Birleşme konseyinin üzerinden iki gün geçmişti. Letruce'nin taş kulübesi yeni kasaba planına eklenmediğinden Mafpi ve Pifar babaları olan belediye başkanına baskı yapmış, taş kulübenin de plana eklenmesi ve daha büyük bir şekilde inşa edilmesi için onu inisiyatif almaya zorlamışlardı.
Belediye başkanı kalınacak bir yer olarak değil de tek göz bir toplantı salonu gibi yeni bir bina inşasını kabul etmiş ve halledeceğini söylemişti.
Letruce konseyden sonraki iki günü demir döverek geçirmişti. Hayatından çok bunaldığı bir zamandı, kendini bir tek efsun demirciliği yaparken iyi hissediyordu ama sahibi olmayan eşyaları efsunlamaya kalkması anlamsız ve tehlikeliydi. On yedi yaşına gelmişti ve iki sene önce kendini hayal ettiği yer şu ankinden çok daha farklıydı.
"Kimim ben?"
Letruce gecenin ortasında kendine bu soruyu sordu. Mafpi kulübeden ayrılalı bir saat olmuştu ve Letruce bir kandilin cılız ışığında, yerde bağdaş kurmuş bir halde oturuyordu. Bütün soruların en sonu her seferinde buna bağlanıyordu.
“Kimim ben ve burada ne yapıyorum?”
Gorphanların dönüşü ustasına olan özlemini ve içindeki karanlık düşünceleri harlamıştı. Çocuğun kara gözlerinde karanlığın başka bir tonu vardı şimdi.
Lithina süzülerek pencereden içeri girdiğinde gözlerini kapatmış ve nefesine odaklanmış bir haldeydi Letruce.
"Galiba yeni bir misafirin var tatlı bal," dedi kynoax. "Kapının önünde bekliyor, onunla konuşmaya çalıştım ama bana cevap vermedi."
Letruce merak içinde ayağa kalktı, Lithina insanlarla konuşmayacağından dolayı aklına gelen ilk isim Egonia oldu. Ama kapıyı açtığında bambaşka birini gördü Letruce. Aykılıç göz alıcı beyaz bir ışıkla parlıyor, bütün heybeti ve ihtişamıyla tam karşısında duruyordu.
"Merhaba Letruce."
Letruce tereddüt etti. Aradan geçen iki yılda Aykılıç'ı hiç görmemişti. Şimdi at geri gelmişti ve üstelik onunla konuşuyordu.
"Senin konuşabildiğini bilmiyordum," dedi Letruce. "Neden geldin Aykılıç?"
"Gorphanlar geldiği için." Aykılıç'ın üzerinde gümüşi bir eyer takımı vardı. "Seninle karşılaştığımız ilk gün Çoban seninle hiç konuşmamam için bir söz almıştı benden. Sözümü tutmak zorundaydım."
Letruce ona Aykılıç'ı veren çobanı hatırladı, Egonia'dan ayrıldığı gündü.
"Seni yine çoban mı gönderdi?" diye sordu Letruce. "Şu çoban garip adamdı, onun hakkında ne biliyorsun?"
"Çoban beni iki sene evvel serbest bıraktı Letruce. O günden beri seçimlerimi yapmakta özgürüm."
Aykılıç gözlerini Letruce'ninkilere dikti. Atın yeşil gözlerinin derinliğine bakmak Yafren ormanlarında kaybolmak gibiydi.
"Çobanın kim olduğunu zamanı gelince sana okyanus ışığı kurdu açıklayacak."
At konuştuktan sonra Letruce başını salladı: Yafren'de yaşayan hiçbir varlığı hiçbir konuda ikna edemeyeceğini kabullenmeye başlamıştı artık, herkes keçi gibi inatçıydı.
"Gorphanlar geldi," dedi Letruce. "Peki benim yanıma neden geldin?"
"Gece yolculuklarında yalnız kalmaman için," dedi Aykılıç. "Düşüncelerini tahmin edebiliyorum Letruce."
"Nasıl yani?"
"Zorlu bir arayışın eşiğindesin, o kapıdan içeri adımını attığında gecenin ortasında kaybolma diye seninle olacağım. Eğer izin verirsen."
Letruce atın ne anlatmaya çalıştığı üzerine sıkıntıyla düşünürken aysız ve karanlık gökyüzünün sınırında, ileriki tepelerde gri renk birtakım siluetler gördü. Tanıdık ve karanlık bir hisle doldu.
"Bunlar, onlar mı?" diye sordu Letruce. "Gorphanlar mı?"
"Evet," dedi Aykılıç. "Kaçalım avcı."
Letruce aralık kapıdan içeri dalıp bir koşuda heybesini ve yayını aldı. Sonra kapıyı çarparak kapadı ve hiçbir acemilik belirtisi göstermeden Aykılıç'ın sırtına atladı. Aykılıç kasaba meydanına doğru koşmaya başladı ancak gorphanlar da bu sefer her zaman oldukları şekilde yaya değillerdi. Bazılarının altlarında köpek benzeri büyük hayvanlar vardı, o hayvanlar ağızlarından salyalar saçarak Aykılıç'ın peşine düştüler.
"Letruce! Kaçamazsın."
Rothamin'in sesi ve iğrenç kahkahasını tanıdı Letruce. Aykılıç gittikçe hızlanıyor ve aradaki mesafeyi açıyordu, ta ki Letruce'nin sırtına bir bir bıçak saplanana kadar. Kasaba meydanında atın sırtından yere yuvarlandığında Aykılıç aniden durdu, geri dönerek çocuğun önüne geçti ve gelen gorphanları karşılamak için hazırlandı.
Toynaklarını kuvvetli kaslarının yardımıyla gorphanların ve köpeklerinin başlarına geçirerek onları ezse de bir süre sonra gorphanlar etraflarını sardı. Gorphanlar kılıçlarını çekip ata kılıçlarını savurdular, ata isabet eden kılıç darbeleri atın etini kesemiyordu fakat attan etrafa ışıktan parıltılar savrulmasına neden oluyordu. Aykılıç darbelere dayansa ve eti kesilmese de yine de acı çekiyor gibi görünüyordu.
Aykılıç ikisinin de hayatları için gorphanlarla savaşırken yerdeki Letruce'nin gözleri kapanıyordu, onun bilincini yitirmek üzere olduğunu anlayan Aykılıç çocuğun zihnini diri tutmak için seslendi.
"Diren Letruce, kurtulacağız."
Letruce kasabanın doğu tarafında kızıl bir ışık fark etti. Birinin elinde ışıltılı bir kılıçla onlara doğru koştuğunu belli belirsiz gördü Letruce, Rantem Usta olmalıydı bu.
'O da ölmese bari,” diye içinden geçirdi gözleri her saniye biraz daha kapanırken. ‘Ne tuhaf bir devir ve yaşamdır, avuçlarımdan kayıp giden…’
Kuzeyde zifiri karanlık geceyi yırtan şiddetli bir kurt uluması duyuldu ve ilk ulumayı başka ulumalar takip etti, bunu nedense iyiye yordu Letruce bedeni hissizleşmeye devam ederken. Gorphanlardan bazıları ve artlarından gelen Rothamin, Aykılıç yerine silah ustasına yöneldiler.
"Demek efsunlu bir kılıcın var demirci," dedi Rothamin kara kılıcını ona savururken. "Nereden bulduğunu öğreneceğim, seni öldürdükten sonra."
Rantem gelen darbeyi karşılayınca Rothamin sarsılarak birkaç adım geriye sendeledi. Rantem kılıcını diğer gorphanların üzerine savurdu ve normalde çelikle kolay kolay ölmeyen gorphanları tıpkı çim biçermiş gibi biçti.
Kuzey yönünden hırlayarak ve ağızları açık halde koşan kurtlar kasaba meydanına daldığında hem Rantem Usta hem de Rothamin ve gorphanlar bir süre duraksadılar. Bir tek Aykılıç durmadı, dişleriyle Letruce'yi bir bacağından kavrayarak güvenli bir yere sürükledi.
Kurtların en arkalarında sürünün lideri Egonia vardı. Aykılıç'ın aksine kurdun yalnızca okyanus mavisi gözleri parlıyordu. Kurtlar gorphanların üzerine atılıp onları parçalarken Egonia birbirleriyle vuruşmakta olan Rothamin ve Rantem’e doğru ağır adımlarla ilerledi.
"Şu sahneye güleceğim hiç aklıma gelmezdi," diye seslendi Egonia Rothamin'e. Onun sözlerini silah ustası ve gorphanlar duyamasa da Aykılıç, Rothamin ve diğer kurtlar duyuyordu. "Demek ihtiyar bir demirciye musallat olmaya karar verdin."
Egonia gorphan casusun konuşmasına fırsat vermeden üzerine atladı ve onu yere düşürdü. Dişlerini gorphanın boğazına geçirmek üzereydi ki Rothamin sol elinin işaret parmağıyla ona bir kere dokununca kurt acı içinde haykırarak yuvarlandı. Rothamin düşen kılıcını hızlıca aldı ve Rantem'in yukarıdan üzerine inen darbesini savuşturdu.
Mavi kurt tekrar ayaklandı, Rantem de yeni bir hamle yapmaya hazırlanırken garnizonun uyarı borusu duyuldu. Boru hiç susmadan uzunca bir süre ötmeye devam etti.
"Çekilin!" dedi Rothamin halihazırda hezimete doğru ilerlemekte olan gorphan bölüğüne. "Çekilin!"
Rothamin yeni bir duman bulutu oluşturup geceye seslendi ve bir binek çağırdı. Bineğin üzerine bindi, çöken sisin yardımıyla gölgelerin arasında kayboldu. Diğer gorphanların ise bazıları kaçtı, bazılarıysa kaçamayıp can verdiler. Agrum garnizonunun tüm askerleri ve uyanan kasabalılar ellerinde kılıçlarla kasaba meydanına akın ederken Egonia ve kurtlar da birlikte batı yönüne doğru koşup gecenin içinde kayboldular.
Rantem Usta kimsenin görmemesi için kılıcına bakarak etrafındaki kızıl hareyi söndürdü.
Aykılıç ise hâlâ yaralı Letruce'nin başındaydı. Çocuğun gözleri kapalıydı ve soluk alıp verişi iyice zayıflamıştı, teni de giderek beyazlaşıyordu.
Belediye başkanı, garnizon komutanı Milanor, onlarca asker ve kasabalı ellerinde fenerlerle çocuğun başına toplaştılar. Rantem kalabalığı yararak çocuğu kucakladı.
"Akmar'a götüremeyiz! Kanamayı derhal durdurmamız gerek..."
---
Hiçlikte ara ara uyanarak neredeyse iki gün savrulduktan sonra gözlerini açtı Letruce. Ulu ağaçların dibinde sırt üstü yatırılmıştı. Şimdi ağaçların gökyüzünü pencereleyen kırmızı, sarı ve mavi yapraklarını görüyordu. Cennet gibi bir koruydu bu, altında yünden minderlerden ve hayvan postlarından yapılmış bir yatak vardı. Yayı, heybesi ve kemeri ise baş ucundaydı. Letruce hafifçe doğrulduğu zaman avcı çadırlarını ve elinde bir tasla ona doğru ilerleyen Çavuş'u gördü.
İri yarı adam Letruce'nin yanına geldi, dizlerinin üzerinde oturdu ve üzerinden dumanlar tüten tası ona uzattı.
"Sana çorba getirdim evlat. Benim son yaralanmam gibi fena yaralanmışsın, gücünü kuvvetini toparlaman için seni Üç Ağaç Korusu'na getirdik."
Letruce daha da doğrulup tası aldı ve kırmızı yapraklı ulu ağacın gövdesine yaslandı.
"Kasabada değil miyiz? Ablam ve ustam beni merak eder."
"Kasabadan uzaktayız evlat," dedi Çavuş. "Burası daha doğuda bir yer, burada avdayız."
"Neden beni de getirdiniz?" diye sordu Letruce çorbadan bir yudum alarak. "Birlikten atılalı iki sene oldu."
"Pek çok sebebi var," dedi Çavuş. "Üç Ağaç Korusu'nun havası şifalıdır, kasabanın kahramanı ilan edildiğin için hızlıca iyileşmeni istedik."
"Burası gerçekten çok güzel," dedi Letruce başını sallayarak. "Başka?"
"Rantem Usta senin bir süre kasabadan uzak durmanı ve iyileşince bir yolculuğa çıkmanı istedi."
"Ne yolculuğu?" Letruce iyice meraklanmıştı. "Ustam daha önce böyle bir şeyden hiç bahsetmedi."
"Uzun bir yolculuk," dedi Çavuş gülümseyerek. "Belcas yolculuğu."
"Belcas mı?" Letruce'nin sesi istediğinden daha fazla hayretli çıkınca öksürdü. "Peki neden?"
"Malzeme siparişi vermen içinmiş." Çavuş elini topuz yaptığı uzun gri saçlarına götürdü. "Utagre'den buralara artık tüccar gelmiyor. Tuncidyl tüccarları da rahiplere çalışan dolandırıcılar oldukları için Belcas'tan sipariş vermeni istedi."
“Peki Nathona?”
“Oradan gelen de pek az var. Onlar da malzemelerin ancak kendilerine yettiklerini söylüyorlar.”
"İyi de kasabadaki herkese yetecek kadar, hatta fazla fazla silah var. Neden malzeme kıtlığı yaşamaya başladık bir anda?"
Çavuş diz üstü oturuşunu bozup bağdaş kurdu ve saçlarını çözdü.
"Çok soru soruyorsun evlat," dedi. "Başka zaman olsa bu kadar tahammül etmezdim ama yaralısın, kafan bulanıktır diye cevaplayacağım. Akmar'da beş yüzden fazla asker var. Ve beş yüz tane daha eklenmesi planlanıyor ama koca kasabanın da Agrum gibi yalnızca bir demircisi varmış. O yüzden Rantem Usta tam kapasite çalışmaya devam etmek zorunda."
"Anladım," dedi Letruce. "Açıkladığınız için teşekkürler Çavuş."
"Ne demek Letruce," dedi Çavuş. "Yak-Pab avdan döndüğünde muhtemelen seninle konuşmaya gelecek, eğer birliğe yeniden katılmak istiyorsan laflarına dikkat et derim."
Letruce başıyla onaylarken Çavuş ayağa kalktı ve gülümsedi. "Şimdi soğutmadan çorbanı iç ve toparlan."
Çavuş oradan uzaklaşırken Letruce çorbasına yumuldu. Sıcak çorba boğazından aşağı giderken tazelendiğini hissetti Letruce. Biraz daha doğrulurken yarasının hiç acımaması sebebiyle şaşırdı. Ona yeni giydirilmiş gömleğin düğmelerini açınca karnından beline kadar uzanan sargıyı gördü. Onu yaralayan muhtemelen Rothamin'di, arkasından bir bıçak fırlatmış olmalıydı.
Yarım saat sonra kalabalık bir avcı grubu yaya halde koruya giriş yaptı. Adamların arasındaki sert bakışlı Yak-Pab'ı hemen tanıdı Letruce. İki senedir görmüyordu ama Yak-Pab'ı unutması mümkün değildi. Adam da ulu ağaçlardan birine yaslanmış bir halde onlara bakan çocuğu gördü ve ona doğru ilerledi. Letruce nasıl davranacağı konusunda kararsızdı ama fevri davranmamayı kendi aklına not etti.
"Geçmiş olsun Letruce," dedi Yak-Pab ciddiyetle. "Ağır bir yara almışsın."
"Teşekkür ederim Lider Yak-Pab," diye karşılık verdi Letruce. "Öyle oldu.”
“Şimdi nasılsın?”
“Yaramda hiçbir ağrı yok. Sadece biraz halsizlik var, o kadar. Hızlı iyileşiyorum.”
"Kasabada kahraman ilan edildiniz," dedi Yak-Pab. "Sen ve atın."
"Öyle mi?" diyerek gülümsedi Letruce. "Ben hiçbir şey yapamamıştım aslında. Aykılıç nerede?"
"Bizim atlarımızla birlikte," dedi Yak-Pab. "Bir de senin şu kynoax bizi takip ediyordu, arabayla seni buraya getirirken başından hiç ayrılmadı."
Yak-Pab susup bir şey ararmış gibi etrafına bakındı.
"En son da buralarda çiçekleri talan ediyordu."
Letruce gülümsemesine engel olamadı, onun güldüğünü gören Yak-Pab'ın da yüzü sanki hafifçe yumuşadı.
"Belcas'a gideceğin hakkında Çavuş seni bilgilendirdi mi?"
Letruce sessiz kalarak başını salladı.
"Güzel," dedi Yak-Pab. "Şimdi benim de sana iki teklifim olacak."
"Nedir?" diye sordu Letruce. "Yapabileceğim bir şeyse yardımcı olmak isterim."
"Birliğe yeniden katılmak istiyor musun Letruce?"
"Evet istiyorum," dedi Letruce. "Ustam öldüğü zaman boşluğa düşmüştüm, o yüzden canım çok sıkkındı. Kalan tek evim olan Avcılar Birliğine döndüğümde ise atıldığımı öğrenmiştim."
Letruce bunları sıralarken Yak-Pab'ın ifadesinde herhangi bir değişme olmadı.
"Geçmiş, geçmişte kaldı," dedi sadece. "Birliğe yeniden alındın."
"Teşekkür ederim Lider Yak-Pab," dedi Letruce. "Bu sefer daha dikkatli olacağım, ikinci teklifiniz nedir?"
Yak-Pab çocuğa biraz daha yaklaşıp yere oturdu.
"Belcas'a gittiğinde benim için de bir şey yapmanı istiyorum. Bunu kabul etmek zorunda değilsin, etmezsen başka birini bulacağım. Ama kabul eder de başarılı bir şekilde geri dönersen Avcılar Birliğinin kıdemlilerinden olacaksın."
-
“Sürü her yerde aynı biçimde güdülmez.”
-Çoban