni savunma hatları, kuleler ve toplanma alanları inşa edilecek. Bu, zor bir süreç, insanlar evlerini ve arazilerini terk etmek istemiyorlar ancak buna mecbur kalabiliriz. Buraya ya temelli taşınacağız ya da en azından gorphan istilası durumunda kullanacağız, eğer kasabalarımızın eski yerleri ve binalarımız gorphanlar tarafından harap edilmezse istersek ileride evlerimize geri dönebiliriz."
"Veya kasabaların büyümesi bu doğrultuda olur," dedi Letruce. "Güzel plan."
"Saçma," dedi Zidsa dudaklarını büzerek. "İki kasabanın tam ortalarında bir yere kurulacağız. İleride senin dediğin gibi uzak yerlere büyümek yerine birbirlerine daha yakın olmayı tercih edecektir insanlar."
"Sen öyle yaparsın," dedi Letruce. "Ben istila bitince buraya döneceğim, senin fikrin beni bağlamıyor."
"İleride ne olacağının bir önemi yok," diyerek tartışmayı başlamadan bitirdi Usemil. "İstila bittikten sonra isteyen istediğini yapsın."
"Letruce'nin dediği mantıklı," dedi Mafpi. "Eğer yapılarımız gorphanlar tarafından yıkılmazsa aynı zamanda ileriye yönelik güzel bir hamle yapmış olacağız. Yeni kaynaklar harcamamıza gerek kalmayacak."
Zidsa'nın yüzü dakikalardır ilk defa asılırken Pifar çaktırmadan Letruce'ye sırıttı.
"Bence diğer köy ve kasabalara da bunu teklif etmeliyiz," dedi belediye başkanının kızı. "Büyük bir kasaba inşa edersek daha fazla insan ve daha fazla asker barındırabiliriz."
"Diğer köyler biraz uzak kalıyor," dedi Usemil. "Erzak temininde zorlanabiliriz ama onlardan da birbirlerine yakın olanları birleşmeleri konusunda teşvik edip destekleyebiliriz. Ve tehlike göründüğünde haber almak ve vermek için sözleşebiliriz.”
"Bravo!" dedi Mafpi gülümseyerek. "Sizinle konuşmam gerektiğini biliyordum. Konseyde bütün bunları söyleyeceğim."
"Ben de babamı at ve öküzlerimizin en sağlam olanlarının taşınmada kullanılması için ikna edeyim." Zidsa gülümseyerek Mafpi'ye baktı, Mafpi de ona aynı şekilde karşılık verdi.
"Aynı zamanda yeni binaların ve alanların yapımında görev almak istediğimi konseye bildirirsen sevinirim,” diye ekledi kız. “Çiftliğimiz Akmar'a oldukça yakın ve oraları avcumun içi gibi bilirim."
Mafpi kıza hayranlıkla bakarken Letruce bir an kusacak gibi oldu.
"Çok iyi olur Zidsa," dedi Usemil ondan beklenmeyecek şekilde. "Kasabaya çok büyük bir iyilik yapmış olursun canım."
Zidsa da onun gülümsemesine karşılık verdi. "Ne demek Usemil'ciğim."
Usemil'in içten gülümsemesi şeytani bir hal alırken Pifar kendini tutamayıp kıkırdadı. Ortamın tekrar alevleneceğini hisseden Mafpi ayağa kalktı.
"Ben gideyim, hepinize değerli fikirleriniz için çok teşekkür ederim."
-
“Gandrodi’de bazıları av olmak için vardır, bazıları ise onları avlamak için. Ben gorphanları avlamak için varım.”
-Egonia