© Vehyor 2026 – Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.
← Tüm Bölümler

Kara Alev Mantarı [3. Bölüm]

Etrafına baktığında gördüğü ilk kişi Pilano oldu. Arkası dönüktü ve Rantem Usta ile konuşuyordu. Zaten dükkânda da başka hiç kimse yoktu. Rantem Usta, Letruce'yi fark edince arkasındaki masaya döndü.

"Al bakalım evlat."

Eğilip bir yay çıkardı ve tezgâhın üzerine bıraktı.

"Bugüne kadar olan hizmetlerinin karşılığı. Umarım beğenirsin."

Letruce hızlı adımlarla tezgâha yaklaştı, Pilano'nun gözleri de yayın üzerindeydi. "İyi iş Rantem Usta." Avcının yüzünde bir sırıtma belirdi. "Belki bana da uygun bir fiyata güzel bir yay yapmak istersin, ha?"

Silah ustası homurdandı. "Üzgünüm Pilano." Dükkandaki dağınıklığı ve yarım halde bekleyen işleri gösterdi. "Şu sıralar hiç olmaz." Elini tezgahtaki parlak yeşil renkli yayın üzerine koydu. "Aslında Letruce'ye de yapamazdım ama çok uzun zamandır bekliyordu."

"Öyle olsun bakalım usta," dedi Pilano dudaklarını büzerek. Letruce'ye dönüp tekrar sırıttı. "Belki başka zaman."

Letruce yayını tezgâhtan alıp inceledi. Önce elini parlak yeşil metalin üzerinde gezdirdi, bunu yaparken kalp atışları hızlanmıştı; bu yaya iyi denemezdi, bu yay tam bir sanat eseriydi.

"Usta," dedi tuttuğu nefesini bırakarak. "Bu, bu gerçekten Ulular Dağı madeninden mi?"

"Ta kendisi evlat," dedi Rantem gururlanarak. "Yeşil orsanadan." Elini bıyıklarına götürüp homurdandı. "Yeşil orsana şu günlerde elmastan bile zor bulunuyor. Madenin tükenmek üzere olduğunu söyleyenler var."

Letruce yayın kirişine asıldı ve bıraktı. Hafif bir esinti metalin üzerinden parıltılı, yeşil tozlar savurdu.

"Bu harika," dedi Letruce yutkunarak. "Daha da önemlisi, gerçek..."

Rantem ellerini önlüğüne sildi, ihtiyacı olduğundan değil, bu hareket silah ustasının tikiydi. "Benim sahte üretim yaptığım nerede görülmüş?" Göz ucuyla Pilano'ya baktı. "Yeterince akıllı olan avcılar bile silahlarını her zaman benden alırlar."

"Çok teşekkür ederim usta," dedi Letruce coşkuyla ve Rantem Usta'ya sarıldı. "Çok teşekkür ederim. Sana borcumu nasıl ödeyeceğim bilmiyorum."

Rantem kahkaha atarak çocuğa sarıldı ve sonra omuzlarından tutup kendinden uzaklaştırdı. "Üstün pas kokacak evlat." Çocuğun üstünü silkeledi. "Borcun yok, benim sana borçlarımın karşılığıydı bu."

"Artık gitmeliyiz usta," dedi Pilano. "Bulmamız gereken bir adam var. Sen görmediğine emin misin?"

"Bugün çok fazla yabancı vardı," dedi silah ustası etrafa bakarak. "Gördüysem de hatırlayamam."

Pilano başını salladı. "Peki usta, sana kolay gelsin. Sonra görüşürüz."

"Görüşürüz Pilano, Yak-Pab'a selamlarımı ilet."

Letruce'nin mutlulukla ona baktığını gören silah ustası ona babacan bir tavırla gülümsedi ve göz kırptı. Letruce sırıtırken Pilano'nun dükkânın kapısını açtığını fark etti, Rantem Usta'ya el salladıktan sonra Pilano'ya yetişti.

"Şimdi nereye gidiyoruz?" diye sordu. "O adam burada değilse muhtemelen hiçbir yerde değildir. Silahlar dışında bir şeylerle ilgilenen bir adama hiç benzemiyordu."

"Neden?" dedi Pilano düz bir sesle. "Gördüğün adam yemek yemeyen, süslü takılar takmayan, kıyafetleri olmayan bir gorphan mıydı?"

Letruce omuz silkti, göz ucuyla Pilano'ya baktığında avcının şaka yapıp yapmadığı konusunda tereddüte düştü.

"Gorphanlar Gandrodi'de gerçekten yaşıyor olsalar belki diyebilirdim." Dükkanda gördüğü adamın gölgeli yüzü aklına geldi. "Onlar sadece bir efsane ve insana da benzemiyorlar. Öyle değil mi?"

Pilano başını salladı. "Birinin varlığından henüz haberdar olmaman onun var olmaması için yeterli değil." Yüzünü çocuğa döndü, bir ders verecekmiş gibi durdu, sonra başını tekrar yola çevirdi. "Sadece aptallar bilmedikleri şeylere mucize derler. Bu dediğimi ileride anlayacaksın.”

O sırada kasaba meydanına gelmişlerdi ve en yakın oldukları yer Usemil'in tezgahıydı. Usemil her nasılsa Letruce'yi yine hemencecik fark etti.

"Letruce buraya gel!" diye bağırdı. "Yardıma ihtiyacım var."

O sırada Pilano gözlerini kısarak uzaktaki Usemil'e baktı. "Aman..." derken gözlerini kırpıştırdı. "Bu peri kızı da kim böyle?" Letruce'ye döndü. "Daha önce hiç görmedim, nasıl olur?"

"Adı Usemil," dedi Letruce. "Yanına gittiğinde de onunla bu şekilde konuşmanı tavsiye etmem, biraz sinirlidir."

Birlikte tezgâha yanaştılar. Pilano dizlerini kırdı, yere kadar eğilerek reverans yaptıktan sonra ayağa kalktı. "Merhaba güzel hanımefendi." Sesini elinden geldiğince kalınlaştırmaya çalışmıştı. "Bendeniz Avcılar Birliğinden Pilano, Letruce'nin hocasıyım."

Letruce itiraz etmek üzere ağzını açacaktı ki vazgeçti, zaten gerek kalmayacaktı.

"Merhaba," dedi Usemil onu baştan aşağı süzerek. "Ama ben seni değil Letruce'yi çağırdım." Letruce’ye döndü. “Neler oluyor?”

"Ah tabii," dedi Pilano. "Sizi buralarda daha önce hiç görmedim hanımefendi, acaba buralı mısınız?"

Usemil gözlerini kısarak bir nefes alıp verdi ve güneşte kumrala dönmüş saçlarını eliyle topladı. Letruce genç kadının gözlerindeki öfke parıltısını çoktan hissetmişti, Pilano ise her şeyden habersizdi.

"Buralıyım," dedi Usemil sonra. "Taze meyve ve sebze satıyorum ve şu an seninle konuşmak için vaktim yok."

"Peki peki," dedi Pilano gülümseyerek. "Ben de Letruce'yi size teslim etmek için uğramıştım zaten." Letruce kafasını şaşkınlıkla Pilano'dan Usemil'e çevirince Usemil ona göz kırptı. Sonra bir süre sessizlik oldu.

"Eee," dedi Usemil. "Daha neyi bekliyorsun?"

"Ne?" dedi Pilano dalgınlığından sıyrılıp. "Ha ben bir de şey için buradaydım..."

Pilano yine susunca Letruce gülmesini tutamadı ama Pilano onun güldüğünün farkında bile değildi.

"Ne için buradaydın be adam?" diye çıkıştı Usemil. "Dedem garnizonun eski komutanı, devriyeleri çağırırsam seni hiç kimse kurtaramaz."

Pilano kendini toparladı. "Bir adam gördünüz mü? Şey bir adam..." Letruce'ye baktı. "Tarif edebilir misin evlat?"

"Uzun boylu, yüzünü gizleyen bir adamı arıyoruz abla," dedi Letruce. "Siyah kıyafetleri var ve buralı olmadığı kesin."

Usemil bir süre düşündükten sonra başını salladı. "Hayır, öyle bir adam görmedim. Zaten meyve sebzeyle işi olacak birine pek benzemiyor gibi."

Sonra kolunu Letruce'nin omzuna atıp çocuğu kendine çekti. "Senin ne işin var böyle adamlarla bakayım?" Elini çocuğun ensesine koydu ve gözlerinin içine baktı. "Bırak avcılar kendi işlerini kendileri halletsinler. Sen ne karışıyorsun?"

"Ama ben Avcılar Birliğine kabul edildim," diye itiraz etti Letruce. "Artık benim de işim."

"Ne?" diye bağırdı Usemil, çığlık atar gibi, Pilano bile irkilmişti. "Hayır. Hayır Letruce. Onlara katılamazsın.”

Pilano hafifçe öksürdü. "Şey, isterseniz ben sizi yalnız bırakayım." Birden toparlanmış gibiydi ve daha fazla olumsuz bir görünüm sergilemek istemiyordu. "Soruşturmam gereken biri var."

Letruce onun kendisini savunmasına yardım etmeden kaçmasına bozulsa da bir şey diyemedi.

"Bu arada hanımefendi," dedi Pilano birden arkasına dönüp. "Eğer herhangi bir konuda yardıma ihtiyacınız olursa bendeniz Pilano emrinize amadeyim."

Usemil tezgâhtan bir elma alıp Pilano'ya fırlattı. Pilano suratına hızla yaklaşan elmayı havada yakaladı ve bir ısırık aldı. Sarışın avcı şokun etkisini üzerinden tamamen atmış gibiydi.

"Deli saçması işlerinize on beş yaşında bir çocuğu oyuncak etmeyin," dedi Usemil öfkeyle. "Lider Yankap mıdır, Yakkaç mıdır, her neyse gittiğinde ona böyle söyle."

Pilano'nun yüzünde derin bir sırıtış belirdi. "Talebinizi ileteceğim hanımım." Bir kez daha reverans yaptı. "Gidiyorum, şimdilik." Diğer satıcılarla konuşmak için oradan ayrıldı.

Usemil arkasından bir elma daha fırlatacaktı ki Letruce onu tuttu.

"Abla," dedi. "Senin yanına yarın gelsem olur mu? Çok işim var."

"Hayır!" dedi Usemil yine köpürerek. "Sen nasıl bu adamlara katılabiliyorsun? Daha kaç yaşındasın sanki, bunların ne yaptığını biliyor musun sen? Seni ustana şikâyet edeceğim..."

Usemil cümleleri art arda öfkeyle sıralarken Letruce sessizce bekledi.

"Ustamın izni var," dedi sonra. "Rantem Usta'dan bana bir yay yapmasını istemiştim. Bugün onu aldım, bahsettiğim adamı da orada gördüm. Bana düşmancıl bir şekilde bakıyordu."

Usemil elini alnına götürüp iç çekti. "Anlamıyorum, gerçekten anlamıyorum." Tabureye oturup gözlerini Letruce'ye dikti. "Birden boyundan büyük işlere karışmaya başladın çocuk. Senin zaten bir ustan var ve sana gayet faydalı işler öğretiyor. O varken bu hödüklerin nesine özeniyorsun sen?"

"Ben ustamı seviyorum abla zaten," dedi Letruce kızarak. "Ama yay kullanmada kendimi geliştirmek ve avcılar gibi avlanmak, ormanları dolaşıp Gandrodi'yi keşfetmek istiyorum." Tuhaf bir hisle doldu, sonra ekledi. “Başka türlü hikayem olmayacak.”

Usemil'in yüzü bezgin bir ifadeyle buruştu.

"Ah erkekler," dedi adeta tiksintiyle. "Küçüğünden büyüğüne hepsi aynı. Bir ayının pençesinde can vermek, kurtlar tarafından parçalanmak ya da başka egzotik bir hayvan tarafından gebertilmek yerine ustan gibi becerikli bir şifacı veya akademide bir büyücü olmak istemezsin yani, öyle mi?"

Letruce utangaç bir tavırla başını eğdi. "Avcılık daha güzel," dedi kısık sesle. "Büyücülük de fena değil ama onun hakkında hiçbir şey bilmiyorum."

"Neyse," dedi Usemil gözlerini devirerek. "Neymiş benden kaçmana bahane olan önemli işlerin? Onları söyle bana."

"Bahane değil," diye düzeltti Letruce. "Ustam kara alev mantarı toplamamı istemişti. Daha ondan toplayamadım ve daha önce gördüğüm bir mantar değil, elim boş dönmek istemiyorum."

Usemil ayağa kalktı. "Gel birlikte bakalım, zaten bugün canım çok sıkılıyordu."

"Ama abla," diye tereddütle itiraz etti Letruce. "Tezgâh ne olacak?"

"Bugün erken kapatırım," dedi Usemil omuz silkerek. "Mantarından bizim evin yakınlarında var mıdır?"

"Ustam Yujiti'ye yakın yerlerde çıktığını söyledi."

"Tamam, bizim ev de nehre çok uzak sayılmaz sonuçta. Şimdi bana yardım et de şu kasaları yükleyelim."

Letruce kasalardan birini alıp Usemil'in yük beygirine götürdü, kadın da elinde başka bir taneyle ardından geldi.

"Önce bize gidip bir yemek yiyelim, sonra senin şu mantarlardan ararız olur mu? Güneşin batmasına çok var nasılsa."

"Tamam," dedi Letruce. "Öyle yapalım madem.”

Kasaların kalanlarını da beygirin yanına getirdiler. Birlikte onları sıkıca bağlayıp üzerlerini kapattılar. Usemil gülümseyerek Letruce'nin alnındaki ter damlasını sildi.

"Uzak ülkelerde, orman ruhlarının krallığı Gastlober'de ve Vanre'nin güneyinde çok ağır yükler taşıyan uzun develerden ve onlara benzer büyülü yaratıklardan söz ediliyor." Kasaları son bir kez daha kontrol ettikten sonra güldü. "Acaba benim Süpürge'mden daha iyi olabilirler mi?"

Letruce yük beygirinin adıyla orman ruhlarını sormak arasında bir süre kararsız kaldı. Yük beygiri yeniydi, elbet daha sonra da sorabilirdi.

"Orman ruhlarına sen de inanıyor musun?" diye sordu. Aklına nedense Pilano'nun gorphanlar hakkındaki sözleri geldi. Letruce de orman ruhlarının var olduğunu düşünüyordu. Ama gorphanlar başkaydı, onları görmediği sürece gorphanlara inanamazdı. Belki de inanmak istemiyordu.

"Ne sanıyordun?" dedi Usemil. "Ayrı krallıkları bile var." Tezgahına son bir kez baktıktan sonra beygiri dürttü. "Belcas'tan biraz öteye gidersen görürsün ama insanlara karşı pek de barışçıl değillermiş."

Letruce ve Usemil önde, yük beygiri arkada kasaba meydanından ayrıldılar.

-

“Onbeşlerin Gandrodi’deki etkisi üzerine tartışıyor olmak bile böyle bir etkinin var olduğunun kanıtıdır. Burada esas mesele bu etkiye bağlı kalınmadan işlerin iyi gitmesinin sağlanıp sağlanamayacağıdır. Zira onbeşlerin kendi içindeki kavgaların nelere yol açabileceğini öngörmek mümkün değil.”

-Rapafalo, Güney Hamthus Bölgesel Yönetimi Konsey Üyesi