© Vehyor 2026 – Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.
← Tüm Bölümler

Yol [31. Bölüm]

Kız buğulu gözleriyle Letruce'ye bakarken genç avcı kendi kendine kıvranmaya devam etti. Ama kıza bir şeyler söylemesi gerekiyordu, sessizlik tercih edebileceği bir şey değildi.

"Pifar," dedi sonra. "Ne diyeceğimi bilmiyorum. Uzun bir yola çıkıyorum ve en az iki ay yokum."

"Beni gerçeği söylemeye bile layık görmüyor musun?" diye sordu kız. "Gidecek olman hislerini söylemene engel mi?"

Kızın gözlerinden iki damla yaş süzüldü, her şeyin berbat olmasını istemiyordu Letruce. Böyle olmamalıydı ama kelimelerine de dikkat etmek zorundaydı.

"Pifar," dedi Letruce. "Güzel bir kızsın, senden hoşlanıyorum ve daha çok vakit geçirmeyi de isterim. Ama sana karşı yalan söylemek istemiyorum, doğrusu bu işlerin nasıl ilerlediğini bilmiyorum."

Kız bir süreliğine sessiz kaldı, sonra gözyaşlarını sildi.

"Yani karar vermek için erken olduğunu mu düşünüyorsun?"

Letruce başını sağa sola salladı.

"Hayır, ortada verilecek bir karar olmadığını söylüyorum."

"Bu da ne demek Letruce?"

"Pifar, sana olan hislerimi söyledim. Ne anlıyorsan o."

Kızın yüzü tekrar ağlamaklı hale gelirken ve gözyaşları artarken ayağa kalktı, gitmek üzere hareketlenecekti ki Letruce de kalkıp onu kolundan tuttu.

"Pifar bana kızma lütfen," dedi. "Henüz dile getirmek için çok erken."

"Hiçbir adım atmadın ki," dedi Pifar yaşlı gözlerle. "Etrafında pervane olan benim ve buna rağmen erken olduğunu söylüyorsun. Hiçbir çaba göstermedikçe ya erken olur ya geç zaten."

Kız gözyaşlarını elinin tersiyle tekrar silerken Letruce'nin içi sıkıntıdan kavruluyordu.

"Şimdinin kıymetini bilmeni isterdim Letruce," dedi kız. "Ama görüyorum ki sen kararını çoktan vermişsin."

Kız arkasını dönüp ağlayarak hızlıca uzaklaşırken Letruce onun arkasından bakakaldı. Beş dakika sonra Usemil ve Mafpi geldiğinde hâlâ kızın gittiği yöne bakıyordu Letruce.

"Ne oldu?" diye sordu Usemil. "Kesesini kaybetmiş tüccar gibi ne düşünüyorsun? Pifar nerede?"

"Gitti," dedi Letruce. "Galiba kalbini kırdım."

"Galiba mı?!" diye çıkıştı Usemil. "Kesin sana açıldı ve sen de saçma sapan cümleler kurarak kızı çıldırttın. Değil mi?"

Letruce sessiz kalırken Mafpi ona yaklaştı, Letruce onun konu hakkında bir şeyler söylemesini bekliyordu ki Mafpi onu yanılttı.

"Gidiyormuşsun," dedi konuyu değiştirerek. "Kendine iyi bak Letruce."

Mafpi ile tokalaşıp sarıldılar, Letruce'nin aklı ise Pifar'daydı.

"Pifar'a özür dilediğimi ve dönünce daha çok vakit geçirmek istediğimi söyler misin Mafpi?"

Genç ozan başıyla onaylarken elini Letruce'nin omzuna koydu.

"Kafana takma Letruce. Pifar daha çocuk gibi, bir süre sonra olgunlukla karşılayacaktır."

"Nasihat edene bak," dedi Usemil dalga geçerek, genç ozanı ittirdi ve Letruce'nin karşısına dikildi. "Gelince kızdan kendin özür dile."

"Sen de mi bana küseceksin abla?"

Usemil çocuğa sarıldı. "Hayır tabiki. Sana küsmek çok yorucu ve sinir bozucu oluyor, yapamam." Genç avcıyı yanaklarından öptü. "Kendine dikkat et ve çabucak geri dön."

Letruce iki aylık akademi görevini herkese teker teker anlatmaya gücünün de sabrının da yetmeyeceğini fark etti. Aykılıç'ın sırtına atladı, bir saat kadar sonra güneş batacaktı.

"Letruce," dedi Usemil o sırada. "Gece yolculuğu biraz tehlikeli olmaz mı? Bu gece burada kalıp sabah yola çıksaydın ya."

Letruce Aykılıç'ın gece daha hızlı olduğunu nasıl açıklayabileceğini düşünüyordu ki Mafpi araya girdi.

"Atını görmedin mi Usemil abla?" dedi gülerek. "Gece bambaşka bir şeye dönüşüyor ve tüyleri parlayarak etrafı aydınlatıyor. O yüzden Letruce için gece daha iyi."

"Her neyse, görüşürüz," dedi Letruce lafı daha fazla uzatmamak için. "Kendinize iyi bakın ve birbirinize göz kulak olun."

Aykılıç kuzey doğu yönüne doğru ilerledi, denizi izleyerek kıyıya paralel gidecekti Letruce. Böylece Yak-Pab'ın bahsettiği liman kentine hem kolayca hem de en kısa sürede ulaşacaktı. Zaten Dokuz Dağlara kadar arazinin genel anlamda düz olduğunu biliyordu. Oraya ulaşana kadar yolculuğu büyük olasılıkla sakin geçecekti. Sonrası hakkında pek fikri yoktu.

Denizi izleyerek Aykılıç'ın sırtında bir saat yol gitti. Yol boyunca hiç kimseye rastlamamıştı, kumsala yanaşan hafif dalga sesleri ve batısında kalan ormandan gelen kuş cıvıltıları dışında hiçbir ses yoktu etrafta. Şimdi göz alıcı kızıllığı ile gün batarken deniz de ayrı bir güzel görünüyordu.

"Huzur," diye mırıldandı Letruce. "Aykılıç, sence de öyle değil mi?"

"Evet," dedi Aykılıç. "Benim için değişen bir şey yok, ben hep huzurluyum ama buranın insanoğlu için ne kadar güzel olduğunu hissedebiliyorum."

Letruce gülümsedi. "Egonia'ya göre çok daha geçimlisin."

Lithina tam o sırada pelerinin cebinden kafasını çıkarınca Letruce korktu.

"Hoşuna mı gidiyor böyle yapmak?"

"Lithina'dan daha mı geçimlisin dedin?" diye sordu kynoax kanatlarını öfkeyle çırpıştırarak. "Sana küseyim de gör."

"Hayır ya Egonia dedim,” diye itiraz etti Letruce. "İnanmıyorsan Aykılıç'a sor."

Lithina utana sıkıla dışarı çıktı ve Aykılıç'ın kafasının tepesine kondu.

"Öyle mi dedi tatlı at?"

"Evet," dedi Aykılıç. "Okyanus ışığı kurdundan bahsediyordu, senden değil Lithina."

"Aaa bana ismimle hitap etti," dedi Lithina. "Gerçekten de Okyanusışığı'na göre çok daha iyisin. O bana hep kynoax yavrusu derdi."

"Egonia ehlileştirilemez bir varlıktır," dedi Aykılıç. "Onu öyle kabul etmeniz gerekir. Türünün diğer üyeleri katledildiğinden beri de gittiği her yerde soydaşlarının tek lideri oldu. Baskın olan diğer büyülü kurt türlerinin bazıları ona meydan okusa da hepsini mağlup etti Egonia. Gandrodi üzerinde ona baş eğdirebilecek hiçbir canlı yoktur, sadece Vehyor'u dinleyebilir. Vehyor ise ona herhangi bir talep sunmaz, emir vermez..."

Karanlık yavaş yavaş yeryüzüne çökerken Aykılıç'ın da tüyleri parlamaya başlamıştı. Letruce ileride Dokuz Dağları gördü. Dağlar deniz kıyısına kadar uzanmıyordu, dağların doğusundan yola devam ettiler. Denize uzanan ahşap bir iskele ve iskelenin üzerinde etrafı fenerlerle dolu bir adam gördüklerinde ise hava iyice kararmıştı.

"Bu da kim?" diye sesli düşündü Letruce. "Tek başına ne yapıyor?"

"Balıkçı," dedi Aykılıç. "Ama beni sana veren Çoban gibi bir Balıkçı."

Aykılıç ona doğru yürümeye başlamıştı ki tereddüt edip durdu.

"Ondan bir zarar gelmez, yanına gitmek ister misin?"

"Gidelim," dedi Letruce. "En azından bir selam vermiş oluruz."

Onlar balıkçıya yaklaşırlarken adam, elindeki makaralı bir oltayı sarıyordu.

"Hoş geldiniz." Arkasına bakmadan konuşurken misinası da sudan çıktı, iğnenin ucunda bir balık görmeyi beklerken altın külçesi gördü Letruce. İğnenin külçeyi nasıl tuttuğunu düşünürken Balıkçı altını alıp bir çuvala attı.

"Dünyamı yeniden inşa etmem için altına ihtiyacım var."

"Ne dünyası?"

Letruce'nin sorusu üzerine Balıkçı oltasını toplayıp iskeleye bıraktı, atın üzerindeki çocuğa yanaştı. Yaşlı bir adamdı ama sanki çok fazla değil.

"Demek Çoban sana Aykılıç'ı verdi," dedi düşünceli bir tavırla. "Eh, sıra bende o zaman."

Balıkçı iskelede kendi malzemelerinin olduğu yere kadar geri gitti, oradaki eşyalarını karıştırıp küçük bir şeyi eline aldı, sonra onu bir kutuya koydu. Letruce'nin yanına geri döndüğünde Letruce atından inmişti, adam kutuyu açıp genç avcıya uzattı. Kutunun içinde altından yapılmışa benzeyen bir olta iğnesi vardı.

"Artık senin."

"Bununla ne yapacağım?" diye sordu Letruce. "Sen kimsin, neden ve nasıl denizden altın çıkarıyorsun?"

"Dünyamı yeniden inşa etmem gerekiyor," dedi yeniden balıkçı. "Aptal Süvari, Suikastçi ile kavga ederken bütün dünyamı küle çevirmiş. Onu tekrar inşa etmeliyim."

Letruce hiçbir şey anlamamıştı, adamın bahsettiği süvari ve suikastçi özel ya da şifreli isimler olmalıydı. Ama Yafren’de birini o istemediği sürece konuşturamayacağını anlayalı çok olmuştu. İğneyi aldı.

"Her neyse," dedi sonra. "Bana müsade, yola devam etmem gerek. Sana kolay gelsin, umarım dünyanı yeniden inşa edebilirsin."

"Bu gece ormanda uyu ve dinlen Yeşil Gölge," dedi Balıkçı. "Aykılıç'la gidilecek yarım saatlik mesafe ileride gorphanlar var."

"Onları haklarız," dedi Letruce. "Lovinas'a bir an önce gitmem gerek."

"Oraya gecenin bir yarısı varacaksın," dedi balıkçı. "Sabah yola çıkarsan öğle vakti gelmeden orada olursun, tüccarlar da dükkan açmış olur. İhtiyacın neyse alırsın."

Letruce tüccarlarla işini nereden bildiğini soracaktı ki bu diyaloğu kaldıramayacağını fark etti. Gerçi liman kentinde başka ne işi olabilirdi?

"Onu dinle," dedi Aykılıç zihninin içinden. "Balıkçı boşa konuşmaz."

"Öyle olsun bakalım," dedi Letruce hem balıkçıya hem Aykılıç'a cevap vererek. "Hediyen için teşekkür ederim balıkçı ama hâlâ ne işime yarayacağını söylemedin."

"Zamanı gelince Yeşil Gölge," dedi adam. "Anlayacaksın."

Letruce başını sallayıp Aykılıç'ın üzerine binerken Balıkçı çocuğun pelerinin cebinden merakla ona bakan kynoaxı fark etti.

"Merhaba," dedi balıkçı ona gülümseyerek ama Lithina çoktan kafasını Letruce'nin cebine geri sokmuştu.

"Lithina, çık da merhaba de amcaya."

Letruce'nin teşviği de Lithina'yı oradan çıkarmak için yeterli olmadı.

"Biraz utangaçtır kendisi," diyerek açıkladı Letruce. "Her neyse, iyi geceler."

"İyi geceler," diyerek karşılık verdi balıkçı. "Görüşmek üzere Yeşil Gölge."

Letruce atını ormana sürdü, karnı biraz acıkmıştı ama avlanmak için geç bir zamandı. Ağaçların arasına gelince matarasını çıkarıp su içti Letruce.

"Sen de ister misin Aykılıç?"

"Hayır teşekkür ederim."

"Ben isterim," dedi Lithina pelerinin cebinden fırlayarak. "Çok susadım. O adam da kimdi ayrıca? Vay be! Ne insanlar var dünyada..."

Letruce, Lithina dırdır ederken mataradan avcuna biraz su döktü.

"Al bakalım."

Lithina parmak uçlarına konarak Letruce'nin avcundaki suyu kısa sürede hüpletti.

"Teşekkürler tatlı bal."

"Rica ederim tatlı prenses," dedi Letruce gülerek. "Şimdi uyuyacağım. Sen de ormanda istediğin kadar tıkınabilirsin ama bir tehlike sezersen beni uyandır."

"Olur," dedi Lithina ve neşeyle kanat çırparak uzaklaştı.

"Sen uyuyacak mısın?" diye sordu Letruce Aykılıç'a dönerek. Atın tüyleri bembeyazdı ve ışık saçarak geceyi aydınlatıyordu.

"Türümün uykuya ihtiyacı çok nadir durumlar haricinde yoktur Letruce."

"Peki," dedi Letruce. "O zaman sen de etrafta dilediğini yapabilirsin. Beni gün doğarken uyandırabilir misin?"

Aykılıç başını sallarken Letruce uzun otları yoldu, temizledi ve onlardan küçük bir yastık yaptı. Sonra onu toprağın üzerine, başını da onun üzerine koydu ve pelerinine sarınarak derin bir uykuya daldı.

---

Aykılıç istediği gibi onu gün doğarken uyandırdı, hava yeni yeni aydınlanmaya başlıyordu ve Letruce kendisini çok daha iyi hissediyordu. Esneyip gerindi ve çevik bir hareketle ayağa kalktı.

"Hadi bakalım, şu limana gidelim."

Aykılıç ağır adımlarla tekrar yollara düştü, hayvanın gündüz vakti koştuğu çok nadirdi ama gece dümdüz yolları rüzgar gibi koşarken gündüz dağ ve bayırları tırmanmaya yöneliyor ya da karanlık vadilerden, orman içlerinden geçerek yürüyordu.

"Geceyi değerlendirebilsek daha iyi olurdu," dedi Letruce. "Acaba balıkçının bahsettiği gorphanlar şimdi nerededir?"

"Bilmem," dedi Aykılıç. "Dün bilgi aldık ve doğru olanı yaptık. Bugünün bilgisi ayrı, yapılacakları ayrıdır."

Letruce başını sallarken gözleri Lithina'yı aradı, kynoax yine ortalıkta yoktu ama bir yerlerden çıkacağına emindi Letruce. O yüzden gönül rahatlığı ile yoluna devam etti.

Yolu Aykılıç’a bırakmıştı ancak deniz kenarında en azından bir köy bulunduğunu duymuştu sanki ustasından.

“Aykılıç, ben buralarda deniz kenarında bir köy olduğunu duymuştum. Onu daha görmedik.”

“Orayı geçtik,” dedi Aykılıç. “Görmemen normal.”

“Hep deniz kenarından ilerlemedik mi? Sadece bir tepeyi tırmanmaya başladığımızda denizi görmediğimi hatırlıyorum, sonra bir vadiye inmiş ve yola devam etmiştik.”

“O sırada geçtik,” dedi Aykılıç. “Yolumuzu ciddi anlamda kısalttı. Köye uğramak mı istiyordun?”

“Hayır,” dedi Letruce. “Böylesi daha iyi olmuş.”

Şimdiyse Belcas'ın batı kıyılarında olmalılardı ve bu kıyılar Yafren kıyılarına nazaran daha engebeli, daha kayalıklı olduğundan kıyı ormanlarından ilerledi Letruce. Üç saat kadar sonra ise kayalıklar bitmiş ve kıyı yeniden kumsala dönmüştü. Ufuk çizgisinde ise belirli belirsiz binalar ve gemiler vardı. Letruce gözlerini kısarak onlara bakıyordu.

"Şu kayaya çıkar mısın Aykılıç?" dedi sonra ileride göğe dayalı bir merdiven gibi yükselen geniş ve büyük kayayı göstererek. "Limana bakalım."

Aykılıç söyleneni yaptı ve kayanın ucuna kadar yürüdü. Letruce kumların üstünde tek veya iki katlı binaları, karınca sürüsü gibi oradan oraya gezen insanları, rengarenk çadırlar gerilmiş pazar alanlarını ve denizin devleri gibi suyun üzerinde salınan kocaman direkli yelkenli gemileri gördü. Lovinas kesinlikle burası olmalıydı...

-

“Beni bileklerimden başka ne kurtarabilir?”

-Hesi