© Vehyor 2026 – Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.
← Tüm Bölümler

Geçmişte Yaptığımız Konuşma [30. Bölüm]

"Teklifim şu," dedi Yak-Pab. "Haftalar önce Belcas Krallığına gorphanlarla alakalı eski kraliyet raporlarının ve yazılmış kitapların bir kopyası için talepte bulunduk. Herhangi bir cevap vermediler."

Letruce teklifin yinelenmesi için krala falan gideceğinin düşüncesiyle streslenirken Yak-Pab konuşmaya devam etti.

"O yüzden birinin Belcas Akademisi’ne girip oradaki evrağı bana getirmesi gerek, gorphanlarla alakalı her şeyi. Ne varsa istiyorum."

"Akademi mi?" dedi Letruce şaşırarak, kralla konuşmak bile daha kolaydı. "Oraya nasıl gireceğim ki? Beni almazlar."

"Bir yolunu bul," dedi Yak-Pab. "Hem şifacı çıraklığı hem demirci çıraklığı yaptın. Sen giremezsen kim girecek?"

Yak-Pab düşünceli bir tavırla gri sakalını sıvazladı. "Tabi dediğim gibi, teklifimi kabul etmek zorunda değilsin."

Avcıların lideri ayağa kalktı. "Ama bu görevi başarıyla tamamlarsan ben verdiğim sözü tutarım. Avcıların kıdemlilerinden olup kendi av ekibini oluşturabilir ve Yafren'de istediğin yerde avlanabilirsin, pek tabii istilayı savuşturduktan sonra."

'Savuşturduktan sonra,' diye düşündü Letruce. Avcılar Birliğinin kıdemlilerinden olmak gibi bir amacı olmasa da söylenenler kulağa hoş geliyordu ve Letruce aradan geçen iki senelik küslüğe rağmen Yak-Pab'ı hâlâ seviyordu ve ona hayrandı, bu yüzden ona daha yakın olmak için bir fırsattı bu.

"Kabul ediyorum," dedi Letruce. "Elimden geleni yapacağım."

"Hazır olduğun zaman yola çıkarsın," dedi Yak-Pab gülümseyerek. "Aramıza yeniden hoş geldin."

Letruce de gülümseyerek ayağa kalktı ve Yak-Pab'la el sıkıştı.

"Atım buradaymış," dedi Letruce. "Şimdi yola çıkabilirim."

"Olmaz," dedi Yak-Pab. "En azından bugün dinlen."

"Kendimi iyi hissediyorum," diye ısrar etti Letruce. "Yara kapanmış, herhalde bıçak zehirli falan değildi."

Yak-Pab elini çocuğun omzuna koydu. "O zaman bizimle yemek ye. İki gündür hiçbir şey yemedin, sadece çorbayla olmaz."

Letruce başını salladı. "Tamam öyle yapayım madem."

Yak-Pab'la Letruce yan yana avcıların kamp ateşine doğru yürüdüler. Tanıdık yüzlerden ilk olarak Pilano'yu gördü Letruce, sarışın avcı bir şey söylemedi ama gülümseyerek elini kaldırdı. Sonra Ekale ve Inace'yi gördü Letruce, yanına gelerek çocuğa geçmiş olsun dileklerini ilettiler.

"Letruce yeniden aramıza döndü," dedi Yak-Pab kalabalığa dönerek. "Eskisinden daha güçlü ve daha akıllı şekilde."

Avcılar başlarını sallarken bazıları çocuğa gülümseyerek hoş geldin dediler. Sonra Pilano'nun sesi duyuldu.

"Avın kutlu olsun Letruce!"

Onu Ekale takip etti. "Avın kutlu olsun!"

Diğer avcılar da hep bir ağızdan aynı cümleyi söylediler.

Letruce gülümsedi. "Teşekkür ederim, sağ olun."

Yak-Pab onu Çavuş'un oturduğu yere götürdü.

"Siz oturun," dedi sonra. "Ben de Pilano'yu ve yemekleri alıp geliyorum."

Yak-Pab oradan uzaklaşırken Çavuş konuştu. "Sana talim yaptıracak kişi bendim, tabi iki sene önce."

"Evet," dedi Letruce. "Ama yaralıydınız ve sonrasında bir türlü fırsat olmadı. En sonunda da atıldım zaten."

Çavuş gülümsedi. "Olsun, seni avcı eğitiminden geçirememiş olsam da belki birlikte gideceğimiz avlar olur."

"Umarım," derken gülümsedi Letruce. "Çok isterim Çavuş."

İki dakika kadar sonra Yak-Pab ve Pilano ellerinde yemek tabaklarıyla çıkageldiler.

"Al bakalım Letruce," dedi Pilano çocuğa tabağını uzatırken. "Buna ruhban ördeği derler."

Letruce tabağı aldı ve sarı renkli ete baktı. Görüntüsü pek iyi olmasa da kokusu çok hoştu.

Yak-Pab da elindeki diğer tabağı Çavuş'a uzattı. Birlikte oturdular ve yemeğe başladılar.

"Letruce teklifimi kabul etti beyler," dedi Yak-Pab. "Avcıların kıdemlilerinden olacak."

Çavuş anlamazlıkla bakarken Pilano gayet sakin şekilde başını salladı.

"Ne teklifi?" diye sordu Çavuş. "Benim haberim yok."

Yak-Pab ördekten büyük bir ısırık aldı. "Belcas Akademisine girecek," dedi eti çiğnerken. "Kütüphanede gorphanlara dair ne varsa alıp bize getirecek."

Çavuş düşünceli bir tavırla çenesini kaşıdı. "İlginç bir görev."

"Sana eşlik etmeyi çok isterdim Letruce," dedi Pilano sırıtarak. "Akademide çok güzel kızlar olduğunu duymuştum."

Yak-Pab ve Çavuş kahkaha atarken Letruce tebessüm etti. Pilano Yak-Pab'ın sınırları dışında çocuğa karşı son derece mesafeliyken herhangi bir görev veya Yak-Pab'ın çemberi içindeyken son derece eğlenceli ve samimi oluyordu.

"Hiç kimseyle vedalaşamadım," dedi Letruce birden telaşa kapılarak. "Beni merak ederler. Önce yanlarına uğrayabilir miyim?"

"Biz iyi olacağının teminatını vermiştik," dedi Yak-Pab. "Ama sen bilirsin, istiyorsan sana gitme diyemem."

"Şu belediye başkanının kızı, Pifar mıydı?" Pilano sırıtıyordu, Usemil'in rolünü avcılar cephesinde onun üstleneceğinin işaretiydi bu. "Kız arkandan epey gözyaşı döktü, içim cız etti. Az kalsın kıza istersen sen de gel diyecektim."

Bu sefer kahkaha sadece Çavuş'tan geldi. Yak-Pab'ın yüz ifadesi ise ciddiydi, Letruce'ye baktı.

"O kız için dönmüyorsun değil mi?"

"Hayır liderim," diye yanıtladı Letruce. Sonra düzeltme gereği duydu. "Yani sadece onun için dönmüyorum. Ustam, Mafpi, Usemil ablam var. Tabi oraya kadar gitmişken Pifar'ı da görmezsem ayıp olur."

"Öyle olsun," dedi Yak-Pab ciddiyetini bozmadan. "Geçmişte yaptığımız konuşmayı hatırlıyorsundur umarım."

"Hatırlıyorum liderim," dedi Letruce. "Merak etmeyin, zayıflık göstermem."

Yemeğin ardından Letruce ayağa kalktı ve avcılarla vedalaştı. Yak-Pab çocuğu bir kenara çekti ve büyük bir para kesesi uzattı.

"Çıkabilecek masraflar için," dedi. "Hırsızlara dikkat et. İki ay içinde dönüşünü bekliyorum, ara ara senden haber almak için adam gönderebilirim. Tetikte ol."

Letruce keseyi aldı. "Dikkatli olacağım liderim. Agrum size emanet."

"Bunları al,” dedi Yak-Pab cebinden bir liste ve mühürlü bir kağıt daha çıkararak. "Belediye başkanının mühürlü ödeme teminatı ve Rantem'in istediği malzemenin listesi, ben de bazı eklemeler yaptım. Rantem'in biçtiği fiyatı bilmiyorum…”

Yak-Pab elini sakalına götürdü ve bir süre düşündü.

“Ortalamada dört bin altın olabilir ama dediğim gibi bu konuda Rantem bize net bir rakam söylemedi. Dört bin altın aklının bir köşesinde dursun, sen tüccarlardan teklif alıp en az para isteyeninkini kabul edersin. Benim malzemeler içinse dört yüz altına kadar çıkabilirim. Belediye başkanının ödeme teminatı yalnızca Rantem'in malzemeleri için geçerli. Son ikisi benim eklediklerim, onların ödemesini birlik yapacak."

Yak-Pab derin bir nefes alıp verdi, sonra konuşmaya devam etti.

"Lovinas denen bir liman şehri var, Belcas'ın batısında. Orada büyük seferleri üstlenebilecek zengin tüccarlar olur. Agrum'a maden satmak gibi kısa vadede çok karlı bir işi rahatlıkla kabul edeceklerdir. O yüzden sıkı pazarlık et, birlik olarak biz de yeni silahlar yapacağız."

"Paramız varsa maden almak yerine toptan kılıç alsak ya," dedi Letruce. "Neden bu kadar uğraşıyoruz?"

"Bu mesele biraz karışık," dedi Yak-Pab. "Ama üzerinde biraz düşünürsen anlayabilirsin. İstilanın ne kadar süreceği belli değil, gorphanların sayısı ve gücü hakkında bilgimiz yok. Kaynakları en iyi şekilde kullanmalıyız. Her şeyi fazla fazla para vererek satın almak ise toplum nezdinde bir süre sonra moral çöküntüsüne ve huzursuzluğa sebep olur. O yüzden ocaklarımızın yanıp çekiçlerimizin işlemesi daha iyi."

Letruce başıyla onayladı. İkisi birbirleriyle son kez selamlaşırlarken Pilano Aykılıç'ı yularından tutarak getirdi.

"O gece gördüğümüz heybetli ata hiç benzemiyor," dedi hayvanın kırçıl, kirli tüylerine bakarken. "Gerçi sahibi ne kadar normal ki bu hayvan normal olsun.”

Letruce de sesli güldü.

"Sağ ol Pilano," dedi ata binerken. "Kendinize iyi bakın."

"Güle güle Letruce," dedi Yak-Pab. "Yolun açık olsun."

Letruce yönünü batıya çevirdi, gerçi çevirmese de olurdu. Çünkü biliyordu ki 'Aykılıç Agrum yolunu bilir.'

Aykılıç ilerlemeye başladı, gece Yafren rüzgarından daha hızlı ilerlemesine rağmen gündüz bir ata göre epey yavaş ilerliyordu ancak her nasılsa bu yavaşlığı bir şekilde telafi ediyordu.

"Bu bir tür lanet mi?" diye sordu Letruce. "Yani gece rüzgar gündüz manda gibi ilerlemen?"

"Türümün özelliği," diye yanıtladı Aykılıç. "Beğenmiyorsan başka bir ata binebilirsin."

Letruce atın gücendiğini hissedince gülümseyerek yelelerini okşadı.

"Tamam tamam kızma. Hem sen benim hayatımı kurtardın, seni değişemem."

Lithina'nın omzunda olduğunu fark ettiğinde az kalsın attan düşüyordu.

"Ödümü patlattın be!"

"Hıh!" dedi Lithina. "Bakıyorum da ben hariç bütün yoldaşlarınla çok iyi anlaşıyorsun, onların gönüllerini alıyorsun. Benimleyse anca dalga geç."

"Olur mu hiç öyle şey?" diyerek sırıttı Letruce. "Sen benim kıymetlimsin…"

Altı saatlik bir yolculuğun ardından akşama doğru Agrum'a vardılar. Letruce önce Rantem Usta'ya uğradı.

Kapı bu sefer kilitli değildi, Letruce içeri girdiğinde silah ustasını her zamanki gibi demir döverken buldu. Fıçılarda çelikleşmeye bırakılmış yirmi kadar kılıç görünüyordu.

"Usta, kapıyı kitlemiyorsun herhalde."

"Artık gelmesinler diye değil, gelsinler diye bekliyorum çünkü."

Rantem kahkaha atarak çocuğa sarıldı. "İyisin ya evlat."

"İyiyim usta," dedi Letruce pelerininin cebinden malzeme listesini çıkararak. "Epey yüklü bir sipariş vermişsin."

"Mecbur," dedi silah ustası. "Ortalama iki yüz altına bu işi halletmeye çalış. Yeni kasabanın yapımına başlandı bile. Adının Agrumakmar olacağı söyleniyor, belki kısa sürede bir şehir olabilirmişiz."

“İyi de usta,” dedi Letruce, cebinden heyecanla kağıtları çıkarıp. “Lider Yak-Pab bana ortalama dört bin altından bahsetti, sen iki yüz altın diyorsun. Bu nasıl iş ben anlamadım?”

Rantem’in kaşları çatıldı, elini uzatarak kağıtları istedi. Letruce ödeme teminatını ve listeyi uzattı.

“Bu Bael var ya,” dedi Rantem iç çekerek. “Beni çıldırtacak. Kendi kafasına göre eklemeler yapmış. Bana hiç sormadan.” Rantem kızıl bıyıklarını burarak listeyi incelemeye devam etti. “Muhtemelen Agrumakmar’da büyük bir demirci kuracağız. Liste onu gösteriyor. Öyleyse mantıksız değil. Sen Yak-Pab’ın rakamına sadık kalabilirsin.”

Rantem çocuğu omuzlarından tuttu.

“Dikkatli ol evlat, kolay gibi görünebilir ama zor bir iş olacak. Bu işi hallet ve sağ salim geri dön.”

"Tamam usta," dedi Letruce. "Ben diğerlerini de bir an önce görüp yola koyulayım. Kendine iyi bak ve kılıcını yanından ayırma."

Rantem gülümseyerek elini efsunlu kılıcının kabzasına götürdü.

"Unutmam evlat. Geri dönüşünü dört gözle bekleyeceğim. Bu arada Yak-Pab senin iki ay kadar sonra da gelebileceğini söylemişti. Onun teklifini kabul ettin mi?"

"Evet usta," dedi Letruce. "Gorphanlarla alakalı bilgi toplamamı istedi."

Silah ustasının canı biraz sıkılsa da çocuğa belli etmedi.

"Tamam evlat, dikkatli ol ve dediğim gibi sağ salim geri dön."

Letruce ustasıyla vedalaşıp dükkandan çıktı ve kasaba meydanına doğru atıyla birlikte yürüdü.

Usemil onu gördüğünde koşarak boynuna atladı.

"Beni görmeden gideceksin diye çok korkmuştum."

"Ama geldim işte," diyerek ona göz kırptı Letruce. "Hem de senin için."

Usemil sırıtarak onun koluna vurdu. "Yürü, yürü de Mafpi ve Pifar'ı bulalım."

Kasaba meydanını biraz gezdikten sonra Pifar'ı çeşmenin orada şarkı söylerken buldular.

Usemil kıza arkasından yaklaşıp omuzlarından tuttu. "Bak sana kimi getirdim?"

Kız irkilerek arkasına dönünce Letruce'yi gördü. Sevinçle ayağa kalktı, koşarak Letruce'ye sarılacaktı ki bunu yapamayacağını fark etti. Yavaş adımlarla onlara yaklaştı. İki sene önce annesi vefat ettiği gün giydiği yeşil elbise vardı bugün üzerinde.

"Letruce, tanrıya şükür iyisin."

Letruce kıza gülümseyerek karşılık verdi. "İyiyim Pifar, benim için endişelendiğini söylediler. Teşekkür ederim."

Kızın yanakları kızarırken başını hafifçe öne eğdi. "Evet, biraz öyle oldu."

Usemil etrafına bakınmaya devam ediyordu. "Pifar, ağabeyin olacak hödük nerede? Yine kız peşinde mi koşuyor yoksa?"

"Zidsaların çiftliğinde," dedi Pifar. "Oradan hiç çıkmaz oldu. Sürekli bir aradalar, yakında evlenmek zorunda kalırsa şaşırmam."

"Tövbe tövbe," dedi Usemil. "Şimdi oraya kadar kim gidecek?"

Usemil ellerini beline koyup düşündü. Sonra Pifar ve Letruce'ye bakarak sırıttı.

"Neyse siz takılın, ben de Süpürge'mi alıp Mafpi'yi çağırmaya gideyim. Tezgâhı da balıkçı kadına emanet etmekten utanıyorum artık, yakında kazandıklarımdan pay istese hakkıdır."

Usemil söylene söylene oradan uzaklaşırken Letruce ve Pifar çeşmede baş başa kaldılar. Kısa bir sessizliğin ardından Pifar derin bir nefes aldı.

"Oturalım mı Letruce?" diye kırılgan bir cesaretle sordu. "Sana söylemek istediğim bir şey var."

'Tanrım,' diye aklından geçirdi Letruce. 'Lütfen şimdi olmasın.'

"Olur, oturalım."

Banka yan yana oturdular. Pifar'ın ellerinin titrediğini fark edince Letruce'yi de ateş bastı. Galiba tahmin ettiği şeydi, sıcaklayıp pelerinini çıkardı ve dizlerinin üstüne koydu.

"Letruce," diye söze girdi Pifar. "Uzun bir yola çıkıyorsun, biliyorum. Ne zaman döneceğini ise bilmiyorum ama yaralanman beni bunu söylemeyi tekrar ertelememem konusunda ciddi derecede etkiledi."

Letruce yutkunurken kız konuşmaya devam etti.

"O yüzden bilmeni istiyorum, seni seviyorum Letruce. Hatta sana aşığım. Gece gündüz sürekli seni düşünüyorum. Yaralandığından beri ya tekrar görüşemezsek diye düzgün uyku uyuyamadım."

Gerçekten de kızın yeşil gözleri kanlıydı ve göz altlarında hafif bir morluk seçiliyordu. Letruce ise ne diyeceğini bilemiyordu ve boğazı kurumuştu.

"Tek istediğim bana karşı dürüst olman Letruce," diye devam etti kız, sesi titreyerek. "Hislerimiz karşılıklı değilse yüreğime taş basacak ve susacağım..."

*
Direnmeye devam ediyorum
Sahte ışıkların ortasında
Haykırışım zifiri karanlığa
Aç ve susuz, deliksiz uykuya