© Vehyor 2026 – Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.
← Tüm Bölümler

Limandaki Korsan [32. Bölüm]

Letruce limanda iki saat boyunca anlaşma ve pazarlık yapmaya çalıştı ama Yak-Pab'ın söylediğinin aksine hiçbir tüccar Yafren'e mal götürme heveslisi değildi. Belediye başkanının ödeme teminatına ise oturma organlarıyla gülüyorlardı. Bu kadar büyük bir sipariş için belediye başkanının teminatı yeterli gelmiyor olmalıydı. Para peşin ödense de binbir farklı sıkıntı çıkacağına ve malzemelerin Agrum'a ulaşamayacağına emindi Letruce. Ancak isteksizlikten ziyade buranın tüccarlarında sinir bozucu bir tavır vardı.

Marketleri, pazarları gezmiş, gemi kaptanlarıyla bile konuşmuştu ancak bu işin bir oluru yok gibiydi. Haber vermek üzere Agrum'a geri dönmeyi düşünüyordu ki büyük bir tezgahın etrafında beş tüccar gördü. Bunlar birlikte iş yapıyor olmalılardı ve etraftaki liman muhafızlarına bakılırsa epey zengin ya da önemli kişilerdi.

'Bir de bunları deneyeyim,' diye düşündü Letruce. 'Hem daha resmi görünüyorlar. Belki güzelce anlaşırız.'

Letruce önde Aykılıç arkasında tezgaha yanaştılar.

"Merhaba," dedi Letruce tüccarların en yetkilisi gibi görünen mor şapkalı ve siyah gömlekli bir adama. "Yüklü miktarda maden sevkiyatı üstlenebilir misiniz?"

Adam gözleriyle Letruce'yi ölçüp biçti, diğer tüccarlar da ona doğru dönmüşlerdi ve çocuğu inceliyorlardı.

"Yafrenli misin?"

"Evet," dedi Letruce, aksanından belli oluyor olmalıydı.

Adam diğer tüccarlara dönerek kulaklarına bir şeyler fısıldadı. O sırada Letruce’nin yanına denizci oldukları giyimlerinden belli olan üç adam daha yanaştı. Ortada olan diğer ikisine göre daha gençti, gemi kaptanı olmak için çok genç olsa da önemli biri olduğunu düşündü Letruce. Belki aralarında bir iki yaş falan vardı. Onlar tezgahtaki malları incelemeye başladıklarında Letruce dikkatini genç denizciden ayırıp yeniden tüccarlara verdi.

"Demir, bakır, gümüş, siyah orsana..."

Letruce lazım olan malzemeleri sıralarken mor şapkalı tüccar liman muhafızlarına başıyla bir işaret yaptı.

Letruce etrafının sarıldığını fark edince bıçağını çıkardı.

"Neler oluyor?"

"Lovinas'ta ticaret yapmak için iznin var mı çocuk? Eğer kürek mahkumu bir köle olmak istemiyorsan keseni ve yayını ver, sonra çek git."

"Bu nasıl bir saçmalık?" diye bağırdı Letruce. "Siz haydut musunuz?"

Liman muhafızları çocuğu kollarından tutup sarsarken limandaki diğer insanların dikkati de orada toplanmıştı ve ne olduğunu birbirlerine soruyorlardı.

"Haydutlar!" diye bağırmasıyla muhafızların eliyle ağzını kapatması bir oldu ve karnına bir tekme attılar. İki büklüm olan Letruce bıçağını da düşürdü, doğrulduğunda mor şapkalı tüccar karşısındaydı. Onun arkasında, boş tezgahtaki pahalı eşyaları, bıçak, kılıç, kemer ve mücevherâtı gayet sakin bir şekilde çuvala dolduran genç denizci ve yanındaki iki adamı gördü Letruce. Genç denizci Letruce'ye sus işareti yaptı ve gülümseyerek göz kırptı.

"Letruce."

Letruce ona seslenen Aykılıç'ı duydu ama ona cevap verecek durumda değildi.

"Onlara saldırabilirim, sonra kaçarız. İşaret vermen yeterli."

"Yayını ve keseni ver çocuk," dedi haydut tüccar yeniden. "Ya da hırsız olduğunu ilan edip senden bunları zorla alırım ve köle olarak satılırsın. Bağırırsan da şuracıkta gırtlağını keser ve herkese hırsız olduğunu söylerim. Dua et ki kanlı işi sevmiyorum."

Tüccar kulağına doğru hafifçe eğilip fısıldarken genç denizci de tezgahtan biraz uzaklaştı ve pazarın ortasına doğru bağırdı.

"Hırsız var! Yakalayın!"

Denizcinin bağırmasıyla aynı anda pazarın ilerisinde iki üç kişi ellerindeki şeyleri yere atarak kaçışmaya başladılar. Liman muhafızlarından da Letruce'yi tutan ikisi hariç hepsi hırsızların peşine düştü. Genç denizci, haydut tüccarlara ve Letruce'ye doğru yanaştı.

"Limanında ne çok hırsız var San'ur," dedi mor şapkalı tüccara gülerek. "Ya bu arkadaş kim?"

"Başka bir hırsız," dedi adı San'ur olan tüccar gözlerini Letruce'den ayırmadan. "Limanda izin olmadan gezen ve yüklü miktarda sipariş veren biri hırsızdan başka ne olabilir?"

"Limanda gezmek için izne ihtiyacımız olduğunu bilmiyordum," dedi genç denizci. "En azından Kaptan Horifa'nın böyle bir izne sahip olmadığını biliyorum ama Lovinas limanında beş yıldır ticaret yapıyoruz."

"Siz başkasınız Evruos," dedi San'ur. "Siz Belcaslısınız, izne ihtiyacınız yok. Bu ise Yafrenli, daha doğru düzgün konuşmayı bile bilmiyor."

"Her neyse," dedi Evruos bir altını baş parmağıyla San'ur'a fırlatırken. "Yeni kürek mahkûmumuzu ver bakalım."

San'ur parayı havada kaparken diğer tüccarlar haince sırıttılar.

"Hay hay," dedi San'ur. "Oğlan kesesini ve yayını verdikten sonra senindir." San'ur elini uzattı.

Letruce içinde yükselen öfkeye rağmen kapana kısılmış hissediyordu, şu denizci, tüccarlardan mal çalmış ve sonra liman muhafızlarının dikkatini başka yere çekerek onlara yönelmişti. Amacı neydi ki? Gerçekten Letruce'yi bir kürek mahkumu mu yapacaktı yoksa yardım mı etmeye çalışıyordu?

San'ur kaşlarını çattı. Letruce'yi tutan liman muhafızlarına tekrar başıyla bir işaret verirken o kısacık anda genç denizciyle tekrar göz göze geldi Letruce ve adam dudaklarını sessizce oynatarak bir şey söyledi. Letruce ne dediğini anlamasa da tek kurtuluşunun genç denizci olduğunu o an kavradı. Liman muhafızları Letruce'yi diz çöktürüp yayını ve kesesini almak üzere kollarını büktüler.

"Durun," dedi genç denizci. "Kesesini alın ama yayına çok bağlı gibi görünüyor. Yayıyla birlikte bana ait olmasını istiyorum."

Liman muhafızları durdular ve tereddütlü gözlerle adı San'ur olan tüccara baktılar.

"Olmaz Evruos," dedi tüccar. "Kesesinde ne kadar para var belli değil. Ama yay yeşil orsanadan yapılmış." San'ur'un gözleri diz çöktürülmüş Letruce'nin hâlâ omzunda olan yayındaydı.

Adı Evruos olan genç denizci ileri doğru bir adım attı, çömelip Letruce'nin çenesinden tutarak yüzüne baktı.

"Keseni çıkar."

Liman muhafızlarına döndü. "Bırakın kollarını."

Muhafızlar tekrar San'ur'a baktılar, tüccar bezgin bir tavırla baş sallayınca çocuğun kollarını bıraktılar.

Letruce yeşil pelerininin cebinden Yak-Pab'ın ona verdiği para dolu keseyi çıkardı ve Evruos'a uzattı. Genç denizci keseyi alıp ayağa kalktı.

"Aç avuçlarını San'ur."

Tüccar avuçlarını açınca Evruos da kesenin ağzını açtı ve altınla dolu keseyi tüccarın avuçlarına boşalttı.

"En az otuz altın," dedi Evruos. "Gördüğün gibi, yaydan on tane alır."

Evruos çocuğu kolundan tutup ayağa kaldırdı. "Artık çocuk ve yayı bana ait. Parasını ödedim, sorununu da çözdüm."

San'ur homurdanarak çocuğa doğru yürüyünce Evruos onu itekledi. Bunun üzerine hem iki liman muhafızı, hem de diğer dört tüccar kılıçlarını çektiler.

"Durun," dedi onlara San'ur, Evruos'a döndü. "Beni kırma da şu yayı da ver işte Evruos. Senin bir işine yaramayacağını biliyorum."

"Sana otuz altın ve güvenlik verdim," dedi Evruos. "Canını da bağışladım, ısrar etmeye devam edersen kılıçları çekili adamlarını gebertip seni de Kaptan Horifa'ya götüreceğim. Kral Locavir'in kaptanımın ahbabı olduğunu unuttun herhalde?"

San'ur'un yüz ifadesindeki kızgın ifade yok olurken endişe içinde ellerini kaldırdı.

"Tamam tamam. Bu kadar büyümesine gerek yok," dedi tüccar. "Senle pazarlık yaparken bazen Belcaslı bir denizciyle değil de Lapinli bir korsanla konuşuyor gibi hissediyorum Evruos."

Tüccar Letruce'nin omzundaki yaya bakarken iç çekti. "Tamam. Lanet olsun, ikisi de senin olsun."

Evruos cevap vermeden arkasına döndü ve elini Letruce'nin omzuna attı.

"Gidelim."

Letruce iki denizci ve Evruos'la birlikte pazardan çıktı ve büyük bir gemiye yürümeye başladılar.

"Paranı da bana hikayeni anlattıktan sonra geri alacaksın," dedi Evruos. "Senin sayende ahmaktan en az yüz altınlık mal aşırdım. Çok güzel dikkat dağıtıyorsun."

Evruos diğer iki denizciyle birlikte kahkaha atarken Letruce gülmüyordu. Denize düşüp yılana sarılmış olduğundan korkuyordu.

"Adın nedir dostum?" diye sordu Evruos. "Yafrenli olduğunu aksanından herkes rahatça anlayabilir. Burada ne yapıyorsun?"

"Adım Letruce. Buraya malzeme almak için gelmiştim. Yafren'de gorphanlar var, belki haberiniz vardır."

"Duymuştum," dedi Evruos. "San'ur'a saydığın malzemelere bakılırsa silah yapmak için."

"Evet," dedi Letruce. "Büyük istilanın başladığını düşünüyoruz. İki sene sonra geri döndüler."

Gemiye adımlarını atarlarken Letruce tereddüt etti. Onun tedirginliğini fark eden Evruos gülümsedi.

"Bir çayımızı iç yahu," dedi. "Sohbet ederiz."

Letruce'nin canı sıkkın olsa da kaybettiği parasını geri almak istiyordu ve genç denizciye de borçlu gibiydi. Ama hâlâ şüpheleri vardı.

'Diğerinden ne kadar kötü olabilir,' diye düşünerek gemiye adımını attı.

"Kaptan Horifa birkaç saate burada olur," dedi Evruos Letruce'yi yelken direğinin dibine buyur ederek. "Oturalım."

Letruce Aykılıç'ın aşağıda onu beklediğini fark etti. Keşke o da ses çıkarmadan Aykılıç ile konuşabilseydi.

"Çocuklar bize yemek ve çay getirin," dedi Evruos kendinden yaşça büyük denizcilere dönerek. "Misafirimiz var."

Sonra Letruce'ye döndü. "Ben Hamthus sınırlarında çok gezdim, çok da gorphan gördüm."

"Belcaslı değil misin?" diye sordu Letruce. "Hamthus'ta ne işin var ki? Eglasir'e, Abteres'e, Fongria'ya yelken açmak varken?"

"Coğrafyadan anlıyorsun," dedi Evruos. "Ama ben Belcaslı değilim. Lapinliyim."

"Ama," dedi Letruce aniden irkilerek. "Senin Belcaslı olduğunu söylediler."

"Yalan," dedi Evruos basitçe. "Bu da bir Lapin gemisi, limanda mal satmak için rol yapıyoruz. Neredeyse tüm Lapinliler Belcas aksanını çok iyi konuşur."

Letruce'nin nutku tutulurken nasıl bir belaya bulaştığını zihninden ölçmeye çalıştı. Lapin gemisi, kuzeyliler, korsanlar...

"Yani, korsan mısınız?"

Evruos gülümseyerek başını salladı. "Hem de en azılılarından. Kaptan Horifa aslında Kaptan Hor'dur. Kuzey denizinin sahibidir."

"Peki endişelenmeli miyim?" Letruce gergin bir halde sorarken Evruos kahkaha attı.

"Eh, eğer seni gözüm tutmamış olsa gerçekten bir kürek mahkumu olurdun. Ama köyü kasabası için yola çıkan kendi halinde bir delikanlı olduğun belli. O yüzden sorun yok."

"Sen kaç yaşındasın?" diye sordu Letruce korsana.

"On sekiz," dedi Evruos. "Dokuz yaşımdan beri de açık denizlerdeyim. Öncesinde de Lapin kıyılarında balıkçılık yaptım."

"Ben de on yedi yaşındayım," dedi Letruce. "Altı yedi sene kadar şifacı çıraklığı yaptım. İki senedir de demirci çırağı ve avcıyım."

"O yayı canın pahasına korumandan avcı olduğunu tahmin etmiştim," dedi Evruos. "Eh, bana can borçlandın gibi avcı."

O sırada denizciler biraz kurutulmuş et, sıcak patates ve çay getirdiler. Letruce'nin içi biraz rahatlamıştı ama tamamen değil.

"Şu sevkiyat işini üstlenebilirim," dedi genç korsan. "İstediğin malzemelerin hepsini rahatlıkla bulurum."

"Hepsinden çok fazla lazım," dedi Letruce. "Emin misin?"

Evruos tekrar kahkaha atarak eliyle geminin direklerini işaret etti. "Bu gemi neden var zannediyorsun? Bu tarz işler için tüccarlar yerine korsanlara gitsen işini çok daha kolay hallederler. Belki daha fazla para verirsin ve daha riskli bir iş olur ama buna değer."

"Bana söylenen neyse o usulle yapmaya çalışıyorum," dedi Letruce. "Kendi işim değil."

"Peki teklifime ne diyorsun?"

Letruce cebinden malzeme listesini çıkarıp uzattı. "Hepsi için kaç altın istiyorsun?"

Evruos gözlerini listede aşağı kaydırdıkça yüzü şaşkın bir ifade aldı.

"Her şeyi anladım da," dedi parmağını kağıdın aşağısında bir yere bastırarak. "Bir ton Ludjsi kerestesi ve elli kilo Dmetoz karıştırıcısını ne yapacaksınız?"

Letruce onların Yak-Pab'ın yazdıkları olduğunu fark etti.

"Bilmiyorum," dedi. "Yafren'de Avcılar Birliği adında bir birlik var. Birliğin liderinin eklediği şeyler bunlar."

Evruos listeyi Letruce'ye geri uzattı. "Bu son ikisi hariç diğerlerini bir haftada istediğin yere götürürüz. Sondakiler biraz daha zaman alır, sevkiyat yeri aynı mı?"

Letruce başını salladı. "Evet, hepsi aynı kasabaya, Agrum'a ulaştırılacak." Belediye başkanının ödeme teminatını da çıkardı. "Fiyatta anlaşalım."

Evruos malzemelerin miktarını hatırlamak için listeyi Letruce'den geri aldı.

"Bu gerçekten de yüklü bir sipariş. Son ikisi hariç beş bin altın. Diğerleri hakkında fiyat bilgim yok, kaptanıma danışacağım. Seninle kasabada tekrar konuşalım mı? İstersen seni kasabana götürebilirim."

"Ben kasabada olmayacağım," dedi Letruce. "Lider Yak-Pab ile ya da belediye başkanı ile konuşursun."

"Lider ne dedin?" diye sordu Evruos tekrar duymak için.

"Yak-Pab," dedi Letruce. "Malzemeleri isteyen o."

"Yak-Pab," diyerek tekrar etti Evruos. "Tamamdır. Beş bin altın kabul mü?"

"Dört bin olsa?"

"Dört bin beş yüz yapalım o zaman."

"Kabul," dedi Letruce. "Mürekkep ve kalem var mı?"

Evruos ayağa kalktı ve bir kamaraya girdi. Otuz saniye kadar sonra elinde bir kalem ve mürekkep şişesiyle çıktı. Letruce'ye uzattı.

“Bu kadar ciddi bir işi sana teslim ettiklerine göre sana epey güveniyor olmalılar,” dedi Evruos. “Yine de siparişi teyit etmek için kasabanıza bir adam göndermem gerekiyor.”

Letruce belediye başkanının teminatında boş olan fiyat yerine 'dört bin beş yüz' yazdı.

“Olur,” dedi Letruce. “Fakat korsan ya da Lapinli olduğunuzu öğrenirlerse işler değişebilir.”

“Sen orasını bana bırak,” dedi Evruos. “Ticaret yapıyoruz sonuçta. Bu anlaşmadaki sıfatımız tüccar olacak elbette.”

Letruce kalemi, mürekkebi ve belediye başkanının ödeme teminatını Evruos'a uzattı. "Unutursan burada kasabanın ve belediye başkanının adı yazıyor. Bütün malzemeler Agrum’a gidecek. Liste de sende kalabilir."

Evruos başını sallayarak kalemi eline aldı. "Şu Yak-Pab'ın ismini de not edeyim." Evruos ismi listenin üzerine not aldıktan sonra kalemi ve mürekkebi bir kenara koydu. "Hadi, yemekleri soğutmadan yiyelim. Sonra da senin şu otuz altınını vereyim."

Letruce yemeğini yemeye ve denizcilerin yaptığı sıcak çayı yudumlamaya başladı. Zor ve alışılmadık bir yoldan da olsa her şey çözülmüştü, yemek boyunca Evruos'u inceleyerek hakkında fikir sahibi olmaya çalıştı. Genç denizci geçimli olmasının yanında karakteriyle alakalı hiçbir şey belli etmiyor gibiydi, bulunduğu her ortama ayak uydurabilecek bir yapısı vardı. Yine de incelemeyi bırakmadı Letruce çünkü içinde Evruos'u daha çok göreceğine dair bir his vardı.

*
Gördüğüm tek gerçek sen
Sözlerinde barınmaz gizem
Ne umut bekle ne felaket
Sona kalacak aynı özlem