Letruce avcılara gülümseyerek karşılık verdi. İçlerinden bazılarının onu küçümsediğini düşünse de yaşının küçük olmasıyla, birliğe katılmak istemesiyle ve beyaz saçlarıyla ilgili yaptıkları sözde şakalar ona dokunmuyordu. Zaten o sadece Lider Yak-Pab'ın sözlerini önemsiyordu, diğerlerinin ne düşünüp ne söyledikleri çok da umrunda değildi.
Şanslıydı ki bu seferki şamata fazla uzamadan Lider Yak-Pab yanında kampta olanlardan daha fazla sayıda avcıyla çıkageldi.
"Ateşi hazırlayın," dedi sert bir sesle. "Yemek yiyeceğiz."
Şimdi kampta yirmi kadar adam vardı ve ateşi ve yemekleri hazırlamak üzere hareketlenenler hariç hepsi Yak-Pab'ı izliyordu. Kendine özgü kişiliğinin yanında Lider Yak-Pab; uzun boyu, geniş omuzları, kazınmış kafası ve esmer, biçimli yüzüyle oldukça dikkat çekici bir adamdı. Letruce'yi görünce çatık kaşları hafifçe havaya kalktı, sert yüzü yumuşadı ve çocuğa gülümsedi.
"Nerelerdeydin Letruce?"
Letruce Yak-Pab'ı eğilerek selamladı. "Ustamla birlikteydim Lider Yak-Pab," dedi saygıyla. Ardından kısa bir süreliğine etrafındakilere teker teker baktı. "Hepinize ustam Bilge Manhu'nun selamını getirdim."
Avcılar başlarını hafifçe sallayarak karşılık verdiler, Yak-Pab buradayken hiçbiri şaka yapmaya kalkamazdı. Letruce büyüyünce onun gibi olmak istiyordu. İçinden bir ses tabiat olarak çok farklı olduklarını söylese de Letruce en azından bazı konularda ona benzemeyi diliyordu.
Elindeki kil tası Yak-Pab'a uzattı.
"Ustam size bunu teslim etmemi istedi," dedi. "Ne için olduğunu bana söylemedi, sadece bir ilaç olduğunu biliyorum."
Yak-Pab tası aldı ve yanındaki bir avcıya uzattı. "Bunu hemen Çavuş'a yetiştirin. Bilge Manhu'nun ilacı onu iyi edecektir." Letruce'ye döndü. "Teşekkür ederiz Letruce."
"Çavuş hasta mı?" diye sordu Letruce panikle. Çavuş, Avcılar Birliğinin kıdemlilerinden olan, çoğundan daha yaşlı ve genellikle sessiz bir adamdı. Yaşı epey ilerlemiş olmasına rağmen sert mizacı, liderin ona duyduğu güven ve yıllardır diğerlerinin üzerinde sürdürdüğü otorite sebebiyle avcılar ondan ölesiye çekinir, bir dediğini asla iki etmemeye çalışırlardı. Letruce de ondan çekindiği için Çavuş'la pek konuşamasa da ona da büyük saygı duyuyordu.
"Çavuş yaralandı," dedi Lider Yak-Pab. "Bir kurt saldırmış." Çocuğun gözlerine baktı. "Ender olanlardan biri… Tehlikeli bir türden."
Letruce ile göz göze geldikleri zaman Yak-Pab bir şey daha ekleme ihtiyacı hissetmişti ve Letruce ona yalanı yakıştıramasa da bunun yalan olduğunu rahatlıkla anlamıştı. Başka bir şeyler olmuştu ve Lider Yak-Pab onun bilmesini istemiyordu. Letruce kısa bir süre etraftaki avcıların gözlerine bakarak bunu doğruladı. O sırada Yak-Pab'ın talimat verdiği avcı, ilacı Çavuş'a götürmek üzere hızlı adımlarla oradan ayrıldı.
Yak-Pab yeniden Letruce'ye döndü ve elini omzuna koydu.
"Bilge Manhu'ya teşekkürlerimi ilet Letruce," dedi. "Şimdi, söylemek istediğin başka bir şey yoksa benim bazı işlerim var. Sense kampta istediğin kadar kalabilirsin, istersen avcılarla birlikte yemek de yiyebilirsin."
"Aslında..." dedi Letruce telaşla. Yak-Pab'la konuşma fırsatını kaçırmak istemiyordu. "Size söylemek istediğim şeyler var, çok sürmez ama yalnız olursak daha iyi olur."
Yak-Pab etrafındaki avcılara döndü, avcılardan bazıları merakla birbirlerine baksalar da Yak-Pab'ı konuşturmadan oradan uzaklaştılar. Şimdi koruluğun ortasında sadece Letruce ve Yak-Pab dikiliyordu.
"Dinliyorum Letruce." Adamın her zamanki sertliği geri gelmişti. "Diğer avcılardan saklamak istediğin, bu kadar önemli olan şey nedir?" Letruce onun sesinde belli tonda bir öfkeyi bile hissetti.
"Bir adam gördüm," dedi kısık ses tonuyla. "Rantem Usta'nın dükkanında."
Letruce, liderin dikkat kesildiğini fark etti. Henüz adamla ilgili hiçbir şey söylemediği halde birinden bahsetmesi Yak-Pab'ın ilgisini çekmişti. Liderin görüntüsü, duruşu tamamen aynıydı ama Letruce üzerindeki dikkatin yoğunluğunu hissedebiliyordu.
"Yayımı sormak için gitmiştim," diye devam etti. "Rantem Usta elimdeki ilacı görünce onunla dükkanına girmemi istemediğini söyledi. Ben de Avcılar Birliğine götürdüğümü söyledim.” Letruce bir anlığına durdu. “O sırada bir adamın bana baktığını fark ettim. Yüzü zar zor görülüyordu, hatta neredeyse görünmezdi. Ama gözlerini gördüm, gayet düşmancıl..."
"Adamın sana baktığını ne zaman fark ettin?" diye araya girdi Yak-Pab. "Bizden bahsetmeden önce de bakıyor muydu, yoksa Avcılar Birliği dediğini duyduktan sonra mı sana dikkat kesildi?"
Lider Yak-Pab hiddetlenmiş gibiydi, Letruce heyecandan az kalsın soruyu unutacaktı.
"Tam hatırlamıyorum," dedi sonra. "Ama sonra diye düşünüyorum, yani ben onu fark ettiğimde zaten dükkândan çıkmak üzereydim. Öncesinde bakıyor olsa fark eder miydim, bilmiyorum."
Yak-Pab çok da uzakta olmayan avcılardan birine eliyle yanına gelmesini işaret etti. Letruce gelen avcıyı çok kere kampta görmüştü ama ismini bilmiyordu. Sarışın, orta boylu, uzun saçlı ve yakışıklı bir adamdı. Genelde neşeli ve konuşkan biri olduğu izlenimi veren güleç yüzüne rağmen gizemli ve ketum biriydi, Letruce onun Lider Yak-Pab'a oldukça yakın olduğunu tahmin ediyordu, hatta belki de sağ koluydu. Adam yavaş ama uzun adımlarla yanlarına geldi ve ikisini de selamladı, sonra Yak-Pab'a döndü.
"Sizi dinliyorum liderim."
Yak-Pab Letruce'ye döndü. "Letruce silahçı Rantem'in dükkanında birini görmüş." Cümleyi sakince kurduktan sonra bu sefer sarışın avcıya döndü. "Bizim aradığımız adam bu olabilir Pilano."
Eliyle uzaktaki bir yeri, ormanlık alanı işaret edince Pilano başını salladı.
"Gidip bir soruşturun," dedi Yak-Pab. Cümleleri teker teker, üzerine basarak, sanki şifreliymiş gibi söylüyordu, her cümlesinin altında bambaşka bir gerçeklik saklıydı sanki. "Hala oradaysa, Letruce onu tanıyacaktır." Kaşları çatılırken gözleri kısıldı. "Ve sen de..."
"Liderim bu oldukça zayıf bir ihtimal," diye söze girdi Pilano. "Çünkü..."
Pilano cümlesine başlayamadan Yak-Pab elini kaldırdı.
"Pilano, Pilano..." dedi gözlerini kapatıp. "Bazen her konuyu benimle baş başaymış gibi tartışmak hevesinde olmayan bir yardımcıya ihtiyacım oluyor." Yak-Pab dişlerini sıktı. "Umarım dediğimi anlamışsındır Pilano."
"Peki liderim," dedi Pilano sakince. "Nasıl isterseniz."
Letruce bu olayın onu Avcılar Birliğine bir adım daha yaklaştıracak bir fırsat olduğunu tahmin bile edemezdi. Lider Yak-Pab şu an biraz gergin de olsa bu soruyu sormak için en uygun zaman şimdiydi. Hem diğer avcılar da etrafta değildi.
"Lider Yak-Pab," dedi Letruce biraz heyecanla. “Ben…”
"Aynı anda iki yere bağlı olamazsın Letruce.” Yak-Pab o daha cümleyi tamamlamadan araya girdi. "Sen Bilge Manhu'nun çırağısın. İhtiyarın sana öğrettikleri, muhtemelen burada öğrenebileceğin şeylerden kat kat daha iyidir."
"Ama yayım hazır," diye itiraz etti Letruce. "Rantem Usta yayımı bitirmiş. Hem ustam vazifelerimi aksatmadığım sürece kendisi için sorun olmadığını söyledi."
Yak-Pab iç çekti ve çocuğa döndü. Konuyu kapatmak üzere kesin bir cümle kuracaktı ki çocuğun kara gözlerinin içindeki parıltılı şevki ve kırılgan heyecanı fark etti. Yak-Pab bu çocuğun heyecanını şimdi kırsa bile o şevk Letruce'yi eninde sonunda gitmek istediği yere götürecekti. O halde neden çocuğu mutlu etmek varken hevesini kırsındı? Ayrıca Yak-Pab'ın sözlerini ne kadar önemsediği ve birliğe katılmak için yanıp tutuştuğu çok net belli oluyordu. Çocuğun bir ayağı hep buradaydı, Manhu çocuğu salıverse belki ihtiyarın yanına bile uğramayacaktı. Yak-Pab onun gururunu kırmamaya, çocuğu mutlu edip birliğin çatısı altına almaya işte bu kısacık anda karar verdi.
"Peki Letruce," dedi ciddiyetle. "Çavuş iyileştiği vakit her gün buraya gelirsin, eğitimine onunla başlayacaksın."
Letruce bir anlığına afalladı, birliğe kabul edilmişti. ‘Avcılar Birliği’ne kabul edilmişti!
Bu olay, bu haber, bu gün hayatında bir milattı. Hatta öyle ki şeytanın bacaklarından en önemlilerinden birini sanki az önce kırmıştı. O kadar istemsizce gülümsedi ki neredeyse otuz iki diş sırıttı.
"Çok teşekkür ederim Lider Yak-Pab," dedi sonra yarı kekeleyerek. "Sizi hayal kırıklığına uğratmayacağım." Son cümlesini daha net ve kati bir inançla söylemişti.
Yak-Pab da gülümseyerek elini çocuğun omzuna koydu.
"Sen ustanı ihmal etmemeye bak, bununla alakalı ihtiyar şifacıdan kulağıma tek bir şikâyet gelirse bozuşuruz."
"Gelmeyecek Lider Yak-Pab," dedi Letruce. "Söz veriyorum."
Yak-Pab'ın gülümsemesi yayıldı. "O halde şimdi ilk görevin için yola koyul bakalım genç avcı." Önce Pilano'ya imalı bir bakış attı, sonra yeniden Letruce'ye döndü ve göz kırptı. "Gözüm üzerinde olacak." Parmaklarını şıklattı ve sonra seri adımlarla yanlarından ayrıldı.
Yak-Pab gidince Pilano birden eğilip çocuğun çizmelerini bağlamaya başladı, Letruce hayretle ona baksa da kıpırdamadı. Adam çizmeleri bağladıktan sonra arkasına dönüp yürüdü, Letruce de onu takip etti.
"Çizmelerinden bile bihaber bir oğlana Çavuş'un neyi nasıl öğreteceğini merak ediyorum doğrusu. Zaten o da epey yaşlandı."
Pilano kısa bir süreliğine Letruce'nin yüzüne baktı. "Hiç surat asma." Çocuğun yüzündeki ifadenin değişmediğini görünce güldü.
"Şakaydı evlat," dedi. "Kampta bundan çok daha kötülerine aldırış etmediğini görmediğimi mi sanıyorsun?"
Letruce meseleyi uzatmamaya karar verdi, zaten suratını da bilinçli olarak asmamıştı. "Siz Lider Yak-Pab'ın yardımcısı mısınız efendim?" diye sordu.
"Yani, sayılır," dedi Pilano. "Ama bana Pilano demeni tercih ederim. Bütün avcılar birbirlerine isimleriyle hitap eder. Sen de eğitimini bitirip bir avcı olduğunda diğerlerine de isimleriyle hitap edebilirsin."
"Peki eğitimim bitene kadar nasıl hitap etmeliyim?" diye sordu Letruce.
Pilano eliyle saçlarını düzeltti. "Çavuş söyleyene kadar Çavuş'tan başka kimseyle muhatap olmayacaksın. Bir sorun olursa da ona sorarsın."
Letruce başıyla onayladı. Anlaşılan, Pilano açıklama yapmayı pek seven biri değildi.
"Peki," dedi sarışın avcının gözlerine bakarak. "Teşekkür ederim, Pilano."
Yol boyunca bir daha konuşmadan silah ustasının dükkanına kadar yürüdüler. Kapıya geldiklerinde Pilano durdu ve Letruce'ye döndü.
"Dinle evlat," dedi. “Birbirimizden habersizmiş gibi içeri gireceğiz.” Baş parmağıyla göğsüne dokundu. "Önce ben gireceğim. Benim ardımdan da sen gireceksin. Eğer gördüğün adam içerideyse 'avcı' diye bağıracaksın, içeride değilse yanıma geleceksin."
Pilano hafifçe çömelip çocuğun göz hizasına geldi, dışarıdan bakanlar için epey tuhaf bir manzara olmalıydı. "Yeterince basit anlattım, öyle değil mi?"
"Evet," dedi Letruce. "Sanırım anladım."
"Güzel," dedi Pilano. "Umarım içeridedir de bütün kasabayı dolaşıp millete soru sormama gerek kalmaz."
Letruce sessiz kaldı, plan biraz garip gelse de başka bir soru sormayacaktı. Karşısında çömelmiş duran bu sarışın avcının o adamı tek başına haklayıp haklayamayacağına dair içinde küçücük bir şüphe belirdi ama hemen ardından yok oldu. Lider Yak-Pab’a güveniyordu, Pilano’yu tek başına görevlendirdiyse yeterli olmalıydı. Ayrıca gösterdiği aşırı ilgiye rağmen sanki zaten böyle bir haberi bekliyor gibiydi, belki de hazırlığını çoktan yapmıştı.
Pilano yerden kalkıp pelerininin başlığını kapattı, sığır derisi pantolonunu yukarıya çekip kemerini düzeltti. Ardından duruşunu kamburlaştırıp başı öne eğik bir halde içeriye girdi.
Letruce bu hazırlık ve kılık değiştirme karşısında şaşırsa da bekledi. Pilano ne kadar beklemesi gerektiğini söylememişti. Bir dakika kadar sonra girmeye karar verdi. O sırada kara alev mantarı aklına geldi. Mantarı bulamadan ve geç bir vakitte ustasına dönerse hiç iyi olmazdı. Belki Pilano mantarı bilirdi; sonuçta avcılar hep ormanlarda avlanır, kimsenin gitmediği uzak yerlere gider ve ticaret yaparlardı. Usemil'in onu yanına çağırdığı da aklına gelince iyice telaşlandı, onu belki bugünlük erteleyebilirdi. Yine düşüncelere dalmışken belirlediği vakti aştığını fark etti. Pilano'nun ona kızmamış olmasını dileyerek içeri girdi.
*
Rüzgâr bilmiyor
İlham rüyalardan değil, rüya denen o çorak sahraya dahi akıyor
Söndürmeye çalıştığı ocak
Toprağın üstünde değil, kalbinde yanıyor