© Vehyor 2026 – Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.
← Tüm Bölümler

İnsan Aklı [28. Bölüm]

Mafpi kulübeden çıktığında Zidsa da diğerlerine hiçbir şey demeden kulübeden çıktı. Pifar, Usemil ve Letruce kulübede kaldılar.

"Mafpi bu kızı mı seviyor şimdi?" diyerek sessizliği bozdu Usemil. "Ben de Mafpi'yi akıllı sanardım."

"Abim gördüğü her güzel kızı sever," dedi Pifar kıkırdayarak. "Belki bir yerlerde senin için yazılmış bir şiiri bile vardır."

"Hıı," dedi Usemil alayla. "Kafasına kılıcın kaba yerini geçirdiğim zaman daha güzellerini yazabilir."

"Abla pohpohlanman bittiyse..." diye gülerek söze girmeye çalıştı Letruce ama Usemil yerinden hemen kalkıp onu çimdiklemeye başlayınca devam edemedi.

Pifar da ayağa kalkıp etrafına bakındı. "Burası çok şirin bir evmiş, böyle bir yerde yaşamak isterdim."

Usemil rüzgârın ondan tarafa dönmesiyle sırıtırken Letruce de ayağa kalktı.

"Ben Rantem Usta'nın yanına gidiyorum. Siz ne yapacaksınız?"

"Benim işim yok," dedi Usemil. "Eve giderim herhalde.”

"Ben de eve giderim ama kimse yok," dedi Pifar. "Abim de babam da konseye gitti."

"O zaman Usemil ablamla takılın," diyerek olayı hemen çözdü Letruce ve koşarcasına evden çıktı. Kasaba meydanına doğru ilerlerken ise gerçekten koşuyordu.

Rantem Usta'nın dükkanına daldığında içeride hâlâ silah ustasından kılıç isteyen, sanki kıdemli savaşçılarmış gibi silahları teker teker inceleyen tipler vardı. Rantem Usta oldukça öfkeli görünüyordu ve müşterileriyle bağırarak konuşuyordu.

Letruce bir boşluk sırasında onun yanına sokuldu.

"Usta, yorulduysan ben ilgileneyim."

"Yok," dedi Rantem. "Arka salonda iş var, oranın bozuk kilidini senin için yeni değiştirdim. Oraya git, özel bir sipariş geldi."

"Ne siparişi usta?" dedi Letruce tedirginlikle. "Burayla ben ilgileneyim, daha o kadar usta değilim. Sen gidip hallet siparişi."

"Letruce," dedi Rantem Usta öfkeyle. "Bari sen delirtme beni. Arka salona git ve kapıyı kilitle, görünce anlayacaksın zaten."

Letruce başını salladı ve merak içinde arka salona ilerledi. Bir önlük ve çekiç kapıp içeri girdi ve kapıyı kapatıp kilitledi. Örsün üzerinde uzun bir tahta parçası vardı.

Letruce örse yaklaştığında değneği tanıdı. 'Agrum Büyücüsü.'

'İyi de asasının efsuna neden ihtiyacı olsun?' diye düşünürken kendi kendini cevapladı. 'Neden olmasın ki?'

Yaşlı büyücünün de onun bir efsun demircisi olduğunu bilmesinden dolayı biraz gerilse de adamın ketumluğunu, insanlardan uzak yaşamasını ve onların hayatını kurtarmasını aklına getirerek kendini rahatlattı. Peki Rantem Usta ile tanışıyorlar mıydı?

Örsün başına geçip etrafına bakınmasıyla şaşırdı. Neredeyse bütün madenler parlıyordu.

'İyi de hangisi?'

Letruce tedirginlik içinde salonda dolaşırken bir ses duydu.

"Avcı demirci."

"Efendim," dedi Letruce. "Neredesin?"

Bu yayını efsunlaması için onu teşvik eden yeşil ışık huzmesi olmalıydı. Letruce onun ne tür bir varlık olduğunu bile bilmiyordu, sanki yalnızca ışıktan ibaretti.

"Nerede olduğumun bir önemi yok."

Parlayan madenlerin arasında onu bulması imkansızdı zaten.

"Neden bütün madenler parlıyor?"

"Sihirbaz asaları böyledir, kullanmak istediğini sen seçersin."

Letruce etrafına bakındı, iyi de neye göre seçecekti ki?

"Bu madenlerin hiçbirini tanımıyorum," dedi Letruce. "Nasıl seçeceğim?"

"Ama hepsi parlıyor," dedi gizemli varlık dalga geçer gibi. "İstediğini seçebilirsin ama seçtiğine bir isim ver, avcı demirci."

Letruce kırmızı bir madene doğru ilerledi. Eline alıp biraz inceledi, bunu beğenmişti.

"Bunu kullanacağım," dedi Letruce onay bekleyerek ancak yanıt alamadı. "Burada mısın?"

Yanıt veren kimse olmayınca Letruce madeni alıp örsün üzerine koydu.

"Yukinevo," dedi kırmızı madene bakarak, sonra parmaklarını uzatarak ona dokundu ve yukinevo adını verdiği maden gözleri kör edecek bir ışıkla parladı.

Letruce çekicini kaldırdı, tek bir darbe indirmesiyle yukinevo çınlayarak parçalandı. Ardından ışıklar çekice doluştu, Letruce çekici vuracaktı ki kendini durdurdu. Örsün üzerindeki demir veya herhangi bir metal değildi, odundu bu. Letruce çekici tedirginlik içinde yavaşça asaya vurdu. Bir şey olmadığını görünce darbelerin şiddetini yavaş yavaş artırdı ve bir saat boyunca ışık çakmaları eşliğinde asayı efsunladı.

İşi bittiğinde bu sefer masanın üzerinde taş yoktu, Rantem Usta'nın kılıcını yaparken de son aşamadan sonra masanın üzerinde herhangi başka bir maden belirmemişti. Demek ki işin sonunda her zaman bir yan ürün ortaya çıkmıyordu.

"Kimi öldürmemi istersin?"

Letruce masanın üzerindeki küçük böceği fark ettiğinde gözlerine inanamadı.

"Sen de nereden çıktın?"

"Efsun demirciliği ürünüyüm," dedi böcek. "Kimi öldürmemi istersin?"

"Şaka mı?" diye sordu Letruce böceği daha net görmek için eğilerek. Kırmızı bacakları olan yeşil başlı minik bir örümcekti bu. "Sen mi öldüreceksin?"

"Evet," dedi örümcek. "İsmini söylediğin herkesi öldürebilirim, onbeşlerden birini bile. Bir seçim hakkın var, şimdi söyle bana, kimi öldürmemi istersin?"

Letruce düşündü, aklına gelen ilk isim Rothamin'di. Başka da ölmesi gereken kimse yok gibiydi ama şu kadarcık böceğin birini öldürebileceğini zannetmiyordu.

"Kendini öldürmeni istesem?" diye sordu sonra şakasına. Letruce güldü ama böcek gülmüyordu, işin tuhaf yanı artık hareket de etmiyordu.

Ölü böcek ışıltıyla parlayıp ışıktan toz zerrelerine dönüşürken Letruce eliyle alnına vurdu.

"İyi de sadece sormuştum, hem adını bile söylemedim ki."

Böcek yok olduktan sonra Letruce'nin morali bozuldu. Kendine kızarak çekici bir yere önlüğünü başka yere fırlattı.

'Şaka herhalde,' dedi içinden. 'Şunu bile Rothamin yapmış olabilir.'

Rothamin'i öldürtebilirdi, böceğe hakkını daha sonra kullanıp kullanamayacağını sorarak gorphanların en tepesindeki liderlerini öldürtebilirdi. Ama o, şaka yapmak uğruna elindeki fırsatı kaybetmeyi tercih etmişti.

'Çok komik şakaydı, aferin aptal.'

Letruce kilidi açtı ve ön salona geçti. Dükkanda sadece bir müşteri kalmıştı. Rantem Usta onun eline bir kılıç tutuşturdu ve para bile istemeden kışkışladı. Silah ustası kapıyı kapatıp sürgüledi, sonra kan ter içinde kapının dibindeki sandalyelerden birine oturdu.

"Evlat bana bi' su getiriver."

Letruce elinde bardak ve sürahiyle geldi. Silah ustasına su doldururken hâlâ kendine sinirliydi.

"Yoksa büyücünün bastonunu mu kırdın?" dedi Rantem suyu içerken. "Gözlerinden kıvılcımlar çıkıyor resmen."

"Yok," dedi Letruce. "Onun asasını hallettim, örsün üzerinde."

Silah ustası bardağındaki suyu bitirdikten sonra derin bir oh çekti.

"Ya ne o zaman?"

"Boşver usta," dedi Letruce, aptallığına şahit bulmayı istemiyordu. "Ben eve gidiyorum."

"Tamam," dedi Rantem Usta. "Para durumun nedir?"

"Param var usta sağ ol," dedi Letruce kapıdan çıkarken, başını tekrar eşikten uzattı. "Bana akıl lazım usta, akıl. Ve bolca sabır."

Letruce dükkandan çıktı ve kasaba meydanına doğru yürüdü. Yolun sağ tarafında kalan çeşmenin orada Zidsa'nın çimenlere oturmuş halde yolu izlediğini gördü. Hızlı adımlarla oradan geçmek istemesine rağmen Zidsa onu fark edince oturduğu yerden kalktı ve ona doğru yürümeye başladı.

"Letruce!"

Letruce durup bekledi, kız yanına geldi. Yüzü ciddiydi.

"Aramızdaki husumetin geçmişe dayandığını biliyorum," dedi kız. “Bana kızgın olduğunu da.”

"Aferin.”

Letruce kızın konuşmasına fırsat vermeden yürümeye devam edecekti ki az önceki aptallığı aklına geldi.

'Fevri davranmak yok,' dedi içinden. ‘Sakin ol.’

Kız da onun sözü üzerine devam edip etmemek konusunda kararsız kalmıştı.

"Hatalı olduğumun farkındayım," diye devam etti sonra. "Yani sana karşı davranışlarım konusunda. Bu yüzden senden özür dilemek istiyorum. Çok önceden dilemem gereken bir özürdü, biliyorum ama umarım kabul edersin."

Letruce kızın yüzüne baktı, hatırladığı kadarıyla Zidsa ve samimi bir özür arasında hiçbir bağlantı kuramıyordu, şimdi bunu kabul ettiğini söylese "şaka yaptım budala," gibi bir cevap alma ihtimali çok yüksekti.

"Eğer alay ediyorsan..." dedi Letruce ama Zidsa başını salladı.

"Alay etmiyorum Letruce," dedi. "Belki sen ve ben, ikimiz çok farklıyız ama senin kötü biri olmadığını biliyorum. Ortada da gorphanlar gibi ciddi bir mesele varken aramızdaki bu saçma düşmanlığı gidermek istedim."

"Tamam," dedi Letruce. "Özrünü kabul ediyorum."

Zidsa ilk defa, Letruce'nin tabiriyle insan gibi gülümsedi. Letruce'nin hatırladığı şeytani sırıtmadan çok uzak olsa da ve samimi görünse de Letruce onun gülümsemesine karşılık vermedi.

"Ben eve gidiyorum. Sana iyi akşamlar."

"İyi akşamlar," dedi kız. "Sonra görüşürüz."

Letruce taş kulübeye doğru ilerledi, çayı atlayarak geçerken ona doğru gelen Lithina'yı gördü. Kynoax omzuna kondu ve ilk defa sessiz kalarak onunla kulübeye kadar gitti.

Letruce içeri girdiğinde Lithina omzunda yoktu, çocuk Pifar ve Usemil'i görünce afalladı.

"Siz ciddi misiniz?" diye sordu.

İki kız da ona şaşkınlıkla, biraz da suçüstü yakalanmış gibi bakarken Letruce onların tiplerine güldü. İkisi de önlük giymişti ve bir şeyler pişiriyorlardı.

"Neye şaşırdın?" dedi Usemil toparlanarak. "Sana kurabiye yapıyoruz işte, iyilik de yaramıyor."

"Evde sadece bir tane önlük vardı," dedi Letruce. "Önlük almaya evlerinize gidip sonra benim evime geri mi geldiniz?"

"Aynen öyle," dedi Usemil kaşlarını çatarak. "İtirazın mı var?"

Pifar ise hiç ses çıkarmadan, yanakları utandığı için pembeleşmiş bir haldeyken kurabiyelerle ilgileniyordu.

Letruce kapıyı kapattı ve onlara doğru bir adım attı.

"Kirayı ne zaman ödeyeceksiniz?"

Usemil pişmiş kurabiyelerden birini alıp Letruce'nin ağzına tıkıştırdı.

"Al sana kira."

"Enfes olmuş," dedi Letruce. "Yıllık ödeme şeklinde alabilir miyim?"

Letruce kendine itiraf edemese de iki kadının varlığı silah ustasının dükkanında olanların gerginliğini hafifletmişti.

"Olmaz," dedi Usemil. "Mafpi ve Zidsa da gelecek."

"Bu ev iki kişilik," dedi Letruce. "Akşama kadar kızlarla düşüp kalktığımın duyulması kasabada hakkımda hoş olmayan dedikodular yayılmasına neden olur."

Pifar kurabiyeleri büyük bir tabağa doldurdu ve sonra biraz soluklanmak için sandalyelerden birine oturdu. Usemil ve Letruce de oturdular.

"Alışsan iyi edersin," dedi Usemil. "Yeni kurulacak kasabada kendine ait bir evin olmayabilir de."

"Nasıl yani?" diye sordu Letruce. "Bu da ne demek?"

"Normalde Agrum için kaç ev varsa o kadar ev yapılması gerekir," dedi Pifar. "Ama burayı evden sayarlar mı, işte ondan emin olmak zor."

"Rantem Usta ile kaldığın ve onun çırağı olduğun için bu kulübe yerine bir ev yapmak istemeyebilirler." Usemil, Pifar'ın yarım bıraktığını açıkladı. "Ama burayı toplanma alanımız olarak kullanmaya başlarsak Bael'i bir şekilde ikna edebiliriz diye düşünüyorum."

"Planlar çoktan yapılmış yine," dedi Letruce. "Bana soran yok zaten. Burası neden evden sayılmayacakmış? Ustam bu kasabanın şifacısı değil miydi?"

"Budalalık yapma," dedi Usemil. "Aç değilsin açıkta değilsin. Sana haksızlık edilmesine izin verir miyim sence?"

Letruce'nin gözleri kurabiyelere takılırken Zidsa'nın özrü aklına geldi.

"Demek bu yüzden özür diledi," diye sesli düşündü Letruce, Usemil'e döndü. "Zidsa, benden özür diledi."

"Kızın babasının çiftliği var Letruce," dedi. "İstese Mafpi ile orada da buluşabilir. Umarım özrünü kabul etmişsindir."

"Ettim," dedi Letruce. "Her neyse. Bu yeni kasaba meselesi canımı çok sıktı, belki ben gelmeyip burada kalırım."

"Oldu," dedi Usemil kızarak. "Ne yapacaksın bir başına?"

"Bilmiyorum," dedi Letruce. "Kafam yine çok karışık."

"Kendini rahat bırak," dedi Pifar çekingen tavrını üzerinden atarak, kız genelde konuşmadan Letruce ve Usemil'in konuşmasını dinliyordu. "İnsan aklı garip bir şey, sürekli düşünüyor ve mutsuz oluyor. Ben bunu yapmaya devam etseydim annemin ölümünden sonra kendimi öldürecektim."

Usemil başıyla onaylarken Letruce kızın gözlerine baktı ama cevap vermedi. Pifar'ın da annesi ölmüştü, evet ama ustasının Letruce için ne kadar değerli olduğunu anlayabilir miydi? Veya Letruce, kızın annesinin Pifar için ne kadar değerli olduğunu anlayabilir miydi?

"O yüzden bazen düşünmek değil yaşamak gerekiyor," diye devam etti Pifar. "Bir kere düşünmek ve harekete geçmek gerekiyor. Ben de öyle yapacağım."

*
Düşüyorken hep, sürekli aşağı
Anlamamıştım tek başınalığı
Durdum sonra, işte o anda
Tattım o kutlu farkındalığı